Bugün Gaia okurlarına yaşadığımız topraklar için oldukça nadir sayılacak bir gruptan bahsedeceğiz. Onlar kim mi? Onlar her şeyden önce ‘kötü kızlar’ diyebiliriz. Bu 3 kadın Türkiye’de feminist eksenli punk rock yapıyor. Müzikal anlamda da oldukça farklı bir çizgide olan Secondhand Underpants ülkemiz müziğine hem felsefi hem müzikal anlamda yeni ufuklar yaratıyor.

Bize öncelikle gruptan bahseder misiniz? Buralarda örneğin davulcu bulmak bile zorken siz 3’ünüz nasıl bir araya geldiniz? Grubun hikayesi nedir?

Fulden: Lise yıllarımız okuldan kaçıp stüdyoya girmekle geçti. Ceren’le sıra arkadaşıydık ve Macteliam adında bir doom metal grubumuz vardı. İlk konserimizden bir ay önce davulcumuz (o da sınıf arkadaşımızdı) “Ben çalamayacağım, ÖSS’ye hazırlanacağım” dedi. Ceren de arkadaşı Temmuz’u getirdi. Seneler sonra ÖSS’ye çalışmak için ayrılan davulcumuz Secondhand Underpants’in ilk klibi Autopleasures’ı, daha o yıllardaki klavyecimiz ise son çıkan klibimiz U’yu çekti. Kısacası grubun hikayesi ergenlikten bugüne uzanan bir arkadaşlık hikayesi aslında. Ama garip bir şekilde diğer projelerimizde hepimiz aşağı yukarı hep kadınlarla çaldık. Bence müzik yapmak isteyen kadınlar bir araya geldiklerinde fırtına gibi esmeli.

Ceren: İzmir’den İstanbul’a geldiğimizde üçümüz birlikte müzik yapsak ama ne yapsak derken punk yapalım dedik. Riot grrrl ruhumuzu yansıtacak yaramaz, çatlak çekici bi alandı. Ve melankolik müzik alışkanlığımıza bir güneş gibi doğdu.

Temmuz: Ceren’le 13 yaşındayken İzmir Konak’ta dershanenin birinde test çözerken tanıştım, en arkada Kemik okuyup geyik yapan mor kazaklı tam zamanlı bir bağımsızlık abidesiydi. Lise zamanı Ceren beni, sonradan bizi riot grrrl ile tanıştıracak olan filozof sıra arkadaşı Fulden ile tanıştırdı, ikisi zaten müzik yapıyordu. Aynı dönemde ben de davul öğreniyordum, depresifliğimin hiçbir dert işgal etmeyip tersine olumlandığı doom metal gruplarına dahil oldum. Sonrası derin dostluk ve SHUP. Ceren’le farklı gruplarda da çaldık, kuzenim Gizem ve Dan Le ile bir süre 4-Letter Word adında bir grupta çaldık. Geçen yıl kaydettiğimiz kısaçalarımız “be there in ten,” Fulden’in kurduğu CIAYM Records tarafından internet üzerinden yayınlandı (https://ciaym666.bandcamp.com/releases sayfasında bulabilirsiniz).

Soldan sağa : Ceren (bass, vokal) Fulden (gitar, vokal), Temmuz (davul, vokal)

Peki feminizm nedir?

Temmuz: Feminizm insanın kendine yakışmayanı giymesi ve kendine yakışanı giymemesi veya başkasına yakışanı kendine giydirmesi ve veya kendine yakışanı ikincielcide başkasına yakışanla değiştirmek ve hepsini tek tek veya aynı anda yapmak da olabilir.

Fulden: Yemin ederim bunu ben söyleyecektim. Yeterince hızlı davranamadım, başka bir şey söyleyeyim o zaman. Feminizm benim için yaşam hakkımı savunmamdır. İkili ilişkilerdeki şiddet örüntülerinden uluslararası siyasete, görünmez ve değersiz kılınmış emekten iktidar ilişkilerinin her katmanına sirayet eden ve sosyal, ekonomik ve politik varlığımızı öncelleyen, kim olduğumuza, ne giydiğimize, ne yapabileceğimize, epistemik güvenilirliğimize, dinlenebilirliğimize, kiminle sevişeceğimize karar veren ataerkiye kafa tutmaktır. Neşenin, dayanışmanın ve adaletin hüküm süreceği başka bir dünyanın tahayyülü ve bu tahayyülü gerçekleştirme mücadelesidir. Müziği ve yaratmanın muhtelif biçimlerini bu tahayyülü yürürlüğe koyma pratiği olarak düşünüyorum. Hayatına sahip çıkan her kadın başka onlarca kadın için cesaret kaynağı olabilir.

