Son günlerde sakatların Ötv muafiyetiyle alınan araçların önüne Maliye Bakanlığı tarafından 70.000 kısıtlaması konusunda haberler, makaleler, imza kampanyaları gibi isyanfonik, sloganik ve acitatör yazılar okumaya başladım.

Benim hakkıma dokunma körün hakkını al diyen mi ararsın… Benim bacaklarıma dokunma onun kolunu kopar diyen mi ararsın… Ben suistimal etmiyorum ama o yaptı abi diyerek birbirini satan mı ararsın… Engelli çocukları olup onlar üzerinden araba alan anne ve babalara söven mi ararsın…

Bunun bir hak ihlali olduğu, sakatların ne şartlarda ne koşullarda yaşadığını, neden bunların görülmediği, düşünülmediği konusunu ufak bir çocuk gibi şikâyet ederek, ağlayarak, hatta birbirinizi satarak, anne ve babaların da yaşadıkları zorlukları yok sayıp anlatmaya çalıştınız. Ve evet bunları en başta siz sakatlar konuştunuz, yazdınız. Fakat kaçımız insanlığı, üzerinde yaşadığımız coğrafyayı ulusal sınırlara bölen, dış düşmanlar inşa eden, bizi okullarda, kışlalarda, fabrikalarda tektipleştiren, savaşlara sokarak öldürten, öldüren, sakat bırakan bu sistemi sorguladınız.

-Araştırmalara göre bugünkü dünya nüfusu kadar insan, savaşlarda ölmüş veya sakat kalmıştır.

-Birinci Dünya Savaşı’nda 10 milyon, İkinci Dünya Savaşı’nda 20 milyon insan sakat kalmıştır.

-Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombaları ile 250 bine yakın insan ölmüş, iki katı kadarı da sakat kalmıştır. Bombanın radyasyon etkisinden dolayı da yıllarca sakat çocuklar dünyaya gelmiştir.

-İç savaşlar ve bölgesel boğazlaşmalarda ölen ve sakat kalan insan sayısı on milyonlarla ifade edilmektedir.

-İkinci Körfez Savaşından sonra başlayan 8 yıllık işgal boyunca bir buçuk milyon insan öldürülmüş, iki misli insan bedensel ve ruhsal bakımdan sakatlanmıştır.

Onlara varlıklarımızı feda etmemiz, onlar için ölümlere düşmemiz, onlar için sakatlanmamız, onlar için kendimizden, benliğimizden hayatlarımızdan vazgeçmemiz asla ama asla söz konusu bile olmamalı.

Devlet ezerken sağlam-sakat, yaşlı-genç, erkek-kadın, çocuk-hasta ayrımı yapmaz. Sadece sakatlar daha dezavantajlı gruplar olduğu için böyle bir süreç içinde sefalete, açlığa, yoksulluğa, hastalık ve ölümlere en yakın grupturlar. Neredeyse tüm savaşların başlatılması, sürdürülmesi, sonlandırılması kendilerine özgü bir ekonomik duruma bağlıdır.

Burada ötv sınırlanmasına sloganik isyan yüklemenin dışında silah ekonomisini ve militarizmi sorgulamalı ve sorularımızı harekete geçirmeliyiz. Bu tasarının asıl sebebini, silah sanayi harcamalarını toplum üzerinden yapabilmektir. Böylece Türkiye’de gelişen savaş koşullarının fazlaca geliştiğini bunu toplum üzerinden örgütleyerek mtv zammı, vergi ambargosu, akaryakıt zammı adı altında silah ekonomisinin güçlenmesini sağlamak.

Sakatlar en samimi ve en kararlı savaş karşıtı olmak zorundadırlar. Çünkü savaş bizlerin sayısını devasa boyutlara artırırken, sakatlığın önlenmesi ya da sakatların yaşam standartlarının yükselmesi için ayrılması gereken kaynakların heba olmasına yol açmaktadır. O iğrenç savaş çığırtkanlığınızdan sıyrılmalı ve her gün biraz daha naylonlaşan duygularınızı yolup atmalıyız. Özgür bir yaşam için, devlet kimliğinden sıyrılmayı savunmalıyız. Anti militarist olmadan insan-doğa, insan-toplum, toplum-devlet ilişkilerine alternatif bir cevap oluşturmanın faydası yok.

İktidarda bulunan diktatörlerin koltuklarını korumak ve halk üzerindeki demir yumruklarını sağlamlaştırabilmek için bizleri içine soktukları bu bataklıktan kurtulmanın yollarını aramalı, birbirimizin ellerini sıkıca tutmalıyız. Sloganik ve acitatör olmak yerine insanlığı ırklara, ulusal sınırlara, cinsiyetlere bölen bu sistemin hepimize aynı kumaştan aynı elbiseleri giydirmek için gece gündüz uğraş veren bu düzenbazlara, hokkabaz kalemşörlere, silahşörlere ve bizi biz olmaktan uzaklaştırmak isteyen egemen güçlere orta parmağımızı gösterip kirli iktidar ve para hırslarını yerle yeksan etmeliyiz.