Yerçekimi kuvvetiyle bedenlerimizin yeryüzüne sıkıca bağlandığı kozmik düzende Uçucu Bedenler nitelemesiyle karşılaşmak önünüzde sonsuzluğa doğru uzanan okyanusa ayaklarınızı sokma isteği uyandırıyor. Merakınız öyle bir noktaya geliyor ki yüzme bilmediğiniz halde tüm bedeniniz okyanusun içinde, suyun kaldırma kuvvetini, bedeninizi yeryüzüne bağlayan çekim kuvvetine karşı (rağmen) deneyimlemeye başlıyorsunuz. Yüzmeyi suyun kaldırma kuvvetinden dolayı değil bu karşıtlığı merak edip, anlama isteğiyle gerçekleştirmek istiyorsunuz. Bir de işin “uçma” kısmı var. Yerçekimine maruz kalan bedenimizin uçuculuk kavramıyla nitelenmesi bizi ilk etapta merak okyanusuna soksa da kafalarımızı gökyüzüne doğru kaldırmamıza sebebiyet veriyor.

Uçucu Bedenler / Bedensel Bir Feminizme Doğru kitabı için düşünmeye ve üzerine yazmaya ısınmaya çalışıyorum. Ki -kitap üzerine düşünme- tarafında daha fazla kalma isteğimi hemen belirtmek isterim.  Böyle bir kitap için önce ayağa kalkmam, adım adım yürümeye başlamam, sonra kaslarımı ısıtmak adına bazı bedensel hareketleri yapmaya başlamam gerektiğinin de farkındayım. Herhangi bir müsabakaya hazırlanır gibi. Fakat dimağımı da aynı şekilde hazırlamam gerektiğini biliyorum. Düşünme tarafını uzatmak istemem bu yüzden ağır basıyor. Çünkü bir kitapla karşı karşıyayım. Bedenimi, bedenlerimizi, cinsel kimlikleri olan, cinsel farkları olan bedenlerimizi yazan bir kitapla.   

Bir Elizabeth Grosz kitabı olan Uçucu Bedenler ilk olarak arka kapak yazısıyla merakımı cezbetti. Fakat bundan önce Grosz’un kitabın Giriş Ve Teşekkür bölümünde kitap ile ilgili dikkat çekmek istediği noktayı alıntılayacağım: “Bu kitap bedeni çeperden alıp, incelemenin merkezine çekecek ve böylece bedenin öznelliğin ana “maddesi” olarak kavramasını sağlayacak bir yeniden düşünme çalışmasıdır.” Bedeni çeperden almak ve yeni bir düşünce çalışmasıyla yeniden var etmek! Heyecan verici gerçekten. Ama bitmedi. Arka kapağa geçelim. Bendenizin üzerinde okyanus ve gökyüzü çağrışımları yapan, “uçucu beden” nitelemesinin doğmasına sebebiyet veren, merakımı kamçılayan bir tanımla     -kendisini hiçbir zaman doğrudan tartışamadığımız bir şey hakkında- olduğu bilgisini veren arka kapak paragrafı şöyle: “Bu kitap, aynı zamanda, kendisinin doğrudan tartışmadığı bir şey “hakkında”. Bu kaygan ve muğlak terimin tüm zengin titreşimleriyle birlikte, bu kitap cinsellik “üzerine”. Bu terimin, kitap kapsamında ilgilenilen meseleler bağlamında geçerli olan en az dört farklı anlamı var.”

Burada kesiyorum. Ki paragrafın devam eden kısmında cinselliğin dört farklı tanımı sıralanmakta. Ben ilk üç maddeyi atlayıp dördüncü maddeye ışınlanacağım. İlk üç madde o kadar tanıdık, bildik, kurulan düzenin “normal” olarak nitelendirdiği, bizlere de “Olması gereken normal bu!” dayatmasıyla kabul ettirdiği cinsel öğretilerden, tanımlardan, deneyimlerden oluşmakta ki, sıkılmış olmanın ve yeni olanın heyecanıyla dördüncü maddeye ışınlanmaya hızla “yöneliyorum”: “Ve dördüncü, cinsellik çoğunlukla, öznelerin arzularının, farklarının ve bedenlerinin haz arayışlarının belli biçimleri olduğunu belirten bir dizi yönelime, konumlanmaya ve arzuya işaret eder.”

