A: Öğretmenim sizin çocuğunuz var mı?

B: Hayır yok A.

A: Nasıl, yok mu?

B: İşte, yok.

C: Herkesin çocuğu olmak zorunda değil A.

D: Evet değil.

A: Evet değil, mesela benim büyük annemin bir tanıdığı var o kadının da hiç çocuğu yok bütün gün böööyle oturuyor, çok sıkıcı.

Benim adıma konuşulduğunda ‘sen kimsin yaa’ diye konuşana karşı çıkan Melis için kadınlar gibi kocaman bir kitle adına konuşmak elbette çelişki olur ancak yukarıdaki diyalogdan biraz cevap bulabilirim başlığa.

Bu diyaloglar ben 8 Mart nedir sorusuyla öğrencilerime yönelmeye hazırlanırken birden bana yönelen soruyla başladı. Nasıl çocuğunuz yok sorusuna evlilik ile çocuk sahibi olma ikilisini tamamlayıcı parçalar şeklinde kafalara kodlamak istemediğimden daha yaratıcı cevaplar bulmaya çalışırken imdadıma – umuduma yetişen kızlarıma teşekkürler.

Herkesin çocuğu olmayabilir geçiştirmesiyle hedefime ilerlemek için ben sorumu sordum: “Sizce 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü nedir? Niçin sadece kadınlar için denmiş de erkekler dahil edilmemiş? Çocuğum olup olmadığını merak eden güzellik, bu sefer de “ anneler bütün gün çok çalışıyor,evde çok yoruluyor onları mutlu etmek için” dedi.

Bu konuşmalar sekiz dokuz yaşlarında kız çocuklarıyla geçti aramda. İlk soruyu soran öğrencime göre yeterince büyük, çalışan bir kadın olduğuma göre bir çocuğum da olmalıydı. Ve eğer bir çocuğum yoksa sıkıntıdan patlıyor olmalıydım. Ve eğer ki kadınlar günü diye bir gün olacaksa bu evlerde bizler için çalışan annelerimiz için olmalıydı. Çünkü ancak annelik emek vermek ve kadın olmaktı. Hatta neden emekçi kadınlar da erkekler değil soruma yanıtı tarihsel bağlamını anlatarak versem de o birkaç soruşumda daha kendi cevabında diretti, sanırım sonunda değiştirtebildim.

Peki değiştirtmesem ne kaybederdim? Çok şey. Olur da ilerde ona öğretilen kadın olma halini hayatında uygulayamazsa kendini eksik hissedecek bir kadın olma ihtimali canlandı zihnimde. Oysa ne anne olmak ne de olmamak eksiklik, ne evli olmak ne de evlenmemek, ne heteroseksüel olmak ne de olmamak, ne toplumun kabullendiği işlerde çalışmak ne de tüm ikiyüzlülüğüyle küçümsediği işlerde ekmek kazanmak… Ama kadınlar bu ve nicesi kriterlerle ölçülüyor, eksik,tam, fazla kavramlarına tabi tutuluyor. Eksiklik, gönlün insana kapanmasıdır,insanı anlamamak, acıyı görememek, ağlayanla ağlayıp, gülenle gülememek, kadın ile erkeği bir görememektir, emeği fark edememek, teşekkür edememek…

Kadınlar düdük çaldı. Ne soğuk betondan camiye, ne işini yapan müezzine, ne duasını eden mümine, ne barikatta bekleyen ya da onları yarıp geçen her bir emir erine, ne kendi gününde barikatın en arka sıralarına dizdirilen kadınlara. Kadınlar düdük çaldı, sen eksiksin diyen eksik vicdana, kadınlar düdük çaldı eksik insanlığa, kadınlar düdük çaldı eksik haklara, kadınlar düdük çaldı eksik yargıya, kadınlar düdük çaldı eksik adalete.

Zaman zaman susuyoruz, bazen korkuyoruz ama itaat etmiyoruz.

Düdükle, defle, zille, zılgıtla eksikleri ifşa ediyoruz.

Hazırlayan: Melis Solakoğlu