40tilki olarak, toplumsal cinsiyet ve flört şiddeti konusunda Kemerburgaz Üniversitesi Psikoloji Bölümü öğretim görevlisi Anıl Özge Üstünel ile görüştük. Üstünel’e göre flört şiddeti konusundaki en temel sorun, flört şiddetinin tanınmaması, tanımlanmaması, konuşulmaması.

“Şiddeti konuşmak zaten çok zor. Hele ki ilişki deneyimi olmayan bir insanın şiddet içeren bir ilişki içine girmesi çok daha kafa karıştırıcı çünkü karşılaştırma yapabileceği bir deneyim yok. Dolayısıyla en başta flört şiddetini tanımak, tanımlamak ve bunu konuşmak gerekiyor” diyen Üstünel ile gerçekleştirdiğimiz röportajın tamamını sizlerle paylaşıyoruz.

Kemerburgaz Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nde öğretim görevlisisiniz, aynı zamanda da Mor Çatı’da flört şiddeti üzerine çalışmalarınız oldu. Kısaca hem kariyerinizi hem de flört şiddeti ile ilgili çalışmalarınızı sizden dinleyebilir miyiz ?

Flört şiddeti konusuyla son iki yıldır daha yoğun olarak ilgileniyorum. İki yıldır da Mor Çatı’da gönüllü olarak çalışıyorum. Mor Çatı’daki grubumuzla çocuk ve ergenlere yönelik önleyici çalışmalar, şiddet ve flört şiddetiyle ilgili bilgilendirici sunumlar ve workshoplar hazırlıyoruz, çocuk ve ergenlere yönelik görsel materyaller geliştiriyoruz. Bunun dışında benim tez çalışmam flört şiddetini önleme konusunda olacak. Üniversite öğrencilerine yönelik 8-9 haftalık bir program oluşturmayı ve uygulamayı hedefliyorum. Bu program içerisinde de cinsiyetçilik, toplumsal cinsiyet rolleri, şiddet, öfke, duyguları düzenleme, haklar, güç gibi konular üzerinde gençlerle konuşuyor olacağız.

Flört şiddeti konusuna daha detaylı girecek olursak, bu konu güncel olarak nasıl bir çerçevede tartışılıyor? Bu konuda dünyada neler konuşuluyor?

Temelde üzerinde durulan konu toplumsal cinsiyet rolleri, yani bireylerin doğdukları andan itibaren gelişim süreçleri boyunca kadın olmakla ve erkek olmakla ilgili öğrendikleri; iyi kız olmaları, güçlü erkek olmaları gibi örnekler.. Özellikle ergenlik dönemindeki ve üniversite dönemindeki gençlerle ilgili yapılan çalışmalarda en temelde üzerinde durulan konu, bu roller ve bu rollerin hayata ve davranışlara yansımasının şiddetle olan ilişkisi. Bunun yanı sıra bireysel faktörler var. Bireysel faktörlerde erken dönem bağlanma örüntülerine, erken yaşta kişinin yakın ilişkilerinde yaşadığı güven problemlerine, aile ortamında şiddet görüp görmediğine veya şiddete tanık olup olmadığına bakılıyor. Televizyonda ve medyada gördüğü şiddete ne ölçüde maruz kaldığı gibi etmenler de değerlendiriliyor. Bunları bir sistem içinde düşünürsek makro düzeyde hukuk, devletin rolü ve sosyal çevrede duyulanlar var; daha mikro düzeyde ise bireysel çevrede ve bireysel yaşantılar içinde şiddetin nasıl bir rol oynadığı yer alıyor.

Peki, Türkiye’de flört şiddeti tartışmalarında tam olarak hangi noktadayız?