Ceren: Cesarettir, kadına yönelik haksızlığa karşı bir dayanışma biçimidir. Düşüncede ve davranışta cinsiyet kalıplarına göre yargılama yapanlara izin vermemektir. Kadınların zekasına, fikirleri değiştirebilme gücüne inanmak ve güvenmektir. Eğitimli veya eğitimsiz erkeğin içinden çıkabilecek olan prototip göbekli Türk erkeğine, yukarıdan bakmaya prim vermemektir.

Grup olarak sahnelerde ya da müzik yaparken camiadaki erkeklerin genel yaklaşımını nasıl buluyorsunuz? Cinsiyetçilik temelli sorunlar yaşadınız mı ve yaşadıysanız bunlardan bahseder misiniz?

Ceren: Takdir edenler oluyor, soru soranlar oluyor. Elinde enstrüman olan bir kadın imajı gördüğünde “Gerçekten çalıyor mu?” diye düşünen erkekler olabiliyor, biliyoruz, gülüyoruz 🙂

Fulden: Seyirciden ziyade bilhassa sesçilerden gelen bir “ne yaptığını kesin bilmiyor” gibi bir önyargı olabiliyor. Bu insanı kendine dair tereddüte düşürebilen bir şey; özellikle kadınların erkeklerin domine ettikleri alanlarda ciddi özgüven sorunları yaşadığını göz önünde bulundurursak. Bunu elbette hiç yaşamadığımız sesçilerle de çalıştık. Taciz ise bu sahnede hala devam eden bir sorun. Tacizle mücadele için daha organize davranabilmemizi isterdim. Bu konuda stratejileri birbirimize daha çok danışmalıyız. Bu arada tepkinin genel olarak olumlu olduğunu da söylemek isterim. On sene kadar önce sahnede yaşadığım olumsuz deneyimlerin birikmesi beni derinden etkilemiş ve çalma isteğimi tamamen yok etmişti. Amerika’da yaşadığım süre içinde üyesi olduğum sendikanın etkinliklerinde sahne alarak kendime ve seyirciye dair bir güven kazandım. Şu an neredeyse hiçbir şey canımı sıkamıyor, çünkü başkalarının yaklaşımındansa kendi neşemi ve coşkumu önceliklendirmeyi öğrendim.

Punk aynı zamanda ahlak karşıtı bir kavram peki sizin ahlak karşıtlığınız ne boyutta?

Ceren: Oblivious şarkımızın sözleri şöyle başlıyor, Türkçe mealiyle ahlak: “Onur nedir bilmem, kutsal nedir bilmem, erdem nedir bilmem, sen de bilmezsin.” Bu aslında dinsel ahlak karşıtı kuralsız bir özgürlük çağrısı. Bir yandan anti-ahlakından dolayı yalnız olmaktan da korkmuyor, çok seviyorum, Fulden yazmıştı. Yaratma anında, bir free-speech temsili olarak anti-ahlak kavramını destekliyorum. Kuralsızların, toplumdan dışlananların da kuralları var. Ben o yüzden anti-ahlak ile yaşıyorum diyemem, anlaşma uyum seviyorum. Herkesin kendi ahlakını geliştirilmesi ve temellendirmesi bana daha yakın geliyor. Oysa ki bırak dışlan ne olacak. Biz işte dışlananlar birbirimizi buluyoruz

Temmuz: Ahlak kavramını “genel ahlak” üzerinden konuşuyorsak: velev ki genel ahlaksızız. Bu ahlak tartışması aslında bize gelen “neden punk?” gibi bir soruya cevap vermek için de güzel bir yer. Çünkü punk sanatsal üretkenliğin ve kendini sanatla ifade etmenin standartlarına, piyasanın işleyiş kurallarına ve sosyal normlarına karşı duran bir yerden ürüyor. Bence ahlak-punk ekseninde dördüncü boyuttayız.