Evet, şimdi Elizabeth Grosz tarafından yazılan Uçucu Bedenler / Bedensel Bir Feminizme Doğru kitabı incelemesine geçelim mi? Buyurun lütfen.

Bedeni Yeniden Düşünmek

Bir konu ile ilgili, özellikle betonu dökülmüş, temeli atılmış, kolonları ve kirişleri tamamlanmış konular ile ilgili, tüm bilgileri revize etmek zordur. Tekrar başa dönmeniz, tüm ayrıntıları tekrar incelemeniz, metnin önemli sayılabilecek yerlerini silmeniz, daha iyi savlarla yeniden yazmanız gerekebilir. Herkesin yeltenmek istemeyeceği, belki ufak birkaç değişiklikle “yeniden revize ettim” diyerek “aynı” bilgiyi dimağınızdaki ezberin üstüne ekleyebileceği böyle bir duruma Uçucu Bedenler kitabında maruz kalmıyorsunuz. Şunu çok iyi biliyoruz; bedenlerimizin hayranlık uyandırıcı, tapınma nesnesine dönüştürüldüğü (Spor yapma, fit görünme, sağlıklı yaşam, uzun ömür vb.) günümüz dünyasında beden dili, beden felsefesi, beden psikolojisi, beden sağlığı başlıklarıyla okuduğumuz metinler birbirinin aynı ve su buharı misali son derece uçucu. Bununla beraber Uçucu Bedenler vasıtasıyla yüzeyselde kalmayıp, derine dalmayı düşündüğümüzde, aslında beden konusunun felsefe, psikoloji ve feminist teorilerde hala ve halihazırda kör nokta olmayı sürdürdüğü gerçeğini okumak zihin açıcı yepyeni bir düşünce deneyimi. Özellikle de “doğrudan tartışmadığımız” cinsellik, cinsel fark üzerine yüzleştirme deneyimi tartışılmayacak derecede farklı bir düşünce olanağı sunmakta.

Beden, “… ayrıcalıklı terimden farklı ve öteki olandır.”

Çağımızda bedenimize bu kadar tapınmamıza ve buna karşılık bedenin kavramlar karşısında hala kör bir nokta olarak konumlanmasına karşı gelecek şekilde  farklı ve öteki olma tanımı yapılması beden ile ilgili önümüzde yepyeni düşünce koridorları açmakta.  Elizabeth Grosz feministlerin ve filozofların, insanı, karşıt görüşlerden yola çıkarak tanımlanan bir varlık olarak gören bakışını paylaşarak, -yani zihin ve beden, düşünce ve uzam, akıl ve duygu, psikoloji ve biyoloji- terimler arası meseleyi zorunlu bir hiyerarşisi olarak algılansa bile insan varlığın böylesine bir çatallanma eşliğinde bütünüyle kapsayıcı olamayacağını, buna istinaden de tarafsızca bölünemeyeceğini söylüyor. Elizabeth Grosz, “Beden, bu yüzden, zihin olmayandır, ayrıcalıklı terimden farklı ve öteki olandır.” (Sayfa:29) dedikten sonra, “Beden pahasına zihni ayrıcalıklı kılmayı reddeden bir felsefe geliştirmek, Nietzsche’nin keşfettiği gibi, felsefi girişimin karakterini toptan değiştirecektir ve büyük olasılıkla, beden, başka bilgi biçimleri için de yok sayılan koşul olduğundan, bu değişiklik onlar içinde geçerli olacaktır.” (Sayfa:49) diyerek beden üzerine şahane, yepyeni bir yeniden düşünme izleği oluşturuyor.

Yeniden düşünme izlekleri eşliğinde Uçucu Bedenler’in yazılmasının en önemli dürtüsüne geçmek istiyorum. Doğrudan tartışamadığımız “şeye”: Cinsellik, cinsel fark, bir kavram olarak cinselliğe ve cinsellik “üzerine” bir dizi yönelim, konumlanma ve arzuya…

Hareketli, zengin titreşimli, uçucu bu tanımlamalar cinsellik ile ilgili olan her şeye ne kadar uyuyor, öyle değil mi? Elizabeth Grosz, cinsellik teriminin dört farklı anlamı üzerine duruyor: Birincisi, psikanalitik bir değerlendirme olarak bir özneyi bir nesneye yönelten cinselliğin bir dürtü, bir implus veya bir tahrik olma biçimi olarak anlaşılması. İkincisi, cinselliğin bedenleri, organları, hazları ile orgazmı içeren bir edim, bir dizi pratik veya davranış olarak anlaşılması. Üçüncüsü, cinselliğin bir kimlik olarak anlaşılması. Ve dördüncüsü, -benim için de yeni bir söz söylemesi, düşünme biçimi oluşturması açısından- en önemli madde olarak cinselliğin çoğunlukla, öznelerin arzularının, farklarının ve bedenlerinin haz arayışlarının belli biçimleri olduğunu belirten bir dizi yönelime, konumlanmaya ve arzuya işaret etmesi açısından anlaşılması.