Ben şahsen Türkiye’de özellikle de ergenlik ve genç yetişkinlik döneminde flört şiddeti konusuyla ilgili çok az sayıda araştırma ve kaynakla karşılaştım. Türkiye’de ergenler hiç flört etmiyormuş gibi bir ergenlik tasviri var. Öte yandan gençlerin de bu konuda yaşadıklarını dile dökmesi de çok kolay değil. Gencin bu konuda en çok başvurduğu kişi arkadaşları oluyor. Onun dışında varsa güvendikleri bir öğretmen veya rehber hocası da olabiliyor bu başvurulan kişi. Ancak orada da cinsiyetçi bir bakış açısına sahip olmayan bir öğretmeni bulabilmek için çok şanslı olmaları lazım. Maalesef karısını öldüren bir sürü koca haberi gördüğümüz için bunlara sıra gelmiyor. Her zamanki gibi yok sayma yöntemiyle devam ediyoruz.

O zaman flört şiddeti toplumsal cinsiyet üzerinden konuşulan sorunların çıktılarından biridir diyebilir miyiz?

Evet, bence kesinlikle öyle! En temelinde toplumsal cinsiyet konusu var. Çocukluktan itibaren düşünürsek, kız çocuk “uslu ol”, “çok fazla ses çıkarma”, “cici kız ol”, “uysal ol” gibi mesajları alarak büyüyor. Erkek çocuk da “sen güçlüsün”, “sen iyisin” gibi altı dolu olmayan cesaretlendirme mesajları alarak yetişiyor. Cinsellik konusu da benzer şekilde kızlara çok ayıp olan ve gizli tutulması gereken bir konu olarak aktarılır. Erkeklere ise bu konuda her türlü deneyime açık olmaları, her zaman hazır olmaları, her zaman peşinde koşmaları gibi mesajlar verilmektedir. Bu mesajları alarak büyüyen iki kişinin ilişkisini düşündüğümüzde, erkek eğer yeterince kendini sorgulayabilecek güce, iç görüye veya bilince sahip değilse, partnerini kontrol etmeye çalışacak, ona şiddet uygulayacak, vuracak, kıracak, kötü şeyler söyleyecek ve ilişkide sevgiyi kontrol olarak tanımlayacaktır. Maalesef kadınların da bir kısmının bu düşünceleri içselleştirdiğini görüyoruz. Kadınlar bunu sorgulamadığında, ortada sanki bu davranışlar normalmiş gibi değerlendirme eğilimi oluyor. Baktığımızda, gençlerin en çok belirttikleri tartışma sebepleri kıskançlık. Ama kıskançlıkla ilgili de dile getirdikleri şey bu kıskançlığın başta hoşlarına gittiği yönünde. Ama tabii sonra, bu daha kontrolcü, daha müdahaleci davranışlara dönüştükçe işin rengi değişiyor.

Kıskançlık sizce toplumun yarattığı bir güdü mü, yoksa kişinin bireysel olarak riskli gördüğü durumda partnerini kıskanması mı? Ne kadarı sağlıklı?

Kıskançlık neden başta hoşlarına gidiyor insanların? Çünkü sahiplenilmiş hissediyorlar. Sahiplenilmek, birine güvenmek, birinin sizi önemsediğini görmek, bunu davranışlarıyla size göstermesi herkesin hoşuna gidecek bir şey ve bu çok doğal bir ihtiyaç bence. Ama bunların ifadesi kıskançlık olmak zorunda değil. Yani, “sen niye gittin”, “niye şununla konuştun”, “niye şuna baktın”, “niye üstüne böyle bir şey giydin” olmak zorunda değil. Bunun çok daha sağlıklı ve insanı hiç kısıtlamadan ifade edilebilecek yöntemleri var. Yakın ilişki içerisinde olduğumuz kişiyi merak etmemiz, bir ölçüde sahiplenmemiz, insan olmanın ve ilişki kurmanın doğasının bir parçası gibi geliyor ama kıskançlığı doğal görmüyorum. Aşırı sahiplenmeyi, kendi kaygıları nedeniyle ötekini kısıtlamayı hiçbir şekilde doğal görmüyorum. Bu, tam tersine normal gibi gösterilen, sevginin bir parçasıymış gibi gösterilen bir toplumsal öğreti.

Koca şiddeti bu kadar çokken flört şiddetine sıra gelir mi gibi bir düşünce var. Ama evlenmeden önce çoğunlukla bir flört dönemi oluyor ve aslında gelecek şiddetin sinyalleri de bu dönemde veriliyor. Maalesef biz bunları göremiyoruz.

