Sanatsal coşkunun en zarif hali bale, hem sanatçı hem de izleyiciler için derin duygular taşıyan bir dans türü. Bir hikaye veya bir kompozisyonun eşliğinde bizi ruhsal bir dünyaya götüren bu dans türü sevenlerine her zaman büyüleyici bir tutku ve sıkı bir disiplin, asalet ve kolektivite gibi zıt çağrışımları birlikte hissettirmiştir. Ben de hem bu dansın tarihini anlatmak hem de bu tarihte önemli bir rol alan bir balerini size takdim etmekten memnuniyet duymaktayım.

Dünya ve Türkiye’de balenin ortaya çıkışı 

Dünyanın en eski danslarından biri olan bale; müzik, duygu, hikaye ve dekor gibi sahne faktörlerinin de kullanıldığı bir gösteri sanatıdır. Uzun süren bir eğitim sürecinin gerektiren bale dansı, titiz bir çalışma sonucu estetik hazzın ve zarafetin ön plana çıktığı bir tarz yaratmaktadır. 

Eski uygarlıkların dinsel inançlarına ve ayinlerine dayanan bale, doğa olaylarına karşı insanların iç dünyalarını dışarıya yansıtan tek veya topluca yapılan uyumlu vücut hareketlerini içeren bir sanat olmakla birlikte minnet, sevgi, teslimiyet ve şükran duygularını hissettirmektedir. Bale tarihi incelendiğinde ilk olarak Rönesans döneminde İtalya’da görülen adımların disiplin haline getirilmesiyle oluşmuştur. Fransa’da kral tarafından desteklenen bale böylelikle tüm dünyaya yayılmaya başlamıştır. 

Batı ülkelerinde önemli bir sanat haline gelen balenin ülkemizde gelişimi ise benzer şekilde olmamış, bale sanatıyla ancak Cumhuriyet döneminde tanışılmıştır. 1947 yılında İngiliz Kraliyet Balesi’nin kurucusu Dame Ninette de Valois’in Türkiye’ye çağrılmasıyla Türkiye’de klasik bir bale okulunun kurulup kurulamayacağı araştırılmıştır. Üç haftalık araştırma sonucu Valois İstanbul Ankara’daki kimi okulları gezerek çocukların bedensel yapılarını hareket yeteneklerini inceleyerek bir rapor yazmış ve bale okulunu bir düş olmadığını, bunun için yoğun bir çaba sarf edilmesi gerektiğini ortaya koymuştur. Böylelikle Türkiye’nin ilk bale okulu olan Yeşilköy Bale Okulu 1948 yılında açılmıştır. Bu okul daha sonra Ankara Devlet Konservatuarına katılacak ve konservatuarın ilk Bale bölümünü oluşturacaktır. İngiliz Kraliyet Balosu’nun kurucusu Dame Ninette de Valois’nin kurduğu Yeşilköy Bale Okulu’na 11 erkek, 18 kız öğrenci seçilmiş ve Tükiye’nin ilk balerin ve baletleri burada yetiştirilmiştir. 

Türkiye’nin ilk balerinlerinden Meral Öge ile o yıllar

Türkiye’de yeni bir sanatın başlangıcına tanıklık ettiği gibi bu sanatta önemli bir rol oynayan, ülkemizin ilk balerinlerinden olan Meral Öge ile yaptığım bu röportajı balenin henüz bilinmediği yılları merak eden ve bu sanatı ülkemizde ilk sergileyen isimlerden birinin ağzından dinlemek isteyenler için yazdım. Kendisi ile psikolog olarak çalıştığım Engelli Bakım Merkezinde tanıştım ve hala çok değer verdiği bale sanatı ve bale geçmişi hakkında röportaj yapmak istedim. Yaptığımız güzel sohbetlerin ardından röportaj teklifimi memnuniyetle kabul eden hala pek zarif bu güzel kadınla sizin de tanışmanızı, bir zamanlar Türkiye’nin ünlü sahne sanatçıları arasında yer alırken şimdi unutulan, bakacak kimsesi kalmadığı için bir engelli bakım merkezinde anılarıyla yaşayan bir balerinin hayatının son evresinde de olsa hatırlandığını hissetmesini istedim. 14 Temmuz 1937’de Samsun’da doğan ve bale ile birlikte büyüyen Meral Öge’nin hikayesini merak ederken elbette yaşadığı sağlık sorunlarından dolayı yorucu bir röportaj olmamasına da özen gösterdim. Buyurun kendi sözleriyle Meral Öge ve Türkiye’de balenin geliştiği dönemlere yakından bakalım. 

Baleye nasıl başladınız?

Baleye dokuz yaşında Tiyatro Pansiyonu İlkokulu, Yeşilköy’de İngilizler hocalar tarafından balerin yetiştirmek için seçildim. İlk çocuklardandım, ilk talebelerden. 

Eğitimler nasıl yapılıyordu, nasıl çalışıyordunuz?

İngiliz hocalar tarafından yapılıyordu. Tercüman vardı. 

Kaç sene bale yaptınız?

Çok… 40 yaşına kadar. 

Ailenizden bahsedebilir misiniz?

