Geçen hafta Hollanda’nın Lahey kentinde 22 ülkeden hayvan hakları aktivistlerinin bir araya geldiği, “Hayvancılık ve Gezegenimizde Değişim Yapmak” başlıklı uluslararası bir konferans gerçekleşti. Hollanda Hayvan Partisi’ne bağlı olarak çalışan Hayvan Politikaları Vakfı’nın (Animal Politics Foundation) düzenlediği toplantıya Türkiye’den Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM) ve Bağımsız Hayvan Hakları Topluluğu adına ben katıldım. Üç gün boyunca basının davet edilmediği, toplantı yerinin gizli tutulduğu bir mekanda salona kapanan yaklaşık 40 kişi, hayvanlar için uluslararası alanda neler yapabileceğimizi, nasıl bir işbirliği yaratabileceğimizi konuştuk.

Marianne Thieme ile birlikte

Hayvan hakları, toplumsal adaleti geliştirmeyi hedefleyen Batı ülkelerinde 21. yüzyılda politikanın temel ilgi alanlarından biri haline gelmiş durumda. Konferansta temsil edilen 22 ülkenin 13‘ünde hayvan haklarını korumak amacıyla kurulan aktif hayvan partileri varken, diğerlerinde sadece sivil toplum örgütleri ve dernekler aracılığıyla faaliyet gösteriliyor. Bu nedenle Lahey toplantısı, hayvan haklarını programlarının ana mücadele alanı olarak belirleyen siyasi partiler ile STK’lar arasındaki işbirliğini güçlendirmek açısından yararlı bir buluşmaydı. Hollanda Hayvan Partisi’nden Niko Koffeman’ın belirttiği gibi, hayvanlar için kurulan siyasi partide siyasetin doğası gereği oy alabilmek için partiyi odak noktası yapmanız gerekiyor ama gerçekte yaptığınız tüm çalışmalar hayvanlar için. Hayvan Partisi Milletvekili Esther Ouwehand’in sivil toplum örgütleri ile siyasi partilerin çalışma yöntemlerindeki farkları ortaya koyan sunumu da aynı doğrultuda oldukça bilgilendiriciydi.

Konferans boyunca dinlediğimiz konuşmacıların bir kısmı oldukça yararlı bilgiler paylaşırken; bir bölümü, toplantıya katılan herkesin bildiklerini tekrarlamaktan öteye geçmedi. Hollanda Hayvan Partisi Milletvekili Christine Teunissen, et endüstrisinin son 30 yılda üç katı büyüklüğe ulaştığını vurgulayıp, bununla mücadele için hem vergi sistemlerini değiştirmek gerektiğini hem de orta sınıf radikalizmi üzerine teoriler geliştiren İngiliz sosyolog Frank Parkin’in görüşlerinden hareketle, adaletsizlikle mücadelenin altını çizmek gerektiğini belirtti.

1913 yılında vejetaryen otel olarak hizmete giren ama sonradan bu özelliğini yitiren Park Hotel’de bu konuşmaların yapılması da ilginçti. Teunissen’i dinlerken, bir politikacının hem hayvanlar için çırpınışını, hem de yılda 8 milyar insanın açlıktan öldüğü, Amerika gibi bir ülkede çiftçiden çok mahkum bulunduğu bir dünyada, iklim değişikliğinin verdiği sinyalleri görmezden gelen insanoğlunu uyarmak için çabalayışını görüyorsunuz.

