Yasakların ve yıkıntıların arasında büyüyen Surlu çocuklar bu kez büyüklerin girmesinin yasak olduğu “çocuk oteli” inşa ediyorlar. Otel fikrinin mucidi 11 yaşındaki Geylani, “Bütün evleri yıksalar da otelimizi yıkamazlar” diyerek kendilerini de otellerini de koruyacaklarını söylüyor.

Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yıkım sürüyor. Her gün biraz daha ilerleyen yıkım, Sur halkını tedirgin ediyor. Günlerdir elektrik ve suyun kesik olduğu Sur’da halk da kendi alternatiflerini oluşturuyor. Her şeyin farkında olan çocuklar ise “Evlerimizden çıkmak istemiyoruz, biz Sur’u seviyoruz” diyor. Yıkılan evlerin taşlarını ve demirlerini toplayan çocuklar, Alipaşa İlkokulu’nun arkasında bulunan bir sokakta “Çocuk oteli” inşa ediyor. Çocuklardan başka kimsenin giremeyeceği otel, çocukların anlatımıyla kendilerini korumak için inşa ediliyor. Oyunların dahi yıkım ve talan üzerinden kurgulandığı Sur’da, çocuklar özsavunmalarını da kendilerince yaptıkları “otelde” hayata geçiriyor.

Anlamayan çocukların devrimi

Çocukların nasıl ve neden bu inşayı yaptıklarından ziyade belki de “Bu çocuklar neden kendilerini koruma ihtiyacı hissediyor?” diye sormak gerekiyor. Büyükler her ne kadar “Çocuk onlar, anlamazlar” deseler de asıl çocukların her şeyi anladığının gerçekliğinin farkına varıyoruz. Onları bu farkındalığa götüren ise belki de savaşın, bombaların, katliamların ve yıkımın gerçekliği…

 

Bu çocuklar…

Kürdistan’da büyüyen çocuklar okulda öğretmenlerine, hastanede doktorlara, adliyede hakimlere, emniyetlerde polislere tuhaf tuhaf bakıp “Bunlar neden dilimizi anlamıyor?” diye sormuştur mutlaka kendi kendine. Büyüdükçe daha çok anlam kazanır sorulan sorular. “Bu çocuklar neden ölüyor, neden gidiyor, neden taş atıyor” soruları ise aksine anlamsızlaşır Kürdistan coğrafyasında. “Bu çocuklar neden?” diye başlayan tüm soruların cevabı, çocukların geçmişinde saklı. Anneleri Kürtçe konuştu diye darp edilmiş, babaları gözleri önünde ya vurulmuş ya da işkenceyle gözaltına alınmış, yakın akrabaları veya komşuları her sabah baskınlara uyanmış, sokakta faili meçhule gitmiş çocukların…

Otel inşa ediyorlar

Faşizmi yaşayan, bellek kırımı yaşayan bu çocuklara direnmekten ve kendilerini korumaktan başka yol bırakılmamış. Belki de bu yüzden son 3 yıldır ölümden ve yıkımdan başka bir şey görmeyen Sur çocukları da kendilerini korumak istiyorlar. Sadece kendilerini değil, arkadaşlarını da korumak istiyorlar. Geylani henüz 11 yaşında, Alipaşalı. Hafif kırık bir Türkçeyle konuşuyor. Kendi sokağında çocukların en büyüğü, küçükler ona “abi” diye sesleniyor. Sokaktaki çocukları toplamış etrafına, “Karar aldım, otel yapacağım” demiş. Küçükler de sorgulamadan “Olur yapalım” demişler. Biri yıkıntıların arasından tuğla topluyor, biri camiden (imama belli etmeden tıpkı bir dedektif gibi gizli gizli) su taşıyor, biri alçı, biri de çimento için sokaktaki çukur kapları topluyor.

“Hep çocuklara mı, biraz da büyükler yasak görsün”

Geylani, büyük bir özveri ve sanki yılların inşaat işçisi gibi koluyla terini sile sile tuğlaları yerleştiriyor. Öyle ya, kendini ve arkadaşlarını korumak için büyük bir sorumluluk üstlenmiş. Geylani de bu sorumluluğu layığıyla yerine getirmeye çalışıyor. Geylani başlıyor anlatmaya: “Otel yapacağım buraya, çocuk oteli. Büyüklerin girmesi yasak.” Büyüklerin girmesinin neden yasak olduğunu da sorunca geliyor o yaşından büyük cevap, “Ma her şey çocuklara yasak olacak sadece? Biz de büyüklere yasaklıyoruz. Biraz da onlar yasak görsün.”

Otelin altını yapacağız, sonra bir yerden şemsiye bulup çatısını da şemsiyeyle kapatacağız, suyu ve elektriği kaçak kullanacağız. Bütün evleri yıksalar da otelimizi yıkamazlar. Biz otelimizi de kendimizi de koruyacağız. Herkes gitse de biz Sur’dan gitmeyeceğiz. Biz burada çok mutluyuz, neden gidelim” diyor Geylani. Sahi bir çocuk mutlu olduğu bir yerden neden mutsuz olacağı bir yere gönderilmek istenir? Neyse ki bizim çocuklar kendi mutluluklarını da umutlarını da koruyorlar. Mutsuzluğu, umutsuzluğu dayatanlara inat, “Çocuk Oteli” inşa ediyorlar. Belki de bu yüzden onlar “Devletin korktuğu çocuklar” olarak karşımıza çıkıyor…

Alıntı: Gazete Sujin – Beritan Canözer