Okuma süresi: 3 dakika

İnşa edilen her bir bina, doğalında orda bulunan bitki örtüsünü ortadan kaldırır ve yerine ısı dengesini, hidrolojik döngüyü ve hava kalitesini bozan betondan bir yığın kazandırır. Ekolojik bilincin artmasıyla birlikte, mimaride gelişmekte olan bir akım haline gelen yeşil çatılar ise doğa ile şehir hayatı arasındaki orta yolu bulma konusunda geleceğin tekniği haline gelmekte.

Artan insan nüfusu ve şehirlere göç sebebiyle, şehirler artık pek çok insanın yaşadığı, tükettiği, kirlettiği beton yığınlarına dönüşmektedir. Zamanında bitki örtüsüyle kaplı olan pek çok toprak artık insan dışındaki canlılığa kapalı, hava ve su döngüleri bozulmuş sağlıksız yaşam alanlarına dönüşmüştür.

Betonlaşma sonucunda, yağmur olarak yere inen suyu emecek toprak alanlar azalmıştır. Bu durum da, şehir içerisinde özellikle yollarda oluşan sellere ve altyapı taşmalarına sebep olmaktadır. Çoğunlukla yol kenarlarındaki mazgallarla kanalizasyon sularına karışan yağmur suları, büyük oranda ziyan olmaktadır.

Arabaların egzozları bir yandan, kömür ve doğalgaz kullanımı sonucu oluşan karbonmonoksit ve karbondioksit gazları bir yandan, şehirlerde havanın ne kadar kirli olduğunu hepimiz ciğerlerimize kadar bilmekteyiz.

Yeşil çatılar hem yukarıda sözünü ettiğimiz sorunlar için hem de gürültü kirliliği, ısı izolasyonu ve biyoçeşitliliğin korunması gibi başka sorunların çözülmesi için birebir bir uygulama tekniğidir. Yeşil çatı dediğimiz teknik, çatıların bitki örtüsü ile kaplanması tekniğidir. Yeşil çatılar seyrek kaplama ve yoğun kaplama şeklinde iki sınıfa ayrılır. Yoğun kaplama yönteminde bitki örtüsünün altı daha sağlam malzemeyle kaplanarak güçlendirilir ve ağaç da dâhil olmak üzere kökleri çok alan kaplayan bitkiler dikilebilir.

Çatıların üzerinde bulunan bitki örtüsü öncelikle ısının yalıtılması için çok uygun bir yapıdır. Bitki örtüsü bulunan çatılar, ısı kaybını çok daha az yaşamaktadır ve yazın çok sıcak günlerde de güneşin ışınları ısı olarak çatıya düşeceğine, fotosentezde kullanılarak oksijene dönüşmektedir. Bu sebeple bina içinin yazları serin, kışları da daha sıcak olmasına imkan vermektedir. Günümüz mimarisindeki tuğla ve alüminyum çatılar ise kentsel ısı adası dediğimiz olaya sebep olmaktadır. Bu olay beton yoğunluğundan ve ısıyı hapseden çatılardan dolayı şehirlerin, etrafıdaki alanlara göre daha sıcak olması durumudur.

Nottingham’da bulunan Trent Üniversitesinin yaptığı araştırmayı göz önünde bulundurarak yeşil çatıların ısı dengelemek konusunda normal çatılardan ne kadar farklı olduğunu görebiliriz. Yaz aylarında yapılan ölçüme göre, ortalama sıcaklığın 18.4 C derece olduğu bir günde, normal çatının altındaki ısı 32 C dereceye ulaşırken, yeşil çatı 17.1 C derece olarak serinleme bile yaratmıştır. Yine kış aylarında yapılan ölçümler ise, günlük ortalama sıcaklık 0 C derece olduğunda, normal çatının altının 0.2 C derece, yeşil çatının ise 4.7 C derece olduğunu belirlemiştir. Chicago kenti baz alınarak yapılan hesaplamaya göre, şehirdeki bütün çatıların yeşil çatı olması durumunda, ısınma ve soğutmaya ayrılan paradan yıllık 100 milyon dolar tasarruf edilebileceği saptanmıştır.