Elizabeth Grosz –cinsel fark- adına bütün bu tanımları bir araya getirdikten sonra, “cinsellik verili sınırlar içinde tanımlanmaya direnir” tespitinde bulunuyor ve Uçucu Bedenler’in nirengi noktasını oluşturur nitelikte bir dizi tespitle devam ediyor: “Önceden belirlenmiş alanlarda kalmayı reddeder, kendisine ait değilmiş gibi görünen alanlara sızar. Bir dürtü olarak, tüm diğer alanları arzu yapılarıyla sarar. Arzu etmeme arzusunu ya da dini nedenlerle cinsel ilişkiden uzak durmayı dahi cinselleştirir; Freud’un yüceltme olarak tanımladığı mekanizma sayesinde görünüşte dürtü ile ilişkili olmayan etkinliklere sızar, her etkinliği kendi tatmin arayışına dönüştürebilir.”

Uçucu Bedenler’in bilgi dağarcığımın içine sızıp şimdiye kadar öğrendiğim ne varsa her şeyi ters-düz edişi, daha doğrusu bir kavramla ilgili okuyanı yeni bir düşünceye sevk etme biçimi, ezber bozması, bu anlamda izlediği yol ve açtığı yeni düşünce koridoru heyecan verici.

Bu heyecanla devam etmek istiyorum.   

İçten Dışa – Dıştan İçe

Öncelikle üzerine ne söylenirse söylensin, hakkı teslim edilip, birçok araştırmaya konu edinilse de, çeşitli sebeplerle baskı altında tutulan bedenin ruhsal içi ile ilgileniyor Grosz. Tabii ki psikanaliz boyutuyla ve ruhsal topografiler eşliğinde. Freud’un beden üzerine imgeleri, algılama biçimi, öne sürdüğü kavramlar önemli bir veri Grosz için. Şimdiye kadar beden ile ilgili içten dışa doğru sunulan bu verileri çok iyi özümseyerek bizlere aktaran Grosz tabii ki dıştan içe doğru olanı da irdeliyor. Grosz bunu yaparken kitap boyunca uyguladığı, konu edindiği savlarla ilgili tam karşıtında duranı masaya yatırıp inceleme kolaylığı yaratma yerine  yeni düşünme alanları yaratmayı tercih ediyor.

Öznenin bedeniyle ilgili bir içe yansıtma mekanizması kullanması Grosz için yeni bir düşünme deneyimi çünkü, dıştan içe gerçekleşecek olan bu düşünme alanında Grosz; Nietzsche, Foucault, Deleuze, Lingis yapıtlarını inceliyor ve bedeni toplumsal bir nesne olarak ele alıyor.  

Dıştan içe varoluşta toplumsal bir nesne olan beden ile ilgili en çok ilgimi çeken başlık Bir Yazı Yüzeyi Olarak Beden oldu. İlkel bedenin işaretlenmesi veya yaralanarak iz bırakılması Batı toplumların kendini beden üzerinde ifade ediş biçimi dövme ile karşılaştırıyor bizleri. Elizabeth Grosz, Alphonso Lingis’in Taşımalar: Eros ve Kültür yapıtının Yabanlar bölümünde bedeni libidinal ve erojen yoğunlukların yüzeyi olarak, yazımın bir ürünü ve toplumsal normlar, pratiklar ve değerlerle daha çok yazılmaya ve yeniden yazılmaya açık bir malzeme olarak ele aldığına dikkatimizi çekiyor. Bedeni bin bir çeşit ifadenin yüzeyi olarak kullanmak ve bunu yazı vasıtasıyla yapmak konusuna Grosz’un bakmak istediği açı ve izlediği yol yine düşünce kaslarımızın doğru çalışmasına sebebiyet veriyor.

