Bond’dan Star Wars’a (Yıldız Savaşları), Frankenstein’dan Avengers’a (Yenilmezler) sinema, kötü karakterlere yara bandı, leke veya yara izleri vererek onları ötekileştirme konusunda can sıkıcı bir geçmişe sahip.

Sinemanın kendisi kadar eski kuralı: eğer kötü bir adamın çirkin doğasını vurgulamak istiyorsan, ona büyük bir yüz yarası verirsin. Darth Vader’dan Aslan Kral’ın hayali adıyla Yara olarak adlandırıldığı filmler üretildiğinden o zamana kadar, film yapımcıları zihinsel dengesizlik veya kötü niyetliliği şekil bozukluğuyla bağdaştılar. Mecaz hala, Yenilmezler: Sonsuzluk Savaşı’nda ve Solo: Bir Yıldız Savaşları Hikayesi’nde güçlenmekte: fiziksel ötekilik eşittir kötülük.

Geçmişe ait uzun bir mazi: 1931’in Frankenstein’ında Boris Karloff yaralı bir canavarken, 1926’da,Nosferatu Kont Orlok’a devasa dişler ve büyük bir burun vermişti. Bununla birlikte, trend filmlerin hiçbiri, 007’nin baş düşmanlarının beşinin -Ernst Blofeld, Renard, Emilio Largo, Le Chiffre ve Raoul Silva – yanı sıra çok sayıda erkek oyuncunun olduğu – Bond filmlerinin kötülerinden daha çarpıcı değildi.Yıldız Savaşları serisinde, kötü adamların büyük bir kısmının yaraları ya da diğer şekil bozuklukları vardır: Darth Vader, Darth Sidious, Yüce Lider Snoke, Cornelius Evazan, Kylo Ren ve şimdi, Solo’nun izniyle: Bir Yıldız Savaşları Hikayesi, Dryden Vos. Geçen yıl Wonder Woman, Isabel Maru’da kadın bir kötücüle, seramik bir maske ile gizlenmiş yüzündeki şekil bozukluğuna dikkat çekerken, Kara Panter ve Yenilmezler: Sonsuzluk Savaşı’nda yaralı kötüler Ulysses Klaue ve Thanos’la karşı karşıyaydık.

“Onlar oldukça sınırlı.”

Peki yüzsel farklılıkları olan kahramanlar? Changing Faces yardım kuruluşunun temsilcisi Phyllida Smith, “Onlar oldukça sınırlı.” diyor. “ Mucize (Wonder), tartışmaya oldukça açık bir durum olmasına rağmen, bir çocuğa herhangi bir şart sunmadan ve protez kullanmadan rol vermeye karar verdi ve bu kraniofasiyal durumu olan bir gencin karşılaştığı sorunlarla bağıntılı olduğundan onlar için tamamiyle olumlu ve aynı zamanda oldukça hassastı.Yara izleri açısından gerçek manada sadece Harry Potter’ı olumlu bir örnek olarak gösterebiliyoruz.” Harry Potter’ın yara izi elbette herkesçe biliniyor -fakat izi ölümcül düşmanı tarafından almış olması, yüz farklılıkları ile yaşayan pek çok insan için gerçeklikle pek örtüşmüyor.

Gerçek dünya ile Hollywood arasındaki farklılıkların en ünlü örneklerinden biri, yaşamı 1980’lerde David Lynch tarafından sinemaya uyarlanmış Joseph Merrick veya Fil Adam’dır. John Hurt muhteşem bir performans (aynı zamanda Oscar adayı) sergilemiş olsa da, film; gerçek hayatında kendini olduğu gibi göstermekten kaçınmayan oldukça cani bir işadamıyken, Merrick’i bir istismar kurbanı ve filmin genelinde trajik bir figür olarak gösterildiğini belirten tarihçiler tarafından eleştirilmişti. Filmde karakterin yüzündeki yarayı görüp filmin henüz ortasında onu cani olarak etiketleyen seyirci aslında büyük resmi kaçırmış oluyor.

Önyargılarımızı etkiliyorlar

Yenilmezler: Sonsuzluk Savaşı ve Solo: Bir Yıldız Savaşları Hikayesi’nin beğenileriyle ilgili önemli olan şey, bu filmlerin esasen aile izleyicisine yönelik olmasıdır – daha genç izleyiciler iyi ve kötüyü fiziksel görünüşlerinden ayırt etme, izleyicileri kötülüğün olmadığı yerde kötüyü görmeye duyarlılaştırma konusunda sinema tarafından hala etkilenmekteler. Bu eğilim, canlı aksiyon sineması ile sınırlı değildir. – İngiliz Dermatoloji Dergisi’nde yayınlanan yeni bir çalışma, 12A derecesinin altındaki en çok kazandıran 50 animasyon filminde, korkunç karakterlerin% 76.5’inin yara izi, kırışıklık ve leke de dahil olmak üzere, bir tür cilt rahatsızlığı olduğunu bulurken, bu durum kahramanların sadece% 25,9’unda görüldü. Çalışmadaki filmlerin yaklaşık% 50’si 2010’dan sonra üretildi ve görsel kodlamaya yönelik bahsedilen eğilim hala bu minvalde oldukça yaygındı. İngiliz Dermatologlar Derneği’nden Matthew Gass, “Çocukken izlediğimiz animasyon filmleri, çoğumuzun en sevdiklerini rahatlıkla hatırlayabilmeleriyle birlikte, bizimle kalmaya eğilimlidir.” diyor.“Biz onları öğretici yıllarımızda, iyi ve kötüyü ve onların ne anlama gelip gelmediğini öğrenirken izliyoruz, bu da bizim önyargılarımızı ve ilişkilendirmelerimizi büyük oranda etkiliyor.”

Changing Faces’in CEO’su Becky Hewitt de aynı fikirde. “Film endüstrisi, çeşitliliği sunma ile halkı etkileme gücüne sahip, ancak filmlerde halen daha kötücül algılanan ya da savunmasızlık için kestirme olarak kullanılan izler ve gözle görülür farklılıklarla karşı karşıya kalıyoruz.Filmin, şekil bozukluğuna yönelik onların tutumlarını tamamiyle olumsuz bir şekilde etkilemesine kadar, gençlerin bu bağdaştırmayı yapma eğiliminde olmadıklarını görmek oldukça üzücü.”Genç izleyicilerin yüz farkları ile olumsuz özellikler arasındaki aynı bağdaştırmayı yapmadığı gerçeği önemlidir -yani bu önyargı öğrenilir, miras alınmaz.

Hayatının neredeyse tamamında yüz yaralarıyla yaşamış Agnes, ekranda yansıtıldığı ile gerçek hayattaki deneyim arasındaki farkın ayırdındadır. “Kahramanlar nadiren bir kusurla, yine de havalı ve güzel sunuluyor, ama yara izleri olan insanlar doğal olarak çoğu filmdeki kötü adam.” diyor. “Oldukça ilginç bir şekilde gerçek hayatta tamamen tam tersi, ya da en azından benim için öyle; güçlü ve pozitif bir insan olduğum için her zaman övgü aldım.”

Kaynak: The Guardian