Babam rahmetli olmuş çok genç yaşta babamı tanımıyorum. Ben üç yaşındayken vefat etmiş. Yalnız annem vardı. Biz dört kardeştik, dört kardeş, bir anne… Bir ablam iki ağabeyim vardı. Annem de babam da tütünde çalışıyordu. O zamanlar Türk insanı için iş tütündü. Kardeşlerim okuyorlardı. Hepsi benden büyüktü, en küçük bendim. 

Kendinizi nasıl geliştirdiniz balede?

Çok iyiydim, çok beğeniliyordum. Madam de Valois bizi çalıştırıyordu, İngiliz Bale eğitimi aldık. 

İlk nerede sahneye çıktınız?

Ankara Devlet Konservatuarı’nda. 

Evliliğiniz nasıl oldu? 

Operadandı. Aşık olmadım, mantık evliliğiydi. Çocuğumuz olmadı. Yirmi yedi – yirmi sekiz yaşında evlendim. Ben kırk beş falan vardım, o vefat etti. Düğün yapmadık, kokteyl yaptık. 

Bale yaparken kendinizi nasıl hissediyordunuz?

Bambaşka bir kişiliğe bürünüyorduk, ruhumuz sanki havalanıyor, ayaklarımız yere değmiyor sanki, bir rüyada gibiydik. (iç çekiyor) Nasıl yaşamışım diye hayretler içerisinde kaldım. Bale alıp götürüyor insanı. Rüyada gibiydim. Çok mutluydum, çok şerefli bir sınıfım vardı. İlk balerinlerdik, İngiliz hocalar tarafından yetiştirilen ilk balerinler bizdik. Sanki daha önceki hayatımda da balerinmişim gibi. Hatırlar gibiydim, öylesine dans ediyordum, öyle çalışıyordum. Kendimden geçiyordum. Bale için doğduğumu hissettim çok kere. Batıda olgun balerinler vardı, biz onların yanında çocuk gibi kalıyorduk, ama burada bizim önümüzde kimse yoktu. 

İlk defa sahneye çıktığınızda ne hissettiniz?

Büyük bir heyecan vardı. Şaşırmam inşallah dedim. Heyecanlandım çok. 

O dönemlerde Madam de Valois ve diğer balerin arkadaşlarınız ile neler paylaşıyordunuz?

O dönem, en genç yaşlarımızdı, heyecanlıydık tabii. Herhalde bu heyecandan dolayı bir sevgi vardı, korkmuyorduk. Çok güzel bir histi. Bunun için doğmuşum sanki. Şimdi bile hissediyorum ki bir daha hayatımda balerin olmak isterim. Bale benim için bir şiir yazmış. Bir şarkısın sen ömür boyu sürecek dudaklarımdan yıllarca düşmeyecek… Bir de onlarla röportaj yapılsa keşke. Madam de Valois “Türk balesinden bir tek Meral Öge İngiliz Kraliyet Balesinde dans edebilecek kapasitede.” demişti. Tesadüf değil, yetenekli olmak da gerekir. 

Başka neler ifade ediyor bale sizin için?

Sanki bale için doğmuşum gibi. Önümüzde hiç kimse yoktu balede, bizdik en önde. Nasıl ilham veriyorduk onlara. Baleye çok yatkındık. Baleyi o kadar çok severdim ki tapardım adeta. Mesela evlendiğim halde ikinci plandaydı evliliğim. Bale için hiçbir şey yapmıyordum zarar görecek diye. Resim yapmak elimden geldiği için hocalar benden desen bekliyorlardı. Dansların kostümlerinde, Macar dansı vardı mesela, çiçekli önlük, ben yaptım hepsini, Macar dansıydı. 

Biraz Chopin’den bahsetmek ister misiniz?

Frederic Chopin… Bale için de bir ilk yazmıştır. Periler balesini, ormandaki periler balesini yazmıştır Chopin. Orman Perileri. Chopin en sevdiğim kompozitör. Valsleri, üç dörtlük dedikleri valsleri olsun… 

Sanat ne ifade ediyor sizin için?

Bir hayat… Tümüyle yaşıyorsun; heyecanı, titizliği, kendini adamak ona… 

Peki şu anda sizin ülkemize getirdiğiniz bale dansını devam ettiren gençler için ne söylemek istersiniz?

Balerin olduktan sonra anne olmak biraz zor. (bir süre sessiz kalıyor) Kendilerini iyi tanımalarını isterdim. Baleyi bilinçli olarak çalışıp icra etmelerini tavsiye ederim. Başka yan zevkler zararlıdır, sigara içmek, içki içmek gibi şeyler. Gece hayatının olmaması lazım saatli ve disiplinli bir yaşam için, her şey bale için olacak, yaşamdaki tüm detaylar… Çok zor bir sanat, çok zor. Çok disiplin isteyen bir sanat. Çocuk sever gibi sevecek sanatını, her şey onun için diyecek. Tam bir annelik…

Burada Meral Hanım’ı daha fazla yormamak için röportajı bitiriyoruz. Meral Hanım da söylemek istediklerini bizimle paylamış olmaktan memnuniyet duyuyor ve bir hayat gibi yaşanan sanatın biz unutsak da sanatçının asla unutamayacağını gösteriyor bize. 

KAYNAKÇA

K: https://www.iudkbaleanasanatdali.com/bale-tarihi

K: https://www.modamuzayede.com/muzayede/1281/24-eylul-2017-internet-muzayedemiz/sayfa/52