Okuma süresi: 2 dakika

Günaydın arkadaşlar. Sizinle zaman zaman farkındalıklarımı paylaşacağım bu yazı dizisinin sizlere faydalı olmasını diliyorum. Bu sabahki farkındalığım: “Unutmayın; mutlu değilsek sorun bizdedir.”

Dün gece biraz düşündüm. Düşünce sistemimi değiştirmem gerektiğini düşündüm. Mat üstünde pilates, olumlama ve meditasyon derken harika bir güne uyandım diyebilirim.

Bu sabah ineklere ait olduğunu umursamaksızın bir kutu süt satın aldım. Düşündüm ki reklamdaki o yeşil ovalarda çok mutlu inekler. Afiyetle içtim. Biraz gaz yapmış olabilir. Laktoz intoleransıdır büyük ihtimalle. Yoksa o sütün benim bünyeme uygun olmaması ihtimalinin benim bir buzağı olmamamla uzaktan yakından ilgisi yok; eminim. Belki kendimi şımartıp güzel bir sucuklu yumurta bile yaparım. Size bir sır vereyim mi? Biz yesek de yemesek de hayvanların bir ömrü var. Nasılsa ölecekler. Rahat olmakta fayda var. Hehe.

Bu sabah Zehra Zümrüt Selçuk’un 1 milyon 215 bin liraya yenilenen toplantı salonunun ne kadar şık olabileceğini hayal ettim. Deri koltukların ne kadar rahat ve görkemli göründüğünü düşünerek rahatladım. “Rabbim bu millet için çalışanın yar ve yardımcısı olsun” dedim. Gerçek bir vatansever böyle olmalıdır. Gururluyum. Hehe.

Bu sabah Melih Bulu’nun terbiyesiz öğrencilere karşı sükûnetle alkış tutmasını takdirle karşıladım. Aslında gereksiz gençlik duygularına kapılmayı kenara bıraksalar öğrencilerin Melih Bey’i çok seveceklerini düşündüm. Tüm kalbimle inanıyorum ki bir hafta sonra seçim yapılsa o öğrenciler Melih Bey’e oy verir. Melih Bey’in çizgi film karakterlerine benzetilmesini, akademik ve siyasi geçmişi ile sürekli yıpratılmaya çalışmasını gördükçe öfkeleniyorum. Neyse ki öfkeme yenik düşmedim. YouTube’dan nefes egzersizi açtım. Sakinim, sakinim. Bununla baş edebilirim. Hehe.

Bu sabah düşündüm ki bizim polisimizde çelik gibi sinir var. Nasıl da sabırlı ve insancıllar. Çevik kuvvet, çelik sinir ama pamuk gibi kalp… Hehe.

Bu sabah “Hendek İçin Adalet” diye çığırtkanlık yapan işçi ve işçi yakını ve işçi sendikası ve işçi seven partilerin videosunu seyrettim. Neyse ki Erkan Baş maske takmıştı ve onun bıyığını görmekten kurtuldum. Neden her yürüyüşte polisimizin karşısında insanların koluna girdiğini bir türlü anlayamadığım Erkan Baş’ın bir de bıyıklarına katlanmak zor oluyordu. Videoyu kapattım. Hehe.

Bu sabah bu ülkedeki hiçbir bürokratın, siyasetçinin, devlet büyüğünün diplomasını ve not ortalamasını merak etmedim. Yasalara uydum. Kurallara uyarsanız kimse sizi huzursuz edemez. Hehe.

Bu sabah intihar ettiği aşikâr olan kız çocuğu Rabia Naz hakkında düşünmedim. Çünkü yeterince açık her şey. Neden düşüneyim ki? Babasına açılan davaları da düşünmedim. Davanın avukatı düşünsün. Yani Rabia Naz’ın babasını nasıl zor duruma sokabileceğini düşünsün. Herkes işini iyi yapsa keşke… Başlarına bir şey geldiğini sanıp #RabiaNazaNeOldu #GülistanDokuNerede diye ortalığı karıştıran provakatörleri de bir güzel engelledim. Twitter’da verimli vakit geçirdiğimi söyleyebilirim. Tavsiye ederim. Hehe.

Bu sabah aşıları düşündüm. Herkesin bir an evvel aşı olması gerektiğini düşündüm. Öyle hevesliyim ki şimdiden damarımda kan gibi hissediyorum diyebilirim. 🙂 Çevremdeki herkes aşılara ve ilaçlara güveniyor. Lütfen sorumluluklarımızı ihmal etmeyelim. Hehe.

Hiç kimsenin düşünmediği kadar doğru şeyler düşündüğüme göre şimdi sıra sizde. Hadi yine iyisiniz; hazıra kondunuz. Hehe.

Ne rahat, ne hoş, ne eğlenceli bir gün. Türkiye’deyiz ve mutlu olmak için çok nedenimiz var. Bundan iyisi Şam’da kayısı. Belki de Geyve ayvası. Hepimize afiyet olsun. Yeniden günaydın…