Fulden: Ben etik dersleri veriyorum; çalışma alanım etik ve siyaset üzerine. Toplumsal ahlak kurallarının yarattığı riya bana kalırsa her zaman şüpheyle yaklaşılması ve mücadele edilmesi gereken bir şey. Onurlu yaşamak söz konusu olduğunda, kulağa romantik gelen bir tınının ötesinde içinde bulunduğumuz neoliberal sistemde bunun pek mümkün olduğunu düşünmemekle beraber çoğu zaman bu idealin bir vicdan rahatlatmadan öteye de gidemediğini görüyorum. İster istemez türlü sömürü pratiklerine implike oluyoruz. Öte yandan, bu, sorumluluğu üzerimizden atmak için bir bahane olamaz. Siyasi ve ekonomik varlığımızdan bağımsız bir etik düşünülemeyeceği kanısındayım. Ben punk müziğin de bu paradoksları bir şekilde çözmeye olanak sağlayabilecek alanlar açtığını düşünüyorum. DIY böyle bir pratik mesela: onların kar amaçlı koyduğu bu etikete köle olmayacağız, kendi müziğimizi kendimiz dağıtacağız ve takas pratikleri geliştireceğiz. Bunun da elbette kendine has sorunları var. Yaşadığımız sistemde sorunsuz bir pozisyonda durmak pek mümkün gözükmüyor, ama elimizden geleni yapmayı ve mücadeleyi bırakamayız. Çünkü diğer seçenek çürümeye göz yummak.

Günlük yaşamlarınızda neler yapıyorsunuz? Punk ya da aktivizm hayatınızın neresinde?

Temmuz: Ben İrlanda, Galway’de doktora yapıyorum, senede birkaç ay Türkiye’ye geliyorum. Punk altkültürü ve estetiği, queer teori ve postmodernizm çalışıyorum, aynı zamanda yazılımcıyım. İrlanda’daki bazı feminist bakış açılarının dışlayıcılığını gördükten sonra son dönemde aktivizmden uzaklaştım, ama aslına bakarsanız üniversitede, iş çevremde ve insanlarla ilişkilerimde istemsizce ve sıklıkla kendimi aktivist konumunda buluyorum gibi hissediyorum, bundan da pek keyif alıyorum diyemem. Bu keyifsizlik ve doğal olarak gelişen agresif yapılanmayı da bir şeyler üretmek için motivasyon olarak kullanmaya çalışıyorum.

Ceren: Grafik tasarımcıyım. Punk konserleri izlemeye gidiyorum fırsat buldukça. Aktivizm ideası sarhoş masalarında diyebilirim, faalen bir şey yapmıyorum anca tasarım yapabilirim. Bazen Fulden’e CIAYM (Chaos I’m Your Mistress) tasarımlarında el atıyorum, 8 Mart ve Onur Yürüyüşlerine katılıyorum. Queerwave oluyor bu aralar, hep eğlence ama destek atmak bir yandan da. 16’sında Trans mahpuslar için düzenlenen Etiket gecesinde çalacağız. Görsel bir iş ile uğraştığım için punkın görsel tarafı ve estetiği ile de ilgiliyim, internetten bulduğum görselleri arşiv yapıyorum.

Fulden: Ben akademisyenim; aktivizm benim için sınıfta, yazdıklarımda ve anlattıklarımda. Punk’ın bir pedagoji olabileceğini bazılarımız her zaman biliyordu ama bu fikir akademide de son zamanlarda yükselişe geçti.

Bize biraz Riot Grrrl ve Girl power akım ve kavramlarından bahseder misiniz?

Ceren: Riot grrrl müzik tarzı 90’lara dayanıyor ama dinleyici ile konuştuğu çağ bu çağ. Müzik yapan kadınların dayanışma içinde olduğu, birbirini anladığı, çok üretken ve pozitif destekleyici bir alan. Türkiye’den daha fazla girl power grubu çıkmasını isterim. Kadınlar bir araya gelip müzik yapınca güçlü bir his geliyor. Fulden uzun bir süre yurt dışındaki gruplarla iletişim halinde oldu ve beş gruptan oluşan gümbür gümbür bir riot grrrl spliti çıkardık, habire dinliyorum.