Compassion in World Farming’in kurucusu Geert Laugs’un konuşması, benim için hayal kırıklığı oldu. Çünkü hayvanların çektiği zulmü anlatıp bunu azaltmak için “insani kesim” önerme noktasına geldi. Refahçı bir yaklaşımı yansıtan başka konuşmacılar da vardı. Hayvan hakları ile hayvan refahı kavramlarının farkını, Vegan Devrimi ve Hayvan Özgürlüğü adlı kitabımda ayrıntılı olarak anlatmıştım. Acıyı azaltma odaklı bir hayvan hakları mücadelesi olmaz. Nitekim gördüm ki, hayvan partileri, yasalarda istedikleri değişiklikleri sağlamak ve karşı tarafla diyaloğu sürdürebilmek için hayvanların yaşam hakkını temel alan kampanyalara ağırlık vermiyor. “Önce hayvanların içinde bulunduğu koşulları iyileştirelim, bu arada insanlar belki daha az et tüketir, hem de hayvanlar daha az acı çeker” anlayışının çözüm getireceği düşüncesinde değilim; aksine bu yöntemle “böylece hayvanlar daha az acı çekiyor, o zaman vicdanımız rahatsız olmadan onları yemeye devam edebililiriz” diyenlerin sayısının artması muhtemeldir. Konferans boyunca konuşmacılar iklim değişikliği, sağlık, insanlara bulaşan hastalıklar, enerji dönüşümü, çevre sorunları vb. insan odaklı sorunlara değinirken, hiçbir konuşmacının hayvanların yaşam hakkına açık vurgu yapmaması, bu alandaki yasal çalışmaların hayvan refahı ile sınırlı kaldığını bir kez daha ortaya serdi.

Hollanda’da bitkisel protein alanındaki çalışmalarıyla tanınan girişimci Jeroen Willemsen’in hedefini toplumların % 50 bitkisel proteine geçmesi olarak açıklaması da, konferanstaki yaklaşımla uyumluydu. Tüketiciyi etkilemek ve algı değişimi için izlenecek kampanyalar hakkında bilgi verirken kâr maksimizasyonunun altını çizdi; hükümetlerin bitkisel proteindeki kârı görmesi gerektiğini, talep ve tüketim yaratmanın önemli olduğunu anlattı.

Avrupa Parlamentosu’nda Hayvan Hakları Mücadelesi

Hollanda Hayvan Partisi’nden Avrupa Parlamentosu’na seçilen milletvekili Anja Hazekamp, konferans boyunca bize eşlik ederek hem çok bilgilendirici bir konuşma yaptı hem de özel olarak ikili konuşmalarda herkese içtenlikle yol gösterdi. Hazekamp, AP’de diğer senatörlere sürekli daha çok üretmeye devam edilemeyeceğini, bunun bir halüsinasyon olduğunu anlattıklarını, AB bütçesinin yarısının tarıma ayrıldığını ve bu bütçenin % 80‘inin en tepede yer alan az sayıdaki çiftçiye gittiğini (% 20), insanların gıda seçimlerinin Avrupa Birliği politikalarının etkisinde kaldığını, tütün ve hayvancılık endüstrisinin büyük destekler aldığını, sistemin şeffaf olmadığını, lobicilerin parlamentoda baskın olduğunu, görüş alınan uzman kurumların da lobiciler tarafından etkilendiğini, büyük paralar verilerek üretilen yanlı çalışmaların medyaya servis edildiğini ve bu hastalıklı sistemin mutlaka değişmesi gerektiğini söyledi. Anlaşılıyor ki, Avrupa Parlamentosu’nun cam ve aynadan oluşan şeffaf görüntüsü epey yanıltıcı…

Hazekamp, ayrıca Avrupa Birliği’ndeki ülkelerin bağlı olduğu yasalara göre, hayvanların duyarlı canlı olarak kabul edildiğini, üye ülkelerin hayvan refahının korunması için belirlenen kurallara uymak zorunda olduğunu ama bununla birlikte dini törenler, gelenekler ve kültürel mirasa da saygı gösterildiğini anlattı ve bu istisnaların kaldırılması gerektiğini söyledi.