Evet kesinlikle.  Bu biraz umut verici bir nokta, çünkü bu durum ilişkinin başlangıcından itibaren bazı sinyaller olduğunu, onları okuyup uzak kalabilmenin mümkün olduğunu gösteriyor. Bir boyutu o. Tabi daha çok kadınların bu ilişkilerden ayrılması, kadınların kendini koruması üzerinden konuşuyoruz. Diğer boyutu da, bu davranışların yanlış olduğunun duyulması.  Sen istediğin an, istediğin herhangi bir şeyi yapamazsın. Belki ona inandırılarak büyüdüler, ama öyle bir dünya yok. Araştırmaların gösterdiği bir şey var ki ilişkide ne zaman ki karşılıklı yatırım artıyor, şiddetin ortaya çıkma olasılığı da artıyor. Bir yıllık flört içerisinde o adam karısını hiç dövmemiş olabilir ama fazla sahiplenmecidir, biraz fazla kıskançtır, giydiğine karışıyordur. Belki bu davranışları tolere edilebilir boyuttadır. Ancak yatırım artınca, yani işin içine evlilik gibi bir bağ girince veya evlenip çocuk sahibi olunca, şiddet tam o noktada ortaya çıkabilir. “Kadın benden ayrılamaz çünkü birinin ona bakması lazım, artık tamamen bana bağlı” düşüncesi buna neden olabiliyor.

Fiziksel şiddet üzerinden konuşuyoruz ama psikolojik, sosyal, duygusal şiddet daha az görünür oluyor. Fiziksel şiddete giden yol aslında bahsettiğimiz bu diğer şiddet türlerinden geçiyor değil mi?

Araştırmalar gösteriyor ki, psikolojik şiddet ve kontrolcü şiddet de dediğimiz sosyal şiddet fiziksel şiddetin öncülü ama bunlar, toplumsal değerler, “kadın” olmak, “erkek” olmak, sahiplenme konusu ve sevgi bahane edilerek çok normalleştirilerek yaşanıyor. Halbuki psikolojik, duygusal ve sosyal şiddet sonrasında gelecek fiziksel şiddetin çok belirgin bir sinyali olabilirler. Bu noktada sorulacak soru; “karşımdaki kişi benim sınırlarıma ve bana ait olan özelliklere ne kadar saygı duyuyor” ve “ben onun özelliklerine ne kadar saygı duyabilirim” olmalı.

Flört şiddeti konusunda en temel sorun sizce nedir?

En temel sorun, flört şiddetinin tanınmaması, tanımlanmaması, konuşulmaması. Şiddeti konuşmak zaten çok zor. Hele ki ilişki deneyimi olmayan bir insanın şiddet içeren bir ilişki içine girmesi çok daha kafa karıştırıcı çünkü karşılaştırma yapabileceği bir deneyim yok. Dolayısıyla en başta flört şiddetini tanımak, tanımlamak ve bunu konuşmak gerekiyor.

Flört şiddetini genellikle genç kadınların yaşadığı bir şiddet olarak algılıyoruz. Sizce flört şiddetinin cinsiyeti var mı?

Türlerine göre değişiyor. Araştırmalara göre konuşacağım ama burada da tartışmalar var. Kadın her zaman mağdur mu? Erkek her zaman uygulayıcı mı? Yoksa eşit oranda mı? Bulgular şu şekilde; fiziksel şiddet konusunda erkekler her zaman kadınlardan daha fazla uygulayıcı konumunda. Duygusal şiddette kadınlar da erkekler de benzer oranda uygulayıcı olabiliyor. Bağırmak, kötü söz söylemek, sürekli eleştirmek, manipüle etmeye çalışmak, istemediği bir şey yaptığında ağlamak, kapris yaparak ve küserek ikna etmeye çalışmak gibi… Cinsel şiddette de uygulayıcı büyük oranda erkek. Cinsel şiddette çok az oranda kadınların uyguladığı şiddet var, buna örnek olarak da cinsel performansını küçümsemeyi verebiliriz.

