Bu haberin “kahramanı” ülkede yaşanan büyük bir gerçekliği vuruyor yüzümüze. Toplumda geçerli erklerin nasıl bu denli geçerli hâle geldiği, torpil kelimesinin Türkçede denk geldiği mânâ, erkek fail ve erkek adalet ile adalete neden güvenmediğimizin Abidin Dino çizmişçesine bir resmi.

İnanamıyorum. Bunca haber, bunca eylem, bunca cinayet, bunca katil varken; bunca üzülmüşken gecelerce, o kadar yol kat ettiğimize inanmışken ülkece, bir sabah bir haber ile karşılaşıyorum ve bütün düşüncelerimin kurgu, topluma dair gelecek planlarımın ise hayal olduğunu fark ediyorum. 

Türkiye’nin en büyük gerçekliği erkeklik. Erkek olmak, yalnızca erkek doğmak ile sağlanabiliyor bu ülkede. Sonradan olanlar veya öyle hissedenler mânâsız bir biçimde “top” diye nitelendiriliyor. Toplumun erkekliğe inanmasını sağlayacak şiddetli ve küfürlü konuşmalar, pipili sünnet fotoğrafları, ahlaksızca sevişilip unutulanların hep konuşulan hatıraları ile belki de sahte varlığı ve birkaç dövüşmeli kavga macerası erkeği erkek yapar bu toplumda. Erkek olmak bir hayat memat meselesidir. “Erkeksen ağlamazsın, erkeksen delikanlısın, delikanlı değil misin, sen adam mısın?

Ataerkillik
Farley Augilar (Eserin Adı: Ataerkillik, 2015)

Türkiye’nin en büyük ikinci gerçekliği ise sırtını dayayabilecek başka erkek akrabaların varlığıdır. Dayın yoksa bu memlekette hiçbir işin hallolmaz. Torpil denilen kelimenin anlamları bile kendi aralarında uzlaşamıyorken, kendinden çok emin değilken torpillilerin bu öz güveni nereden aldıkları çok derin bir psikiyatr mevzuu. Torpilli diye adlandırdığımız kişilerin yakın derece akrabaları bakan, Başbakan, belli başlı kurumlarda müdür, şef oluyor. Bu yüksek mevkiilerdeki akrabalar da genellikle erkek oluyor. Cam tavan konusuna ise girmeyelim şimdi hiç… 

Torpilin ne demek ve torpillilerin kim olduğunu hemen herkes biliyor zaten. Şimdi haberimin “kahramanı” ile ilgili bazı bilgiler vereceğim sizlere. 

Onur Özbizerdik. Ünlü “kabadayı” Dündar Kılıç‘ın torunu. Annesinin ikinci eşi aynı zamanda da katili ise Alaattin Çakıcı. Çakıcı, annesini Onur’un gözleri önünde öldürtmüş zamanında. Onur kinli, psikolojisi bozuk ve şiddet içerikli bir çocuk. Psikopat yani ve bu psikopatlığı kontrolsüz torpilleri ile birleştiğinden üstelik bir de cezasız kaldığından ayan beyan rahatsızlık yaratmakta. 

Onur Özbizerdik dayısı Dündar Kılıç'ın cenazesinde (Görsel: Hürriyet)
Onur Özbizerdik dedesi Dündar Kılıç’ın cenazesinde (Görsel: Hürriyet)

Onur Özbizerdik defalarca ceza yatmasına rağmen, her tahliyesinin ardından yeni bir cürüm ile geldiği kapalı alanlara geri dönüyor. Suç işliyor cezaevine giriyor, nasılsa çıkıyor, tekrar suç işliyor, tekrar giriyor, tekrar çıkıyor. Yazıklar olsun. Haydi şimdi hep beraber söylüyoruz: Adalet mi? Kim inanır?

Bir baklava çalan çocuk haberi vardı bilirsiniz. Utanç kaynağımız aslında. Ülkeyi soyup perişan bir soğana çeviren, tecavüzcülerin kol gezdiği, sapkın fikirlerin öpülüp sevildiği güzel ülkemde Onur Özbizerdik gibi bir tehlike var. 

