Tango, kökenine dair tartışmalar hâlâ sürse de rahatlıkla tutkunun dansı olarak tanımlanabilir. Bugün dünyanın her yerinde kimi zaman çağlayan kimi zaman da ince, narin bir dere gibi yatağında sakince akan bu dansla karşılaşmak mümkündür.


Dans pistinde saat yönünün tersine dönerek çiftlerin yaptığı tango, Arjantin’in arka sokaklarından günümüze, “statünün işareti olmak gibi bir noktaya geldi.” diyor Marta E. Savigliano, TangoTutku’nun Ekonomi Politiği kitabında. Yaygınlaşmasının ve kabul görmesinin en temel nedeni bu olsa gerek. Marta E.Savigliano, Arjantinli bir siyaset bilimci, antropolog, feminist ve postkolonyal eleştiri dersleri veriyor ve yine aynı kitapta şöyle diyor:


“Tango yapıyorum. Tango yapıyorum çünkü bu belirsizliklerin ortasında hareket etmem gerek. Çünkü kendime ve diğerlerine hâlâ hareket edebildiğimi göstermeliyim.” 


Kitabın başka bir yerinde de kendi dans serüveni için değil ama tango için şöyle bir ifade kullanıyor:

“Çünkü ondaki kucaklama, mahremiyetin iyileştirici pratiğidir.”

Yürüyüş

Bir Kızılderili atasözü: “Arkamda yürüme, ben öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz de eşit oluruz.” der.

Bu sözün tangoya çok yakıştığını düşünüyorum. Çünkü aslında tango da bir tür yürüyüş hem de aslında tam da bu söze uygun olması beklenen bir yürüyüş.

Takip

Tango’da dişil olanın eril olanı takip etmesi gerekir. Bu kolay bir şey mi? Nereden baktığınıza bağlı ama bu sadece bir dans. Elbette mevzu sadece takip etmek değil ama bazı şeyler ilk başta söylenmez.


Zıtlıkların geriliminin tango ritmindeki parçalarla akışını görmek bu zıtlıkların bir oluşta eridiğini de görmeye benzer. Sanki tango, tüm bölünmüşlükleri dansın bir oluşunda, akışında birleştiriyor gibidir. Ying ve yang ya da eril ve dişil değil de tango ritmiyle bir form bulmuş yeni bir canlı vardır sanki sahnede. 

Enerjinin Aktarımı

Tango öğrenmek pek çok yeni sözcüğü öğrenmeyi de kapsar. Beden yeni bir dil öğreniyorken sözcükler de buna eşlik ediyor gibidir. Bu yeni sözcükler, herkesin aynı şeyi anlaması için kullanılır. Peki gerçekten böyle mi olur?

Yaz tatilinin o tadına doyulmaz günlerinden birinde Ankara’da bir tango seminerine katıldım. Seminer, cross adı verilen bir hareketle ilgili hem teoriyi hem de pratiği kapsayan kısa bir eğitimdi. Eğitmenlerden biri, şiir gibi dans eden, genç bir kadın:

“Kadın hissetmedim der ve konu kapanır.” dedi.

Bu cümleyi dansın liderinin takipçisine cross enerjisini yollamasıyla ilgili kurmuştu. Aslında yolladığını sanması, ezber davranışlar beklemesi ya da benzer bir şeyler de olabilirdi bağlamı, önemli olan şuydu, her ne kadar dansın lideri olsa da tango iki kişilik bir danstı ve takipçi figürlere dair enerjiyi hissetmeliydi. Hissetmediği noktada figürü yapmaması kadar doğal bir şey yoktu.

Tangoyu karmaşık yapan da sanırım bu hissetmek meselesi ve herkes aslında dansa karakterini yansıtıyor. Milongalarda dansın diline uygun zarafette duruşların yanında tango yapan ama bu dansın ruhunu pek anlamamış kişiler de var.

Tango bir uyum işi ve liderlik eden tarafın, partnerini gözetmesi, rahatını, konforunu, isteğini ve potansiyelini görebilmesiyle ancak dansta uyumun yakalanması mümkün. 

Tango, akış içinde an’ı yaşamak, düşünmeyi bırakıp, ritme kendini bırakmak ve gerçek anlamda “yan yana” olmayı hissetmek için çok uygun bir dans. İlginizi çektiyse deneyimlemeye de hazırsınız demektir.

Alıntılar, Marta E. Savigliano, Tango Tutku’nun Ekonomi Politiği, sayfa: 37, 188’dan yapılmıştır.