Peki ilişkide psikolojik şiddetin ne kadar farkındayız? İlişkilerde psikolojik şiddet neleri kapsıyor?

Psikolojik şiddet, şiddetin tanınması en zor türlerinden. Çünkü görünür bir yara bırakmıyor, bir morluk olmuyor, yani vücudunda bir hasar hissetmiyorsun. Ama yine şiddet görmüş kişilerle yapılan araştırmaların gösterdiğine göre psikolojik şiddet aslında en zarar veren şiddet türü. Psikolojik şiddet temelde karşındaki kişinin benliğine zarar verecek her türlü davranış, benliğin bütünlüğüne yapılan her türlü saldırı psikolojik şiddet içinde değerlendiriliyor. Sürekli eleştirmek, hayırı kabul etmemek, karşındaki kişinin önceliklerini kabul edememek, isim takmak, küçümseyici şekilde konuşmak, sürekli şaka yapmak bunların hepsi psikolojik şiddetin içinde değerlendirilebilir. Karşındaki kişinin hoşlanmadığı veya ona kendisini kötü hissettirecek şeyleri yapmak psikolojik şiddettir. Kişinin ilişki içerisinde kendisi olarak ne kadar kabul gördüğü de bu şiddeti tanımlayan noktalardan biri.

Aile ile genç arasındaki ilişki, flört şiddeti sorununun oluşmasında ve bu sorunun önlenmesinde ne kadar etkili?

Aileyle ilişkinin bir sürü boyutu olabilir. Birincisi; bir genç büyürken annesi ve babası arasında nasıl bir ilişki görüyor? Yani gördüğü kadın-erkek ilişkisi nasıl bir ilişki? Bu ilişki eşitlikçi değerlere mi dayanıyor yoksa çok daha otoriter bir yapı içinde mi büyüyor? İkincisi, şiddetle başa çıkmanın, şiddete karşı durmanın – daha çok kadınlar için düşünüyorum ama- en önemli unsuru kendine güven ve kendi değerine güvenmek. Yani değerli olduğunu, saygıyı hak eden bir insan olduğunu, sevilmek, eşit muamele görmek gibi hakların olduğunu görmen, buna inanman, bunu içselleştirmen gerekiyor. Çocuklar büyürken kendi seslerini ne kadar çıkartabiliyorlar? Çocuk kendine göre ayrı istekleri olabilen bir birey olarak görülüyor mu? Pek değil. Dolayısıyla bu güven hissinin, “ben bir şeyleri hak ederim”, “benim isteklerim değerli”, “duygularım değerli” hislerinin oturabilmesi için bunun anne-baba tarafından tanınması ve anlaşılması lazım. Bu hissiyat ne kadar oturursa, o insan şiddetle karşılaşmayacak dememiz mümkün değil belki ama, karşılaştığı noktada hayır diyebilme, oradan uzaklaşabilme, uygulayıcı olmama ihtimali o kadar yüksek. Dolayısıyla güvenli ve saygılı bir ilişki kurmak ailenin çocuğuna öğretebileceği en önemli şeydir. Bunun yanında destekleyici bir varlık olarak ailenin çocuğun hayatında varlığını sürdürmesi önemli. Şiddet içeren ilişkilerinden ayrılmaya çalıştıklarında, kadınların çoğu durumda en başta red aldıkları yer kendi aileleri oluyor. Dolayısıyla aileye çok rol düşüyor. Ailenin zaten her şeyden bağımsız olarak yapması gereken iki şey var: kadın veya erkek diye ayırmadan çocuğuna değerli bir varlık olduğunu hissettirebilmesi ve çocuğu evlilik veya flört ilişkisi içerisinde bir şiddetle karşılaştığında onun arkasında durabilmesi.

Medyanın ve dizilerin, “doğru ilişki modeli” konusunda bir söylem oluşturma ve kadın-erkek ilişkileri konusunda bir rolü var mı? Bu mecralar sizce gençleri nasıl etkiliyor? Bunlar aracılığıyla ilişki ile şiddetin iç içe geçmesinin normalleştirildiğini düşünüyor musunuz?