Heresy split CD, gruplar : Secondhand Underpants, Revulva, Guttfull, Cryptic Street, Twin Pigs

Yurtdışından gruplarla ilişkileriniz ne durumda? Yeni bir split albüm çıkarmıştınız bundan da bahseder misiniz?

Fulden: Geçen sene Chaos, I Am Your Mistress olarak İstanbul’da ilk defa bir Ladyfest düzenledik. İngiltere’den Dream Nails’ın yanı sıra Kim Ki O ve biz çaldık. Her anlamda tarihi bir etkinlikti; daha önce hiçbir etkinlikte kendimi bu kadar özgür ve olumlanmış hissetmemiştim. Chaos, I Am Your Mistress kadın ve kuir müzisyenleri destekleyen ve yurtdışında da birçok kolektifle iletişim ve etkileşim halinde bir oluşum. Umuyorum ki faaliyet alanımızı büyüterek genişletebiliriz ve başka projeler için de destek ve ilham kaynağı haline gelebiliriz. Riot grrrl akımı 90’larda Kuzey Pasifik’te ortaya çıkıp orada kalmadı, dünyanın birçok yerine sıçradı ve bugün kadınların bağımsız müzik sahnesinde gitgide daha cesur bir şekilde varolabildiklerini görüyoruz. Bunun devam etmesine elimizden gelen desteği vermek istiyoruz. Yeni çıkan HERESY split albümümüzde 5 grup (Danimarka’dan REVULVA, İngiltere’den GUTTFULL, Malta’dan Cryptic Street, İsveç’ten Twin Pigs ve biz) bir araya gelip her birimiz yeni materyal kaydedip ortaya kalıcı olmasını arzu ettiğimiz ortak bir iş koyduk. Hazırlık süreci toplamda bir buçuk senemizi aldı. Albümü Chaos, I Am Your Mistress’in Bandcamp sayfasından dinleyebilir ve bize yazarak edinebilirsiniz.

Temmuz: Sadece yerel sahnede kalmayıp, sınırlarla sınırlanmayan bir oluşum içinde olmak gerçekten güç verici bir duygu, birçok yerde kol kola imece usulü bir durum var ve feminist punk tam bir yükselişte. İngiltere’den çıkma LOUDWOMEN oluşumuyla iletişim halindeyiz, loudwomen.org sitesinde albüm veya EP değerlendirmeleri yazmaya başladım (e-zine lerinin kutunuza gelmesi için de mail listelerine üye olabiliyorsunuz).

Eskişehir konseriniz ve son konserleriniz nasıldı bunlar hakkında izleyici ve diğer konularda yorum yapmanızı rica etsem?

Temmuz: Ben her konserde çalamıyorum, o yüzden her çalabildiğimde mutlu oluyorum. Eskişehir konserinde bizden Kalben çalmamızı isteyip, inat ve hakaretle taciz eden biri vardı, onun yüzünden mutsuz olduk. Ama bu gibi olaylara takılmaktansa, aynı sahneyi bizimle paylaşan insanların aynı zamanda biz sahnedeyken de bizimle eğlenen gruplar olmalarına, dayanışma duygusuna odaklanıyoruz.

Ceren: Son konserlerimiz Ankara ve İstanbul’daydı, davulda Selenay ile çaldık. Dissonant adı altındaki bu iki konseri Ahmet ve Selin baya güzel organize etmişler. Ankara’da Bizbize müzik stüdyosunda konser verdik, ve bi stüdyoda konser vermeyi baya istiyordum. Stüdyo doldu, izleyici montalarla eğlendi harikaydı. Fulden ile ayı gibi yediğimiz için dolu dolu bi konser oldu. 😛  Metal ve punk çalan bir Vito’da Yunan post-punk grubu Chain Cult ile road trip yapıp İstanbul’a geldik. Baya tatlı çocuklardı, seküler Türk ile Yunan aynı gibi zaten. İstanbul’da seyirci daha azdı, ama canımızdı. Eğlenen dans edenleri gördükçe benim de yanlarına atlayasım geliyor.

