Pek bilinen bir başlıkla yola çıkmak… Kış geliyor resmen. Yani kış demek kapalı hava, yağmur, kar, çamur, hüzün, zorluk mu demek? Peki, bu durumu kötü yapan nedir? Sanki kış olmasa dünya sevgi pıtırcığı çiçeklerin arıların, kelebeklerin hüküm süreceği güzel bir yer mi olurdu?

Elbette kışı seven vardır, hatta mümkün olsa dört mevsimi tek bir mevsimde yaşayacaklar. Ama şöyle bir gerçek de vardır, insan baharda çayır çimen koşup aşkını dolu dizgin yaşadıktan sonra bir an hani bir an vardır ya, bir üşüme gelir, hava kapalıdır, insanlar yağmurda ıslanmamak için koşup durur, işte o an hayattan renkler gider, yerini griye, siyaha bırakır ya işte öyle zamanlarda hayatın tadı nasıl çıkar bilmem. Öğrenemedim bir elinde peçete bir elinde tadını, ismini bilmediğim bir şeye benzettiğim ıhlamur çayı varken ve dışarıyı izleyip yaptığın planların iptal olduğunu görünce “oh, hayat ne kadar da güzel” demeyi.

Hep uzak geldi karanlığın içinde renkleri bulmak, belki de ben kolaya alıştım… Ama zor olduğunu kabul etmek gerek, üstelik bunu ben değil bilim söylüyor.

“İnsan vücudunun ihtiyaç duyduğu normal ısı seviyesi 37,5 derecedir. Beynimizin ortasındaki merkezde, vücut sıcaklığını ayarlayan ısı düzenleyiciler bulunur. Bu merkez, dışarıdaki ısıyı kontrol altına alarak, vücudun sıcaklığını artırır veya azaltır. Ancak ani hava değişimlerinde bu merkez zorlanabilir.”

İşte sorun da bu! Galiba rahata alışmış beynim bir anda battaniyenin altında olmayı sevemiyor ya da güzel yaz gecelerinden uzaklaşmayı kabul edemiyor. Winter is coming… Bu döngüye kafa tutmak zerre aklımdan geçmez, yeterince güçlü değilim ama uyum sağlamak pek çokları gibi bana da zor. En iyisi güzel kısmından bakmak, mesela aşk en çok kışa yakışır.

Acıklı filmler en iyi kışın izlenir ya da sokaktaki hızlı hızlı atılan adımların değeri daha çok belli olur, zamanın içinden akıp giden adımlar… Veyahutta ellerini kazağının içine sokup bir yudum sıcaklığı ararsın avuç içlerinde.Kahvenin yüzüne değen buharı, okuduğun kitabın enfes kokusu, kalın çorapların garip desenleri, yorganın altında büzüşüp nefes alamayacak kadar kendini yok edebilme becerisi, bir akım halinde başlayan giyim alışkanlıkları ve daha niceleri…

Galiba bunları düşününce kışa alışıyorum, en azından öğreniyorum güzel beynimin kabul etmesi gereken şeylerin aslında tadı bir başka…