Gençler üzerinde çok etkili olduğunu düşünüyorum. Türk dizilerinin temaları zaten kısmen belli. Güçlü, paralı, karizmatik, yeri gelirse güç kullanabilecek bir erkek modeli; kız da güzel, kendini tam ifade etmeyen, daha sessiz bir kadın modeli. Alternatif herhangi bir şey zaten yok. Bu aktarılan modelde bir sıkıntı var. Dizilerin diyelim sadece %30’u bu tür mesajlar veriyor olsaydı ve %70’i başka bir şey anlatıyor olsaydı, belki farklı şeyler öğrenilirdi. Dışarıdan takip ettiğim kadarıyla gördüğüm hep bir kaçma kovalamaca hikayesi. Kız kaçar, erkek takip eder, çok kalıplaşmış yöntemler…

Bu mecralar insanların, kadınların ya da erkeklerin belirli roller içerisine sıkışmasının normal bir şey olduğunu veya sıkışması gerektiğini gösteriyor: güzel kadın böyle oluyor, iyi erkek böyle oluyor. Ve bu model her yeri kaplıyor. Bir alternatif daha düşünülmüyor. Bu da zaten şiddetin bir önceki adımı. Bu güç dengesizliğini romantik ve normal görmek.

Bir de entrikacı kadın, kötü kadın imajı var. “Kadın güçlüyse kötüdür”, “kadın düşünüyorsa manipule eder”, “kadın farkında olmazsın ama seni yönetir”… Böyle garip korkular var dile getirilen. Bu korkular da belirli karakterdeki insanları çok tetikte tutabilir ve en ufak şeyde patlama noktasına getirebilir gibi geliyor. Bu da aslında cinsiyetçiliğin bir başka tarafı. Yani şöyle bir ikilik vardır; ya çok ideal kadınsın, güzelsin, çok fazla düşünmüyorsun, kendini daha az ifade ediyorsun, duruyorsun ve güzelsin. Sadece bakılabilir bir şeysin. Bir de bunun diğer tarafı var. Cinsel olarak herkesle birlikte olabilirsin, açıksın, şeytanisin, aklında her zaman korkunç entrikalar ve komplolar var. Bu mecralar için aynı zamanda böyle bir ikiliğin de ifade buldukları yerler diyebiliriz.

Bir flört ilişkisi yaşayan genç, ilişkisinde duygusal, fiziksel, cinsel şiddet varsa bunun “şiddet” olduğunu nasıl fark eder?

Bir gencin bir ilişkiye başlarken sorgulayıcı tarafını açık tutması lazım. Her ne kadar flört çok heyecanlı olsa da, birçok duyguyu içinde barındırsa da gencin bir gözünün açık olması çok önemli. Bence en önemli soru; “ilişki yaşadığı kişinin yanında genç kendini güvende hissediyor mu?” Örneğin cinsel şiddete uğrayan kadınlar, partnerlerinin yanında bir çeşit rahatsızlık hissettiklerini ama tam adını koyamadıklarını ifade ediyorlar. O yüzden “ben bu kişinin yanında güvende hissediyor muyum?” sorusu çok önemli. Adım adım ilerlemek çok önemli. Güven testini her zaman akılda tutmak gerekiyor. Bu kişi kavga ettiğimizde bana nasıl davranıyor, ben arkadaşlarımla konuştuğumda bana nasıl davranıyor, hoşuna gitmeyen bir şey yaptığımda bana nasıl davranıyor? Aşırı sahiplenici mi veya beni çok fazla göklere çıkarıyor mu? “Daha ikinci haftamızda bana, sana çok bağlandım, sen benim her şeyimsin vb. diyordu” ifadesi, yoğun flört şiddetine maruz kalmış gençlerin dile getirdikleri ifadeler. En hızlı sinyaller bunlar. İlişki yaşanan kişiyle hemen yalnız kalmamak gerekiyor. En başlarda daha tanımaya yönelik adımlar atmak ve etrafta kimsenin olmadığı yerlerde bulunmaktan kaçınmak gerekebiliyor. Tabii ki güvenli olduğunda ilişki çok güzel bir şey. Bizim güvenli ilişki diye tanımladığımız şey; kişinin benliğini desteklemeli, hayatını renklendirmeli, eğlenceli kılmalı. Ama onun kurulması zaman alıyor. O yüzden çok hızlı ilerlememeleri çok önemli. Birden çok büyük beklentiler içine girmemeleri gerekiyor. Bir şeylerin fazla yoğun olması önemli bir sinyal çünkü…