Isı dengesini sağlamasına ek olarak, aynı zamanda çatı üzerine yerleştirilmiş bitki örtüsü şehir içerisindeki gürültüyü de azaltma özelliğine sahip. Bitki örtüsünün çok olduğu yerlerde ses titreşimleri bitkiler tarafından sönümlendirilerek azalmaktadır. Aynı zamanda kuşlara da ev sahipliği yapacak olduğundan, şehrin gürültüsü yerini belki de doğanın sesine bırakacaktır, kim bilir?

Hava kirliliğine gelince, bu konuda iki ayrı güzellik sergiliyor yeşil çatılar. Birincisi, bitki oldukları için havadaki karbondioksiti alıp fotosentezde kullanıyorlar ve bizlere oksijen olarak geri veriyorlar. İkincisi ise, yağmur yağarken, yağmura hapsolan havadaki toz ve zararlı parçacıklar, kiremit çatılarda birikip aşağı akacağına, bitki örtüsü içerisinde tutularak, daha az zararlı veya zararsız maddelere dönüştürülme imkanı buluyor, ya da kuru havalarda atmosferde bulunan tozlar yaprakların yüzeyine tutunarak hava kirliliği oluşturmuyor. Örneğin 1 metrekarelik bir çim alanın 100 metrekarelik yüzey alanı vardır, her metrekarenin de rüzgara bağlı olarak 200 gr ile 2 kg arasında toz tutma olanağı bulunmaktadır. Bu hesaplamalara göre yeşil bir alan, beton bir alandan 3 ile 7 kat daha az toz parçacığı bulundurur.

Pek çok açıdan şehir hayatının kalitesini arttırabilecek olan bu uygulama dünyanın pek çok kentinde kullanılmaya başlanılmıştır. İnsanların göz zevkine hitap ederek, şehirlerde yoğunlaşan depresyon oranlarını düşürme olanağı sağlayan yeşil çatılar maliyet olarak elbette ki normal çatılardan daha pahalıdır. Bunun ülkemizde şu anda uygulanmaya başlaması sadece belli bir kesimin üzerindeki insanlara hitap edecek gibi görünse de ilerleyen yıllarda, teknolojinin gelişip ucuzlamasıyla bütün halka yayılma imkanı bulabilir. Kısa vadede daha masraflı olan yeşil çatılar, uzun vadede aradaki farkı fazlasıyla kapatıp insanlara tasarruf bile yaptırabiliyor. Bahsettiğimiz gibi ısı izolasyonuna sebep olan bu uygulama, evin alım fiyatını arttırırken, evin ısınma masraflarını düşürmektedir. Ayrıca pek çok yazımda bahsetmekte olduğum apartman bostanlarına da imkân tanımaktadır. Düşünsenize çatınızda kendi sebze ve meyvelerinizi yetiştirdiğinizi, bunun da sizlere belli bir ekonomik katkısı olurdu elbet.

İnsanlığın doğa ile savaşmanın kendi sağlığı ve varlığı ile savaşmak olduğunu anladığı bu devirde, yavaş yavaş bütün çözümler birleşerek önümüze tek bir hayat biçimini doğru olarak sunuyor. Yeşil ve sürdürülebilir yaşam, bütün detaylarıyla dünyaya yayılıyor. Ülkemizde biraz yavaş da ilerlese eminim ki bir gün bizim de yemyeşil şehirlerimiz ve mutlu insanlarımız olacaktır. Bizlere sadece neyin en doğru olduğunu, neyin günü geçiştirmek için geçici bir çözüm olduğunu ayırt etmek kalıyor.

Ülkemizden birkaç yeşil çatı örneğiyle sizlere veda ediyorum; Mesa Hastanesi, Turkcell ARGE Merkezi, Meydan Alışveriş Merkezi