Tolga Karaçelik’in Gişe Memuru ve Sarmaşık’tan sonra çektiği son filmi Kelebekler, merakla bekleniyordu. Henüz vizyona giren film, Amerika’nın en prestijli bağımsız sinema festivali olarak kabul edilen Sundance Film Festivali’nde Büyük Jüri Ödül’ünü kazandı. Filmin Türkiye’de Kültür Bakanlığı’ndan destek alamamasıdan sonra, uluslararası bir başarı elde etmesi olayı, Kelebekler filminin kendisi kadar kara bir mizah içeriyor. Bu durum aynı zamanda filme olan ilginin da artmasına sebep oldu diyebiliriz.

Çektiği üç filmde de psikolojik ve fantastik öğelere bolca yer veren Tolga Karaçelik, Türk sinemasında yeni bir soluk olarak ustalaşmasını sürdürüyor. Senaryolarını kendi yazan Karaçelik, ‘auteur yönetmen’ tabirini sonuna kadar hakediyor. Yönetmen, bir röportajında: “Kendi izlemek istediğim filmleri çektim” demişti.

Köklere Yolculuk

Film annelerinin intiharından sonra dağılan Cemal, Suzan ve Kenan kardeşlerin, 30 yıl sonra babaları tarafından köylerine çağırılmasıyla başlıyor. 3 farklı hayat yaşayan kardeşler, çok da istekli olmadıkları bir yola çıkarak babalarının son isteğini yerine getirmeye çalışıyorlar. Yolculuk süresince tekrar bir aile olmayı hatırlayan ve birlikte zaman geçirdikçe aslında ne kadar da birbirlerinden kopmadıklarını gören kardeşler, yolculukta olduğu kadar köyleri olan ‘Hasanlar’da da bir dizi absürt durum yaşarlar.

Büyük ağabey Cemal (Tolga Tekin)’i halası Almanya’da büyütmüştür. Astronot olan Cemal, henüz uzaya gönderilmediği için canlı yayında kendini benzin döküp yakacak kadar mesleğini sever. Bu yolculukta kardeşleri toparlayıp yönlendiren bir karakteri olsa da kardeşi Kenan tarafından geçmişten beri hep sorumluluktan ‘kaçmak’la suçlanır. Hatta ironiktir ki Kenan’a göre Cemal, dünyadan da kaçmak için astronot olmayı seçmiştir.

Kenan (Bartu Küçükçağlayan), başarısız bir oyuncu olup seslendirme yapmaya yönelmiştir. Varoluşsal krizlere giren Kenan, hayattan çok bir beklentisi olmayan biri haline gelmiştir.

Başarısız bir evlilik yaşayan Suzan (Tuğçe Altuğ), boşanma kararını alıp kardeşleriyle yola çıkmıştır. Suzi karakteri iki ağabeyi arasında bir köprü oluştururken aynı zamanda kendi dışavurumlarıyla kardeşlerini şaşırttığını görürüz. Pavyon sahnesindeki çıkışıyla kahkahaya boğulurken, filmin sonundaki mezarlık sahnesinde yükselen kriziyle seyirciyi duygusallığa itiyor.

Üç kardeş de her ne kadar hayatlarına devam edip kendi yollarına gitseler de köylerine ‘öz’lerine döndükleri zaman, kendi karanlık dehlizlerinde kaybolarak geçmişle ve birbirleriyle bir hesaplaşmaya girerler. Tüm bu gerçekçiliğin aralarına serpiştirilen absürt ve sürreal öğeler, filmi samimi bir durum komedisi haline getiriyor.

Kara Komediden Drama

Kelebekler, bütününde komedi olarak ilerlese de, karakterlerin geçmişle olan bağları ve birbirleriyle olan çatışmalarıyla bünyesinde dramı da barındırıyor. Tolga Karaçelik, oyuncuların bile senaryosu okurken kimi yerlerin komedi mi dram mı olduğunu kestiremediklerini belirtiyor. Dram konusu da komedi de Kelebekler’de o kadar dozunda verilmiş ki, hiçbir ajitasyona veya sömürüye yer vermeden film kotarılmış.

Üç ana karakterin haricinde, yan rollerde oynayan Ezgi Mola, Serkan Keskin, Ercan Kesal gibi usta oyuncular filme ayrı bir tat katıyor. Olaylara ilginç yaklaşımlarda bulunan köy muhtarı (Serkan Keskin), içindeki varoluşsal sorulara yanıt arayan, kara deliğe, süpernovaya meraklı septik bir imam (Hakan Karsak), görüp göremediğinden pek emin olamadığımız bir çoban (Ercan Kesal), mükemmel performanslarıyla göz dolduruyorlar.

Alışılmışın Dışında Bir Komedi

Komedi, Türk Sinemasıda bugüne kadar belki de en çok eleştirilen türdür. Yüzeysel tiplemelere sahip olan tek boyutlu karakterler, şiveyle güldürme çabaları, hakaretle, kaba kuvvetle, düşmeyle kalkmayla seyirciyi yakalamaya çalışan ve biri tutunca 3-5 tane daha çekilip seri haline gelen filmler… Tabiki gişe kaygısı gütmeden ortaya iyi işler koymaya çalışan, seyircinin zeka düzeyine hakaret etmeyen yapımları ve yönetmenleri bunun dışında tutuyorum.

Tolga Karaçelik de kendi sinema diliyle, farklı türlerde çektiği 3 başarılı filmiyle tam da ihtiyacımız olan şeyi veriyor bize. Filmleri, kendi kafasında oluşan fantastik fikirleri en iyi şekilde çevresine anlatabilmek için çekiyor sanki.

Bu filmi izledikten sonra şunu söyleyebilirim ki başarılı iş yapmak, coğrafyadan ve kültürden bağımsızdır. Sundance’de filmi seyreden farklı kültürdeki insanlara da bu hissiyatı geçirebilmek büyük bir başarıdır.