Cinsel Fark / Bedensel Feminizme Doğru

Elizabeth Grosz akademik metinlerde, felsefi metinlerde, femininst manifestolarda, söylemlerde şimdiye kadar yazılan savlarla, tezlerle konunun ele alınış biçiminin dışına çıkmak istiyor. Başarıyor da. Fakat bu başarısını sağlamlaştırabilmesindeki en önemli unsur, dışarıya çıktığı halde odakta kalmayı gerçekleştirebilmesinde. Klasik beden söyleminin, klasik zihin söyleminin, düşünce söyleminin ve bunların yaratığı cinsellik tanımının odağından ayrılmadan fakat tüm bu klasik tanımlara ayrı “düşerek” Uçucu Bedenler metnini yaratıyor. 

Elizabeth A. Grosz, Avustralyalı bir filozof, feminist teorisyen ve ABD’de Duke Üniversitesi’nde Jean Fox O’Barr Kadın Çalışmaları Profesörü. Şunu söylemek gerekiyor, Uçucu Bedenler gibi kitaplar birkaç ayda veya birkaç yılda yazılmıyor. Uzun zamana yayılan bir alt yapı ile kendini yetiştirme ve öğrenmeye hiçbir zaman ara vermeksizin geçirilen zamanlardan sonra  ortaya çıkıyor. Elizabeth Grosz’u takip edeceğiniz akademi yazarları arasına alabilirsiniz gönül rahatlığıyla.

NotaBene Yayınları, Ouerr Kavramı, Kaos GL ve Çeviri Üzerine

Kaos GL & Notabene Yayınları’nın ortaklığında hazırlanan, Uçucu Bedenler / Bedensel Bir Feminizme Doğru kitabı Queer Teori kapsamında yayınlanan kitaplar arasında üçüncü kitap. Birincisi; Annamarie Jagose kitabı olan Queer Teori Bir Giriş. İkincisi; Kevin Floyd kitabı olan Queer Marksizme Doğru – Arzunun Şeyleşmesi.   

NotaBene’nin Queer Teori odağında başlattığı  serinin içerik odağını yayınevinin tırnak içi açıklamasını aynen alıntılayarak yapmak istiyorum.  “Queer kavramının, yurt içinde ve yurt dışında teori ve pratikte yaptığı sıçramaya ve queer kavramıyla ilişkili var olan ya da ortaya çıkabilecek mikro politikalara temas etmeyi hedefleyen bu seri, queer teoriyi LGBT’lere özgü bir kimlik politikası olmanın ötesine taşıyarak teorileştirmeyi de sorgulamanın peşinde olacaktır. Queer Teori ile iktidar, marjinallik, ayrıcalık ve normativiteyi ele alan diğer sosyal ve kültürel teorilerarasındaki ilişkilere ya da anlaşmazlık noktalarına odaklanacak olan bu eserler, eleştirel ırk ve kimlik teorileri, antropoloji, Marksizm, Anarşizm, Postyapısalcı Teori, Feminist Teori, erkeklik çalışmaları, güncel sanat ve görsel kültür teorileri Queer kavramının kapsamına giren her türden metinle kesişecektir.”

Yayın dünyamız adına, akademi düzeyinde araştırma kitaplarının okuyucuya ulaşması adına, bu türde kitapların yeni oluşmakta olan edebi anlayış, görüş ve algılarına kapıları ardına kadar açacak olmasının katkısı yadsıyamayacağımız kadar değerli olacak. NotaBene/Kaos GL Seri Editörü Aylime Aslı Demir’e ve arkadaşlarına böylesine nitelikli bir seriyi yayın dünyamıza kazandırdıkları ve okuyucuyla buluşturmayı başardıkları için teşekkür etmek istiyorum.

Uçucu Bedenleri okumamızı sağlayan çok önemli bir etken olarak Kevser Güler’e çeviri için teşekkür ediyorum. İçinde akademik terimleri barındıran, anlatımını bunun üzerine kuran, henüz kapı aralıklarından bakmakla yetindiğimiz anlatımları dilimize aktarırken arkeolog titizliğiyle çalıştığı ve çalışmasını okuyucudan esirgemediği belli olan Kevser Güler, bu çok güzel metnin bize ulaşmasında önemli aracılardan biri oluyor.

NotaBene’nin Queer Teori odağında başlattığı serinin takipçisi olun lütfen. 

Fotoğraflar: Yannick D’orio