Kendinizi Punk’ın hem duruş hem müzikal anlamda hangi evresinde ya da neresinde tanımlıyorsunuz? Punk sizin için nedir? Aklımıza sadece mohawk saçlı tipler gelmesi normal mi? Bi de punk öldü mü?

Temmuz: Punk’ın akımları veya anları vardır, o anlar biter, yeni anlar, yeni şok efektleri, yeni tepkisel biçimler ürer. Mohawk saç, çengelli iğne, yırtık ceket stili 70’ler sonu batıda sağın yükselişte olduğu işsizliğin peak yaptığı bir dönemde, parasal anlamda ucuz ve toplumu rahatsız edecek tepkisel bir stil olarak çıktı, fakat moda olduktan sonra batıda çok da punk değeri kalmamıştı. Zamanında moda olup punk’ın popüler ikonografisine girdiği için aklımıza gelmesi normal. Şu an hala bazı yerlerde şok edebildiği için radikal statüsünü koruyor olabilir, bu tarz ikonlar mekana ve zamana bağlı olarak farklı anlamlara giriyor. Riot grrrl de en etkili punk akımlarından biriydi (ya da alt tür de diyebiliriz). Kathleen Hanna’nın agresyonu ve devrimci enerjisinde vuku bulup grunge sahnesi ve Nirvana dahil birçok etki alanına girdi. Dönüşerek farklı yerlerde ortaya çıkmaya devam ediyor, biz de bu dönüşümlerden biri olabiliriz. O yüzden evet punk’a evreleri olan bir şey olarak bakmak anlamlı olabilir ama bu evreler bir evrime tamamlanmaz, bir geleceğe doğru ilerlemez. Punk yaparak bir ideal kurulmaz, sonu olmayan bir dönüşüme gidilir.

Ceren: Temmuz ne güzel yazmışsın ya, ben ne yazayım? Stil olarak cyber punkları seviyorum Japon punklarını özellikle, bilimkurguyla da içli dışlı olduğu için. Müzik ve stil bi duygu yaratmak için var, punk da asi bi duygu. O saçlara dövmelere kaç saat uğraşılıyor, kendi dünyamda şekilci olmasam ya da nasıl olunacağını bilmesem de asiliğe ve ucubeliğe uğraşılan bütün saatlere varım!

Fulden: Ben tanımlamaları müzik yazarlarının takıntı haline getirmiş olduğu bir şey olarak görüyorum, müzisyenlerin genel olarak buna dair çok da kafa yorduklarını düşünmüyorum. Dolayısıyla gerek gören herkes bizi istediği evreye yerleştirebilir; bu benim üzerinde çok düşündüğüm ya da düşünmeyi tercih ettiğim bir şey değil. Punk benim için müzikle sınırlı değil ve genel olarak hayata, dünyaya, topluma karşı bir tutumu ve duruşu niteliyor. Oradan aldığım güçle günlük işlerimin üstesinden geliyorum ve ne yapmak istediğime dair inancımı tazeleyip devam etme motivasyonunu en yıprandığım anlarda dahi bulabiliyorum. Bu benim için toplumu ve normatif düzeni olumsuzlamanın açtığı nadide bir yaratma ve dayanışma alanı. Ve mohawklıları seviyoruz, evet.

Bazı şarkılarınız ya da kliplerinizin bazı sitelerde sansürlendiğini hatta yasaklandığını gördük. Bu konuda ve erkeklerin meme ucunun görünmesi serbestken kadınlarınkinin görünmesinin ahlaksızlık olarak görülmesi ve daha fazlası konusunda neler düşünüyorsunuz?

Temmuz: Meme ucu meselesi oyalayıcı komik bir semptom. Zaten patriyarkaya ait ahlak anlayışının her köşesinde bir cinsiyet prangası var. O yüzden asıl önemli olanın, sansür ve ahlak bekçiliğiyle pratik edilen egemenliği reddedip oradan çıkarttığımız duygu durumunu kanalize etmemiz, yani üretmeye ve bir araya gelmeye devam etmemiz olduğunu düşünüyorum.

