Bu gerçekten unutamayacağımız bir 1 Mayıs…

1 Mayıs’ın öncesinde değil sonrasında bir yazı kaleme almayı düşünürdüm şartlar olağan olsaydı. Konser veren sanatçıları, meydanda andıklarımızı, çekilen halayları, kol kola olmayı, katılımcıları, sendikaları, yediğimiz gazları, gözaltına alınanları, fotoğrafta flaması yan yana gelen iki partinin mecliste yarattığı tartışmaları, 1 Mayıs’a katılan en küçük bebeği… Sanırım bunları yazardım.

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Merkezi raporlarına göre 2019’da 1736 iş cinayeti işlendi.[1] Bilirsiniz işçilerin nasıl can verdiğini. Ailesiyle tatile giderken trafik kazasında ölen işçiler değil bu rapordaki işçiler. Kayak yapmaya gidip çığ altında kalan işçiler değil. Karın tokluğuna kaçak çalıştırılan, sömürülen, göçmen işçiler… Atölyelerde ciğeri solan işçiler… Yüksekten korkan ve 37. kattan iş güvenliği olmadığı için düşüp bedeni parçalanan işçiler… Güneş görünce gözü sulanan, akan suyla yüzünden kömür izi silinen işçiler… Bilirsiniz işçilerin nasıl can verdiğini.

2019’da can verenlerden 67’si çocuk. Çocuk… Çocuk Ali’ler…

Salgın nedeniyle 20 yaş altı ve 65 yaş üstü yurttaşların sokağa çıkması yasak. Ali 17 yaşında. İşe gidiyor. Mecbur. Polise denk geliyor. Polis “Dur!” diyor. Ali maaşının birkaç katı cezayı ödeyemeyeceği için korkup kaçıyor. Çocuk… Durmuyor. Polis kalbinden vurup katlediyor. Haberlere “Dur ihtarına uymayan Suriyeli genç bacağından vuruldu” olarak yansıyor polisin katliamı. Suriyeli oluşu özellikle belirtiliyor. Bir bakıyorsunuz haberi paylaşanlara: “iyi olmuş, direkt kafasına sıksaymış, bunları beslediğimiz yetti” vb. nefret söylemleri saymakla bitmiyor.


[1] http://isigmeclisi.org/ (Son Erişim: 30.04.2020)

2020’nin ilk üç ayında kayıtlara geçen işçi ölümü 356…356 can…Bertolt Brecht Tahterevalli şiirinde anlatıyor ya:

“Ve şimdi görüyorsun açıkça;
bu bir tahterevalli tahtası.
Bütün düzen bir tahterevalli aslında.
İki ucu birbirine bağımlı.
Yukardakiler durabiliyorlar orada,
sırf ötekiler durduğundan aşağıda.”

Saraylar, hanlar, hamamlar… Mezarlıkların üzerine kuruldular. Yüksek bir katından genç kadınların atıldığı, intihar süslü plazalar ölülerin cesedini ezip dikildiler.

Kapitalizm ölü istiyor. Yer yerinden oynamasın diye. Zeminin parçalanmasını önleyecek istiflenmiş insan eti istiyor kapitalizm. İşçiler el çekmiyorsa fabrikalardan, karnı tok en üsttekilerin. Hastanelerde tek bir odanın ışığı sönmüyorsa, Amerika’ya yardım göndermekle övünür başkanlar ve biz bilimin işçileri sayesinde nefes saymayıp, umut edebiliriz ancak. Evlatlarını bile göremeyen, yüzleri maske yarası emekçiler sayesinde…

Binlerce insan işten çıkarıldı. Yardım kolilerine muhtaç edildi. Beş adet maskeye ulaşan zafer ilan ediyor. Canını korumak için alabileceği tek önlem üfleyince uçan bir maske oluverdi çünkü. Tiyatrocular, müzisyenler öngörülemeyen bu süreçte ayakta kalma mücadelesi veriyor; devlet memuru olmayan birçok sektörün çalışanı gibi…

Karantinada 1 Mayıs

Meydanların boş olmasının burukluğu ile balkonlarımızdan, evlerimizin pencerelerinden selamlayacağız bu yıl belki de en çok sağlık emekçilerini ve elbette işe gitmek zorunda olup virüse yakalanıp can veren işçileri… Kaybettiğimiz doktorları, hemşireleri… Minnetle selamlayacağız.

Kadınların görünmeyen emeği mi? Onu unutacağız canım. İki ay karantina olduysa ne olmuş? Siz bilirsiniz kadınların emeğini, değil mi? Unutmak yüzyılın geleneği.

O halde hepimize bir hatırlama görevi: proleter şaire olarak anılan Yaşar Nezihe Bükülmez’in ilk Türkçe 1 Mayıs şiirinin son kısmını paylaşacağım. Belki tanımak istersiniz.

“…Dün sen çalışırken bu cihan böyle değildi.
Bak fabrikalar uykuya dalmış gibi şimdi.
Herkes yaya kaldı, ne tren var, ne tramvay
Sen bunları hep kendin için şan-ü şeref say…
Bir gün bırakınca işi halk şaşkına döndü.
Ses kalmadı, her velvele bir mum gibi söndü.
Sayende saadetlere mazhar beşeriyet;
Sen olmasan etmezdi teali medeniyet.
Boynundan esaret bağını parçala, kes, at!
Kuvvettedir hak, hakkını haksızlara anlat.”

Özlemle, hasretle, buruk…
Her şeye rağmen dirençle ve umutla kutlu olsun 1 Mayıs!