Bilim kurgu ve fantezi edebiyatın en önemli yazarlarından kabul edilen, ödüllü yazar Ursula K. Le Guin’in The Telling romanı, geçtiğimiz günlerde Kemal Baran Özbek’in çevirisiyle İthaki Yayınevi’nden Anlatış adıyla çıktı.

Hainli Döngüsü serisinin parçası olan Anlatış, politik bilim kurgu özelliklerini taşıyor. Ursula K. Le Guin’in alışık olduğumuz toplum dinamikleri, iletişim ve en önemlisi insan temaları bu eserinde de başlıca ele alınan konular olmuş. Daha özelde en baskın konular ise baskıcı rejimler, din ve toplumların değişimi. Baskıcı rejimin olduğu bir toplumda, direniş nasıl kendini var edecekse, romanda da kaçınılmaz bir durum olarak var olmuş diyebiliriz. Olaylar da farklı bir gezegende, bu baskıcı rejime karşı gelişen direnişin izlerini süren Sutty adlı bir gencin öğrendikleriyle gelişiyor. Le Guin, bu genç antropolog ile okuyucuları da bir tarihin izlerini sürmeye, bastırılmaya çalışılmış bir kültürü çözümlemeye teşvik ediyor.

Sosyolojik unsurların yoğun olduğu bu romanda, hem dini hem de dinsizliği kale yapmış hükümetlerin insanlar üzerindeki etkisine tanık oluyoruz. Çağımızın siyasi yapısına baktığımız zaman okurken pek de yabancılık çekmeyeceğimiz unsurlar görüyoruz demek yanlış olmayacaktır.

Eski zamanlarında birçok kültürel çeşitliliğe ev sahipliği yapmış Aka gezegeni teknolojik bir devrim ile kökten bir değişime uğramıştır. Saf Bilim’in ışığında ilerleme isteyen güçler, Aka gezegeni insanlarının geçmişe dair ne kadar izi varsa hepsini yok etmiştir. Kitaplar, öğretiler, kütüphaneler, tapınaklar ve bunların varlığını isteyen insanlar…

Fakat bu baskıdan korunmayı başarmış, değişime ayak uydurmamış, geçmişin izlerini taşıyan bir şeyler kalmış olmalıydı.

Ekumen Elçisi Tong Ov, geçmişinde baskıcı rejim dönemini geçirmiş o yüzden de o toplumu derinlemesine inceleyebileceğine inandığı Sutty’i görevlendirip Aka gezegenine gönderir. Sutty, Tekçi, homofobik bir yönetimin altında, dini bir ayaklanmanın ortasında kalmış homoseksüel bir gençtir. Din ile şekillenmiş bir toplumdan gelen Sutty, bir dinin izlerini sürebilecek en uygun kişi olarak görülmektedir. Bu toplum ile ilgili ellerinde çok az bilgi olan bu ekip onların dillerinin, edebiyatının, kültürlerinin, dinlerinin yok edildiğini bilmektedirler. Eski yaşam pratiklerinin bağnaz bir toplumu temsil ettiğini, ilerlemeyi engelleyen mezhepsel bir inanç sistemi yaşadıklarını düşünmektedirler. Ne kadar yasaklanmış olsa da bu dinin bir yerlerde yaşandığına olan inançları Sutty’nin araştırmalarını başlatacaktır.

Aka gezegeni yobazlık olarak gördüğü dini inanç sistemini gömerken endüstriyel teknoloji bilgileri hemen kendilerine almışlardı. Yeni bir kültür ortaya koydular ve Şirket adı verilen dünya devletini kurdular. Yerküre ise bu hükümetin din düşmanlığını tetikleyen müdahalelerde bulunmuştu. Sapkınlık derecesinde olan din düşmanlığı yüzünden halk, türlü işkenceler, sayısız zulüm görmüştü. Tüm dinsel uygulamalar kanun dışı ilan edilmişti. Artık yeni Tanrı bir sözcükten ibaret, akıl ile birleştirilmiş, bilim ile gelişecek bir şeydi.

Sutty çıktığı bu yolculukta eski gelenekleri, dillerini, dinlerini öğrenecekti ama kaynağı o kadar azdı ki… Çünkü hepsi yakılmış, yok edilmiş ve ortada bir iz bırakılmamıştı. Geldiği şehir ona bir ip ucu veremiyordu.

