Yoganın bizdeki karşılığına biraz bakacağız. Tadı damağımıza nasıl geliyor, bol tanrılı ve sembolizmli bir uygarlıktan çıkan bu yogilerin yolundan alacağımız ne var insanlık olarak? Uzun zamandır denenmiş bir aydınlanma yolu, içinde kadim bilgeliğinde var olduğu bir yol. Matınızı alın, göz bandı ve battaniye isteyenler varsa el kadırsın, şavasana sizindir.

Tüm entelektüel anlamların dışında nasıl var olmuş yoga? Kadim yogilerin, pozlarda kalarak kendi içlerinde bulduklarını aktarmaları mı oldu? Nefesle, beden bilgeliği ile üst dünyalara ulaşmayla mı oldu? Dejenerasyon nereden geldi? Dal bilgilerin kirlendiği, kirletildiği bu kadar sembolizmin olduğu ve bir çeşit seçkin/elit tabaka kavramı nasıl oluştu?

Bir yandan basit yaşa ki başkaları da var olabilsin diyen Gandi varken, bir yandan da Babür imparatorluğu tarafından 19. yüzyıl ortalarına kadar Hindistan yönetilmiş, sonrasında da ingiliz sömürgesi gelmiş ve 20. yüzyıl ortalarına doğru da “Bağımsızlık” ilan etmiş Hindistan. Tibet’e de Çin gelmiş, komünizm yakmış yıkmış tapınakları. Sibirya Şamanlarına da Stalin gelmiş. Bir hareket ettirici unsur gelmiş, nasıl bir hareketsizlik ya da karma vardı da kendileri bu hareketleri edemediler, yukarısı bu kadar yıkıcı halde geldi? Peki sonrasında ne olmuş? Tapınaklarda köpekleri beslemek, fare tanrıyla yürüdü diye onu kutsal saymak, inekleri toplumsal yaşantının içine almak.
Fakat öteki yandan da Blavatsy gidip kadim bilgeliği sembolsüz almış. Şimdilerdeki popüler yoganın batıya açılması Hindistan için büyük sınav. Blavatsy’nin Krisnamurti’yi “Keşfetmesi” ve dünya öğretmeni olarak diyar diyar dolaşması da Hindistan’da ve Sadhguru da Hindistan’da. Murti “Guru yoktur, sen varsın” demiştir. Oldukça basit konuşmaya ve çağımızı sevgi realitesine hazırlamaya çalışmıştır. Her kadim öğreti kendi son sınavlarını veriyor kapanış zamanlarında. Bnei, göksel öğretilerden para alınmaz, üzerine biz para veriyoruz daha çok kişiye ulaşmak için diyor, bir yandan da P. Berg eğitimler için para istiyor. Farklı farklı yerlerdeki bilgeler eğitimler için maddi bir karşılık bekliyor, aldıkları bu kadim bilgelik yukarının bilgeliği olmasına rağmen. Bir yerde de kendi dualitelerini yaşarken ufak ama etkili bir ezoterik gelenekten gelen grup neyi deneyimliyor?
Yoganın bize verdiği bedensel uyum ve Gurdjieff’ten gelen merkezler, oktav, enegram, hidrojenler ve hayvan bilgisi bizi eritiyor yoga içinde. Aydınlanıyor muyuz? Suyu farklı mı içiyoruz? Zen budistlerinin uzun süren zazenlerinden sonra, kendilerine aydınlandım dememelerine rağmen öğrencilerinin aydınladı herhalde deyişlerine göre yorumladığımız bazı hocaların görüşleri var burada değer farkı olarak. Ustalara soruyorlar, nasıl aydınlandınız, uyandınız neler yapıyorsunuz dediğinde onlar da:
“Hiç, acıkınca yemek yiyorum, susayınca su içiyorum” diyor. Şaka mı bu?
Yoga, asanaları uygulama, mantraları tekrar etme, yaratılışın sesini çıkarma, bedendeki karmik yükleri fark etme, salma, temizle gönderme olarak geliyor şu anda bize ya da beden enerjilerini dengeleme işlemi gibi. Nadileri fark etme gibi.
Fakat bu Vedik yol için yeterli mi? Nayn, yoga öncesi dedikodu yapıp, içselleşmeyip sonrasında derste hadi bi’ nefes atalım diyip, houffşş dediklerinde ne benlik, ne özdeşleşme ne de dördüncü yoldan herhangi bir şey olmadan, yatayda kalıyor çalışma. Oraya bir çeşit okul olarak gidilmiyor, kapıdan girenlerin benliklerini bırakmak gibi bir amaçları da yok.
Daha iyi hissetmek hali var. İyi ve kötünün ötesinde olan şeyleri ne yapacağız? Bir ara sohbet sırasında şöyle geçmişti “Onur, ben bi’ kahve yapacağım, bu zamana kadar da sen, değiştirmek istediğin bir özellik, huy, alışkanlık gibi bir şeyler düşün.” Bunu diyen de kendi çalışmalarını yapan güçlü bir şifacıydı. Kahve geldi, ee diye ne çıktı dedi? Bir şey çıkmadı dedim. Ben böyle iyiyim. Nasıl yani, mutlu musun her şey olunda mı değiştirmek istediğin bir  özelliğin yok mu dedi, amacım mutlu olmak değil ki dedim, bütün olmak tam olmak, gölge ile bir olmak. Endeksimiz neden “mutlu” olmak? Bir benliğin sizi sürekli alışkanlıklarda tutması, alışkanlık dışına da mutsuzluk demesi ve sizi oradan sürekli kaçırması, tamponlar kullanması nasıl bir bütünlük hali olabilir ki? Kendimizi bilme yolunda bu bize iyi gelir mi?
Evet, yogaya dönelim, Batı’daki haine. Bir şeyler eksik gibi geliyor. Aşısı/Demi eksik gibi. Fakat bu aşı artık açığa çıktı her yerde bulunabiliyor, aşikar diyorlar.  Öyle mi acaba? Ve biz de ihtiyacımız olanı görebiliyoruz (?)
Daha da fazlasını kalpten isteyelim, istemeyi bilelim. İsteyelim ki, var oluştan gelen “ışık” bize daha fazla insin, isteyelim ki kadersel döngülerimizi kırmakta güçlenelim, gölgemizdeki saklı olanı görelim.
***

Krishnamurti’nin birkaç tane videosunu da paylaşmak istedim.