Belirli konularda partnerin ne düşündüğünü de sormak gerekiyor. Toplumsal cinsiyetle ilgili, cinsellik ile ilgili ne düşünüyor? Cinsellik yaşamak istemeyen kadınlarla ilgili ne düşünüyor? Çünkü bu düşünceler de çok önemli göstergeler. Bir sonraki adım ile ilgili haberler veriyor. Bunu bir etiketleme olayı olarak söylemiyorum. Farklılıklarla ilgili ne düşündüğü, farklılıklara karşı ne tepki verdiği, bunların hepsi yavaş yavaş tanımayı sağlıyor. Bu tür işaretleri dikkate almak önemli.

Peki şiddetin içinden nasıl çıkabiliriz?

Her kadının –kadın üzerinden konuşacağım daha çok-  geçireceği süreç bence farklı. Burada çevre önemli. Bir kadın bir ilişkiden çıktığında destek alacağına ve güvenli bir ortama ulaşabileceğine ne kadar inanırsa ilişkiden çıkmak o kadar kolay olur. Bir zorluk şu:  Şiddet bir döngü içerisinde gerçekleşiyor. Erkek kadına her gün bağırmıyor ya da vurmuyor. Bunları yapıyor sonra özür diliyor, genellikle ritim böyle işliyor, kendini affettiriyor, ondan sonra yeniden gerginliğin yükseldiği bir evreye giriliyor. Kadın şiddete uğradıktan sonra ikna olma aşamasında, yani erkeğin onu ikna etme aşamasında bir açıklık oluşma ihtimali var. Kadınlarla yapılan çalışmaların gösterdiği bir şey bu. Yani bu aşamada çevrede herhangi birinin “iyi misin” demesi ya da şiddetle ilgili herhangi bir işaret görülüyorsa çevreden birisinin sakince, yargılayıcı olmadan, yönlendirmeye çalışmadan sorması çok önemli. O nedenle daha çok çevreye vurgu yapacağım. Çünkü erkek hem çok kontrolcü, hem de kadını çevresinden izole ederek öyle bir noktaya getiriyor ki sanki kadın çaresiz, yalnız, sanki kimse ona yardım edemez, kimse onunla olmak istemez, sanki sevilmeye değmez, ona saygı duyulamazmış gibi hissettiriyor. Bunlar kadın tarafından içselleştiriliyor ve kadının hareket etmesi giderek zorlaşıyor. Öneri olarak düşünecek olursak, ilk önerim; herhangi bir fiziksel şiddetle karşılaşıldığında mümkün olduğunca o ilişkinin içinden çıkmak. Çünkü bir kere fiziksel şiddet işin içine girdiyse bunun devamı gelir. Kadının kendi kendine hatırlatabileceği şeyler var: “evet bir çıkış var”, “yalnız kalmayacağım”, “bana destek olabilecek kişiler var” gibi. Buna ek olarak çevrede de var olduğumuzu göstermemiz lazım, tam da bu yüzden bir okulda flört şiddeti ile ilgili konuşma yapmak önemli. Çünkü yaşayan kişi bilecek ki bununla uğraşan birileri var ya da diyecek ki benim yaşadığım şey şiddet ve bunun bir çıkışı var.

Peki diyelim bir yakınımız, arkadaşımız ilişkisindeki şiddetin farkında değil ya da farkında ama ilişkiden çıkmıyor/çıkmak istemiyor. Ona nasıl yaklaşmak gerekiyor? Müdahale etmeli miyiz? Farkına varmasını nasıl sağlayabiliriz?

