İnsanlığın doğa ile ilişkisinde yarattığı etkinin en belirgin göstergesinin doğada bıraktığı ekolojik ayak izi ya da karbon ayak izi olduğu söylenebilir. Bu göstergeler de, bir tür olarak insanın tüketimi üzerinden şekillenmektedir.

Bir tür olarak, insanın tüketim alışkanlığı karbon ayak izini belirlese de bu göstergenin tüm insanlar için aynı olmadığı gibi tüm ülkeler için de aynı olmadığı bilinmektedir. Ülkeler arasındaki bu tüketim farklılığı bir anlamda ülkeler arasındaki gelişmişlik farklılığının da göstergesi olarak okunabilir. Dolayısıyla bir ülke ne kadar gelişmiş ise o denli fazla tüketim gerçekleştirmiştir demek yanlış olmayacaktır. Fakat bu tüketimin aynı ülkede yaşayan insanlar için bir genelleme olduğu, bir başka deyişle aynı ülkede yaşayan insanların tüketim miktarlarının da farklılık gösterebileceği unutulmamalıdır. 

İnsanların dolayısıyla toplumların tüketim alışkanlıklarına bakıldığında, içinde bulunduğumuz çağın tüketim çağı olduğunu söylemek mümkündür. Dolayısıyla insanların refah seviyeleri –neredeyse mutlulukları dahi- tükettiklerinin miktarıyla ölçülür hale gelmiştir. Bu durum kaçınılmaz olarak insanlık için temel göstergelerden biri olan nicelik ve nitelik değerlerini göz ardı etmektedir. Başka bir deyişle insan için önemli olanın tüketilen şeyin niteliksel değeri olduğu göz ardı edilerek kullanılanın niceliği yani miktarı öne çıkarılmakta ve insan salt tüketen bir varlığa dönüştürülmekte ve/veya böyle kabul edilmektedir.

Tüketim alışkanlığı olan değil yaratılan bir durumdur. Sistem, yapı, reklamlar, diğer insanlar vs. insana sürekli olarak tüketmeyi empoze etmektedir. Bu tüketimin sürekliği aynı zamanda çalışmanın da sürekliliği anlamına gelmektedir. Bu süreklilik uzun vadede insanın salt çalışan ve ilk etapta amaçladığı sosyal ve ekonomik doyumun çok uzağında mekanik bir “araca” dönüşmesine sebep olmaktadır. Bu da, sürekli bir yerlerde çalışan, bir yerlere ulaşmaya çalışan mekanik kalabalıklar üretmekte ve bu acele içinde asıl amaç olan mutluluğun yok olması ve toplumsal huzursuzlukların doğmasına sebep olmaktadır.

Bir tür olarak insanın mutluluk ve refahının artırılması, tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesi, gerek insan yaşar kalmasının gerekse de doğanın varlığı ve devamlılığı için temel koşuldur. Bu bağlamda insanın ihtiyacı kadar tüketmesi aynı zamanda doğanın yenilenme hızının üzerine çıkılmaması sürdürülebilir bir yaşamın da ön koşuludur.

Başlık Fotoğrafı: Green Mom

Önceki İçerikMarx’ın ekolojisi
Sonraki İçerikÇevre etiği
Avatar
1984 yılında Ankara'da doğdum. Lisans öğrenimimi Ankara Üniversitesi Sağlık Yönetimi bölümünde tamamlamama karşın ekolojik sorunlara olan hassasiyetim tamamladığım bölümün önüne geçti. 2006 yılından bu yana sürdürdüğüm aktivistlik yönümü bilimsel açıdan da zenginleştirmeyi ve bu alanda akademik çalışmalar sunmayı istediğim için bölümümün değerli hocaları tarafından kabul edilerek Ankara Üniversitesi'nde Kent ve Çevre Bilimleri alanında yüksek lisans eğitimi almaya 2013 yılında başladım. Çepeçevre gazetesini gerek çevre gazeteciliğinin eksik olan yönlerini tamamlamak, gerekse doğa ile olan ilişkilerimizin daha bilinçli hale gelmesi açılarından son derece önemli buluyorum.