“Bütün bir tarih yitip gitmiş, korkunç bir felakete uğramışçasına yok olmuş.” (s.31)

Sutty, geldiği yer ile bulunduğu yer arasında gördüğü farklar ve benzerlikler karşısında şaşkına dönüyordu.  Onun yaşadığı yerin aksine burada inançlı kişiler işkence görmüştü.

Romandaki kahraman ve okuyucunun sık sık aynı duygulara kapıldığını görüyoruz. Le Guin, kahramanını seçerken okuyucu ile oluşacak bağlara dikkat etmiş, ortak bir pencere açmış ve empati yapılmasını kolaylaştırmış.

“Oysa hepsi samimi anlamda inanç sahibiydi, iki taraf da. Din tanımayan teröristler ile tapınmadan duramayan teröristler; aralarında ne fark vardı ki?” (s.73)

Aka Şirket Devleti’nin unutturmaya çalıştığı şeyleri ortaya çıkarmak hiç kolay olmuyordu. Zaten Devlet yetkililerinin de bu hiç hoşuna gitmezdi. Sutty, kimseye zarar vermeden bu tarihi izlere ulaşmak istiyordu. Yolculuğu esnasında tanıştığı insanlar sayesinde şimdilerde yasaklanmış olsa da eskiden tapınak olarak kullanılan yerlerin varlığına dair bilgiler edindi. Kullanılan eski kelimeler onu aradığı izlere götürecekti. Umyazu denilen bu tapınaklarda maz adı verilen kişiler hikayeler anlatır, insanlar da bu hikayeleri dinlemek için oralara giderdi.  Sutty böylece hikaye anlatıcılığı ile tanışmış oldu. Aka dininin tanımına ulaşmıştı. Bu hikayeler hakikati açıklamak için anlatılıyordu, başka bir amacı yoktu. Alışılmış kutsallıktan, din anlayışından çok farklı bir şeydi. Mazlar bir nevi eğitici insanlardı. Sutty’nin her şeyi daha iyi anlayabilmesi için mazları araştırması gerekiyordu.

Mazlar sadece anlatıyordu.  Bilgileri ve konuları sabit değildi. Bir zamana ait değildi. Bu geleneğe din demek ne kadar doğru olur bilemiyoruz ama farklı bir gelenekten geliyordu ve yaşam kültürlerini anlatıyordu. Burada önemli olan dinlemekti. Anlatılan şeyleri daha sonra da dinlemeleri gerekiyordu. Bu dünya sözcüklerle kuruluydu. Anlatılan hikayelerin amacı dünyayı tanıtmak, açıklamak içindi. Anlatış, bu insanlar için dünyayı algılamak demekti.

Sutty Anlatış’ın kaynağına, yani az kaldığı bilinen büyük kütüphanenin olduğu tapınağa gitmek için bir grup insanla yola çıkar. Buna hac yolculuğu da diyebiliriz. Sutty kafasındaki eksikleri giderecek birçok bilgiyi burada edinecektir.

“Demek ki Anlatış olaylardaki gerçeği açığa çıkarmaya çalışıyor… veya acıyı, veya güzelliği, öyle mi?” (s.218)

Burada edindiği bilgiler, bulunduğu ortam ona farklı bir görev verecekti…

Anlatış, felsefi ve siyasi unsurlar barındıran bir roman. Bu yönüyle bakınca Aka toplumunun uğradığı değişimin Çin Kültür Devrimi ile benzerliği tesadüf diyemeyiz. Dini ve toplumsal izlerin silinmesi ve halkın yaşadığı baskılar Taoculuk izleri taşıyor.

Götürdüğü sonuç açık olsa da kurgu bakımından zorlayıcı bir anlatım biçimi seçildiği kadar, betimlemeleri ile okuyucuya ayrıntıları detaylı bir şekilde veriyor. Sosyolojik tahlilleri ile son anına kadar okuyucuyu düşünmeye ve olayları derinlemesine çözümlemeye teşvik ediyor.

Okurken felsefi yanları ile birlikte toplumsal gerçekliğe de bağlanacağınız tarafları baskın bir roman Anlatış. Faşizanlığın, bağnazlığın ve baskının ne taraftan gelirse gelsin toplumlarda yarattığı tahribatı gözler önüne seriyor. Bilimsel ilerlemelerde, teknolojik gelişmelerde de tekçiliğin hüküm sürdüğü toplumsal hayatların kurgusal bir izlenimini veriyor.

Roman kurgusal bir toplumun kültürünü açığa çıkarmayı amaçlıyor gibi dursa da insanlığın tarihini sorgulatıyor ve kendi izlerimize doğru bir yolculuğa çıkarıyor.