O çok zor bir pozisyon. Görüp bir şey yapamamak… Bu noktada rehberlik etmek ama yönlendirici olmamak en önemli şey. Çünkü o kararı verecek olan, o ilişkiden çıkacak olan kişi o kadın. Çünkü zaten etrafında ne yapması gerektiğini söyleyen bir kişi var, bir ikinci kişiye gerek yok. Çünkü muhtemelen o çelişkiyi kendi içinde çok yoğun olarak yaşıyor. Yaşamıyorsa da bununla ilgili ne düşündüğünü sormak, bunu yanlış bulduğunu ifade etmek, sakince, yargılayıcı olmadan yanlış bulduğunu dile getirmek ve bir gün yardım isterse orada olacağını bildirmek, zaman zaman belki konuşmak; “iyi hissediyor musun”, “senin güvenliğinden endişeleniyorum” demek faydalı olacaktır. Belki bir çıkış planı var mı, böyle bir şeye ihtiyaç duyuyor mu, neden duymuyor gibi aslında bir arkadaşınla ilişkisi hakkında konuşmak da yapılabilecek şeyler arasında yer alıyor. Fikirlerini ifade ederek ama yargılayıcı olmadan “bir düşün”, “şuraya başvurabilirsin” deyip bırakmak gerekiyor. Çünkü kararı şiddeti yaşayan kadının kendisi verecek. Evet insan istiyor ki fiziksel şiddet durumunda müdahale edeyim ve durdurayım. Çünkü bir suç işleniyor ama süreç öyle işlemiyor. Yukarıdan bir yerden değil eşit bir yerlerden dinlemek ve rehberlik etmek en doğrusu.

Şiddet içeren bir ilişkinin şiddetsiz sağlıklı bir ilişkiye evrilmesi mümkün müdür?

İnsan umut vaadeden bir canlı tabii ki (gülüyor). Ama bu çok sağlam bir çalışma gerektirir. Öncelikle erkek davranışları ve duyguları ile ilgili sorumluluk alacak, kadın kendini toparlayacak, uğradığı şiddetin kendisi üzerindeki etkilerini atmaya çalışacak. Bu mümkün ama çok yoğun bir psikolojik çalışma gerektiriyor. Çünkü sen bebekliğinden itibaren bir erkeğe diyorsun ki “dünya senin!”, “sen istediğin gibi davranabilirsin”, “bir kadına istediğin gibi davranabilirsin”, “canın isterse vurabilirsin, hatta vur daha iyi!”, “sen daha güçlüsün” vb. Bütün bunları öğretip, adam 30 yaşına geldikten sonra bunların yanlış olduğunu düşünebilmesi ve davranışlarının sorumluluğunu alması çok kolay değil bence. Çalışma ile mümkün ama dediğim gibi çok az insanın bunu gerçekten bir sorun olarak tanımlayıp bu çalışmaya gireceğini düşünüyorum. Kısacası umut var ama çok sınırlı. Bir de şöyle bir durum var, şiddete uğrayan taraf ilişkinin bitmesini istemiyor, şiddetin bitmesini istiyor. İlişki topyekun kötü bir şey değil. Arada kötü tarafları olur, çok kötü tarafları olur ama zaman zaman da iyi hissettiren tarafları vardır. Topyekûn kötü bir şey olsa zaten arkanı dönüp gitmek daha kolay olur. Maalesef Türkiye’de şiddet içeren bir ilişkinin sağlıklı bir ilişkiye döndüğü bir örnek hiç duymadım. O yüzden önleme çalışması yapmak gerekiyor. O potansiyel oluşmadan ya da oluşurken alternatif sesler duyurarak ilerlemek lazım diye düşünüyorum. Oluşan bir şeyi geri çevirmek çok daha zor, çok daha emek isteyen bir şey ama önleyici bir şeyler yapmak bence daha anlamlı.

Alıntı40tilkiblog

40 Tilki Kadın İnisiyatifinin diğer röportajlarına buradan ve buradan ulaşabilirsiniz.

40 Tilki Kadın İnisiyatifini sosyal medyada Facebook veTwitter ve üzerinden takip edebilirsiniz.