Müşterek kısaca paylaşılan ortak zenginlik anlamına gelmektedir. Bu ortak zenginlik sadece doğal kaynaklar olan su, toprak, havanın yanı sıra insan yaratıcılığının eserleri olan parklar, altyapı, interneti de kapsamakta hatta gelenekler, kolektif hafıza ve bütün dilleri de içine almaktadır. Müşterek kavramının son yıllarda dünyada bu kadar çok olguyu işaret edecek şekilde ve oldukça sık kullanılıyor olması onu “her kapıyı açan bir anahtar” haline getirirken diğer yanda “boş gösteren” olma riskiyle karşı karşıya bırakır. Türkiye’de bu kavram çerçevesinde en büyük kırılma Gezi Parkı Direnişi’yle olmuştur. Çünkü Gezi, piyasa dışı hayatta kalma mekanizmamızı pratik etmemizi sağlayacak alt yapıyı oluşturabilen bir kentsel müşterektir. Ayrıca Gezi’de canlanan müşterek düşünce eylemcilerin kendi mahallerindeki müşterekler etrafında parçalanan toplumsal bağları onarmasına ve onları yeniden tanımlamasına olanak sağlamıştır. Dolayısıyla parklar özellikle bu olayların ardından bir direniş mekanı olabilme rüştünü kanıtlamıştır.

Son günlerde herkese ait olan ya da hiç kimseye ait olmayan müştereklerin “tehlikesi” ve “tekinsizliğinden” halkımızı koruyacak aynı zamanda bulunduğu yörenin emlak piyasasını yerinden oynatacak yeni yerli milli müşterekler olan millet bahçelerinin yapımı olanca hızıyla devam etmektedir. Millet bahçeleri projesi kapsamında İstanbul’da Atatürk Havalimanı’nın arazisine, Türkiye’nin pek çok şehrinde taşınan statların yerine ve pek çok boş araziye halkın çocuklarıyla gelip “yatıp yuvarlanması” için yeşil alanlar yapılması planlanmaktadır. Bahçelerin ilk yüz günde 18 ilde 33 tanesinin bitirileceği öngörülmektedir. İngiltere’deki Central Park’a rakip olması planlanan bu alanların ekonomik ve toplumsal çeşitli sonuçları bulunmaktadır.

Her şeyden önce millet bahçeleri ciddi bir rant kapısıdır. Bunu anlamak için millet bahçelerinin ihalelerinin kim tarafından ve nasıl alındığını görmek yeterlidir. Örneğin Tunceli Belediyesi’nin Millet Bahçesi için sadece belediye tarafından davet edilen firmaların katıldığı kapalı ve pazarlık usulü ile gerçekleşen ihalede 1 milyon 694 bin TL bedelle Tuncelili bir firmaya verildiği ortaya çıkmıştır. Ayrıca bu bahçeler sadece ihaleyi kazananların zenginlerine zenginlik katmakla kalmayacak aynı zamanda çevrelerinde bulunan konutların fiyatlarını da derinden etkileyecektir. Özellikle İstanbul’da yapılması planlanan millet bahçelerinin etrafında birden çok yeni toplu konut projesine başlanmıştır. Dolayısıyla büyük inşaat firmaları yoluyla çitlenecek müştereklerin hükümet için en önemli çıktısı ekonomiktir. Bu şekilde söz konusu yeşil alanlar ihale verilmiş şirketler için anlamlı bir gelir kapısı çevresinde yapılacak konut projeleri için renkli bir reklam fonu olacaktır. Hem de yapacakları projelerde göz dolduracak yeşil alan konusunda endişelenmelerine gerek kalmayacaktır. Ek olarak sürekli dile getirilen dünyanın üçüncü büyük şehir parkı yapılacağı iddiası millet bahçelerine uluslar arası arenada kazanılacak rasyonel bir başarı gözüyle bakıldığını göstermektedir. Millet bahçelerini betimlemek için kullanılan her cümle rakamlardan geçmekte toplumsal olarak etkisi göz ardı edilmektedir.

Millet bahçelerinin bir diğer sonucu kuşatılmış müşterekler olarak ortak bilinçte yaratacağı değişimdir. Gezi Parkı’nın aklımızda yarattığı pek çok kelime oyunu yeni bir şekle bürünmektedir. Çünkü burada oyunu oynayan aktör değişmiştir. Belki de Gezi olaylarına, güçlenen yeşil hareketine kapitalizmin bir refleksi olarak karşı müşterekler oluşturulmak istenmiştir. Çünkü bu şekilde potansiyel hareket hem sistem içine çekilerek soğurulacak hem de talepler legalleştirilerek içi boşaltılmış bir halde halkın önüne gümüş tepside sunulacaktır. Gözetlenmeye açık, kontrollü, steril müştereklerin samimi ortaklıklar yaratması beklenemez. Zira buradaki ağaçlar bile orman ya da bahçe olmaktan oldukça uzak yalnız, hüküm giymiş çıplak bir kaç türden ibarettir. Ayrıca, yerli milli müşterekler de geçirilecek boş zaman da özgürleştirici olmaktan oldukça uzaktır. Massimo De Angelis’in dediği gibi müşterekler kapitalizmin dışında her zaman var olagelmiş ve hem radikal imgelemi hem de pek çok iştiraki bedeni besleyerek sınıf mücadelesinde önemli rol oynamışlardır. Ancak bu artık liberal müştereklerle birlikte değişmektedir. Liberal müşterekler kamusal alan özel alan arasında kalan yarı mahrem alanlar olmalarının yanı sıra piyasaya ve mevcut iktidarın kendini yeniden üretmesine hizmet etmektedir. Dolayısıyla müştereklerin gerçek trajedisi Hardin’in teorisinin aksine ortak olandan bir fazla pay istemekte değil mevcut siyasi hükümetin bütün pastayı elinde tutmasıdır.

Sermayenin kendi krizine çözüm bulmak için müştereklere ihtiyacı vardır. Sistem içine davet edilen müşterekler yeni kurulanlarla birleşerek kentsel alanın her yerinin ideoloji tarafından kuşatılmasına yönelik bir tuzak haline gelmektedir. Müştereklerin tekrar yerel hale getirilerek piyasa dışı hayatta kalma mekanizmalarına dahil edilmesi kent hakkımızın bir parçasıdır. Kar motivasyonuyla çalışan sermaye müşterekleri iktidarın sürdürülebilirliği için bir koz, piyasa içinse öncelikli olarak belli grupları besleyecek verimli bir yataktır ama onların dışında kalan toplum bu planın aktif bir eyleyicisi kesinlikle değildir. Bu nedenle millet bahçeleri olmasalar da olur, belki daha iyi bile olur. Yerli milli müştereklerin tamamen özelleştirilmesi kavram muğlaklığının ortadan kaldırılmasına katkıda bulunacak, belli legalleştirme mekanizmalarını devre dışı bırakacaktır.

 

Fotoğraf: Hürriyet