Onur’un şimdiki cürümü ise sevgilisini 3 saat boyunca ayakkabı topuğu ve yumruklarla darp etmek suretiyle hastanelik etmek! 

Daha da ilginci, ağzı burnu paramparça ifade veren kadının devletten koruma talep etmesi sonucu devletin “çağırmalı koruma” vermesi! Bu bir skandal, bir cinayete giriş yazmak gibi de korkutucu. Çağırmalı korumada, kadın yakın bir risk hissettiğinde polisi arıyor polis de gelip kadını kurtarıyor. Polis gelene kadar, işini çok iyi bilen hatta defalarca icra eden Onur sevgilisini çoktan öldürür. Bu hiç de imkânsız değil, hatta ihtimaller arasında en mümkünü:

“Onur Özbizerdik daha önce defalarca hastanelik ettiği, kendisinden ayrılmasını kabul etmediği kız arkadaşını 5 yerinden bıçaklayarak/ateşli silahla vurarak/boğarak öldürdü. Genç kadının cenazesinde ailesi fenalık geçirdi.”

Takip eden yıllarda yazacağımız haberin girişi de şöyle olacak:

“Sevgilisini öldüren Onur Özbizerdik yine sokaklarda. Sevgilisini öldürme gerekçesini kıskançlık ve ayrılma talebi olarak açıklayan Özbizerdik iyi hâl ve tahrik indirimleri ile bilmem kaç yıl biraz da ay hapis yattıktan sonra cezaevinden çıktı.”

Umutlarım kadının kendini koruması yönünde. Nasıl yapacak bilmiyorum. Çünkü bu “adam” yüzlerce kişiyi yaralayan, cinayet işleyen, akla hayale gelmeyecek bir sürü saçma sapan olaydan kurtulmuş, beraat etmiş, tahliye olmuş ve hep serbest bırakılmış bir insan. Çevresi de aynı kendi gibi. Şu an Dündar Kılıç’ın torunu, Alaattin Çakıcı’nın üvey oğlu olduğundan korunan bu adam yaşlandığı zaman da kendi gibileri koruyacak.

Alaattin Çakıcı’nın Recep Tayyip Erdoğan’a yazdığı mektubu eğer sen, ben ve bizim gibi mafyamatik dayıları, dedeleri olmayanlar yazsa idi Erdoğan bizi doğduğumuza pişman etmişti, şu an meydanlarda annelerimiz yuhalanıyordu. Ancak ne hikmetse bu mafyamatiklerin işleri çok yolunda. Onlara kimse ses çıkarmıyor. Kimse aldıkları canların hesabını sormuyor.

Çakıcı Erdoğan’a hakaret ettiği gerekçesi ile ifade vermeye götürüldü geçtiğimiz aylarda. “Tüm sözlerimin arkasındayım, sonunda ölüm olsa bile mahkemeye saygılarımla arz ederim” şeklinde ifade veren Çakıcı hodri meydanı ortaya bırakıp uslu uslu cezasını yatmakta. Onur da onu örnek alıyor, bir yandan Çakıcı’ya kinlenen Onur bir yandan onun yolundan gidiyor. 

Onur Özbizerdik bu ülkede rahatça gezen, elini kolunu sallaya sallaya değil sallarken bir de ateş ede ede gezen bir “adam”. Onur Özbizerdik’in sevgilisi M.Ç. umarım yolun açık olur, kendini kollayabilirsin. Çünkü işin devlete ve polise kaldıysa durumun çok kötü. Yardıma ihtiyacın olursa da biz buradayız her şekilde. Silahımız, dayımız ve dedemiz yok belki ama namussuz bir erkek şiddetine yalnız başına kurban gitmendense bir arada dayanışma ile savaşarak bu işten küçük de olsa bir kurtulma ihtimali yaratmayı yeğlerim. 

Onur Özbizerdik, senin de canın cehenneme. Umarım bir gün hapse girersin ve bir daha asla çıkamazsın.