Ceren: Yasaklanmak yaratıcılığı besler, özellikle bizimki gibi ülkelerde. Bazı sitelerin kontrolündeyiz ne paylaşırsak paylaşalım, ve başımıza geldi. İlk klibimiz ve sevildi, ne düşündüler de yasakladılar karar verdiler detaylı bi şekilde bilmek isterdim. Daha geçen gün bu sözsüz kurallar dediğimiz şeylerin listesini falan yapmak, tek tek yazmak istedim. Bugünün içindeki aykırı şeylerin üzerini ne kadar kapatmışız görmek için.

Fulden: Geçen sene Taksim’de Ladyfest İstanbul afişinin üzerindeki Venüs’ün üstünü Doğu Perinçek çıkartmasıyla kapatmışlardı. Genel ahlak buysa evet ahlaksızız. Bunlar kontrol edilemeyen bir şeylere nafile müdahaleler gibi geliyor. Bu tür yüzleşmelerin de bir yerinden oynatmaya yol açabileceğini düşünüyorum. Kadın bedeni patriyarkal ekonomiye metalaştırılarak dahil edilmek suretiyle sömürülen bir şey olmasının yanı sıra aynı zamanda da tabulaştırılan bir şey ve bu ikisine aynı anda karşı çıkmak yürümek için ince bir çizgi olabiliyor. Her kadın bedeniyle ne yapacağına kendi karar verir ve sansür içerikli müdahalelerin burada başarısız bir kontrol mekanizması görevi üstlendiğini düşünüyorum.

Aynı zamanda LGBTİQ mücadelesini de desteklemektesiniz, bu konuda neler anlatmak istersiniz?

Temmuz: Desteklemekten öte, içindeyiz. Her dakika yaşıyoruz.

Ceren: Muhafazakar bir toplumda bu mücadele verilmek zorunda. Neşe, mizah ve tüm renkleriyle yaşama sevinci ile verilen, “biz varız” diyen bir mücadele. Sevginin ve aşkın yaşanma biçimleri arttıkça insan beyninin ne kadar gelişebileceğini de bi düşünün, “Düşünemediler…” ahaha :p

Fulden: Yaşasın kadın kadına aşk!

Grup olarak önümüzdeki planlarınız nelerdir?

Temmuz: Yeni şarkı yazmayı, farklı gruplarla ortaklaşa yapılan punk etkinliklerini hep dört gözle bekliyorum.

Fulden: 16 Şubat’ta KargArt’da gerçekleşen Etiket Gecesi etkinliğinde yer aldık. 15-16 Şubat’ta gerçekleşen etkinliğin tüm geliri KADAV’a trans mahpuslarla dayanışma amaçlı bağışlandı. Bu etkinliğe ayrıca kıyafet getirerek bu şekilde de bağışta bulunulabiliyordu. 30 Mart’ta Ankara’da Project Youth, Bam Bam Bam ve Bükük Taso ile birlikte sahne alacağız. 19 Nisan’da ise yine KargArt’ta İsveç’ten The Blue Ruin ve Reptilians From Andromeda ile konserimiz var. Mayıs sonunda ise yeni çıkan HERESY split albümümüz için İsveç’ten Twin Pigs ile beraber bir lansman etkinliği planlıyoruz. 24 Mayıs’ta İstanbul’da Anahit’te ve 25 Mayıs’ta Ankara’da Haymatlos’ta gerçekleşecek bu etkinlik. Temmuz ayında ise Burgazada’da Byzantion Fest kapsamında çalacağız. Şimdilik bu kadar. Bizi şehrinize çağırmak isterseniz Facebook’tan yazın, gelelim. Evimiz olan İzmir’de çalmayı çok uzun zamandır istiyoruz ama bir türlü denk getiremedik (Temmuz’la Dinozor Bar’da bir gece otururken korsan konser vermemiz dışında).

Takip edenlere, röportajı okuyanlara ve sizi merak edenlere nasıl bir mesaj vermek istersiniz?

Fulden: Her zaman “haydi, haydi” diyen birileri olmayabilir; kendine inanan ve “haydi” diyen herkes sadece var olmakla bile çok şey yapıyor. Bizi bulun ve arkadaş olalım. Ayrıca gelen, dinleyen, seven herkesi kocaman öpüyoruz.

Facebook: https://www.facebook.com/secondhandunderpants/

YouTube: https://www.youtube.com/channel/UCDz9Y2oyYO-XIaI7uFeaBUw

https://secondhandunderpants.bandcamp.com/