Hayvan Partisi Başkanı Marianne Thieme’in Etkileyici Konuşması

Konferans kapsamında otelden çıkarak Leiden Üniversitesi kampüsünde dinlediğimiz tek kişi Hayvan Partisi Başkanı Marianne Thieme oldu. 2006’da tarihte ilk kez hayvanlar için kurulan bir parti, ulusal bir parlamentoya girdi; parlamentoya iki milletvekili sokan Hollanda Hayvan Partisi’nin bugün senatoda 5 milletvekili, bölgesel yönetimlerde 18 temsilcisi, yerel yönetimlerde 33 temsilcisi ve Avrupa Parlamentosu’nda 1 temsilcisi var. Hayvan hakları, Avrupa’daki siyasi hareketler içinde en hızlı büyüyenler arasında.

Thieme, şu anda dünyada toplam 19 siyasi parti olduğunu söyleyerek, amaçlarının evrendeki tüm duyarlı canlılar için mücadele etmek olduğunu, daha iyi bir gezegen yaratmak istediklerini anlattı. İdealizmin yeni realizm olduğunu söylerek parlamento bütçesinde hayvanlara daha fazla kaynak sağlanması için çalıştıklarını vurguladı. Bugüne kadar birçok politikacının konuşmasını dinledim ama şunu hiç kuşkusuz söylemek isterim ki, hepsinin içinde diğerlerinden tamamen farklı bir toplum hayali olan tek siyasetçi Marianne Thieme’di. “Dalga geçilmek, çoğunluk tarafından hafife alınmak, bu siyaset oyununun bir parçası ama biz buna boyun eğmiyoruz” dedi. Her siyasetçi, kitlelere hitap edip iktidarı ele geçirmeyi hedefler ama Thieme gibi yürekli siyasetçiler, insan türü dışındaki duyarlı canlılar için azınlığın desteğiyle de yol alabiliyor! Buna ancak saygı duyulur.

Canlı Hayvan Ticaretini Sonlandırmak İçin Ortak Mücadele

Uluslararası canlı hayvan ticareti, konferansın en önemli başlıklarından biriydi. Türkiye’nin de özellikle bu konu nedeniyle konferansa davet edildiği anlaşılıyordu. Farklı ülkelerin temsilcilerinden oluşan 4-5 kişilik atölye gruplarında canlı hayvan ticaretinin sonlandırılması için yapılabilecek işbirlikleri konuşuldu. Düşünülen yöntemleri burada yazmam doğru olmaz ama şu açık ki, bu işkencenin ortadan kaldırılması için dünyanın birçok ülkesinde ciddi çalışmalar yapılıyor ve yakın gelecekte önemli adımlar atılacak.

Özellikle Avustralya’da canlı hayvan ticaretinin yasaklanması için çarpıcı gelişmeler yaşanıyor. Animals Australia adlı sivil toplum örgütünün kısa bir süre önce tüm dünyaya yaydığı gizli çekim videosu, büyük yankı uyandırdı. Ülkede önemli politik meselelerden biri haline gelen bu ticaret, Avustralya Parlamentosu’nun gündeminde. Animal Justice Party’nin Başkanı Bruce Poon, konferansta yaptığı sunumda canlı hayvan ticaretinin yasaklanması için parlamentoda yaptıkları girişimleri anlattı ve gelecek yıl bu konuda başarı elde edeceklerini umduğunu söyledi.

Sonuç olarak, konferanstan daha çok işbirliği için temenninin ötesinde somut kararlar alarak ayrıldık. Hayvan hakları, herhangi bir ülke ile sınırlanamayacak evrensel bir mücadele ve aktivistlerin, STK temsilcilerinin, hayvan partisi üyelerinin birbirleriyle teması güçlendirip her alanda birbirlerine destek olması gerekiyor. Bu açıdan konferansın yararlı olduğu kuşku götürmez. Dünyanın her yerinde hayvanlar için mücadele eden insanların olduğunu bilmek çok güzel.

Etkinlik boyunca yemeklerin vegan olması ise, elbette benim için önemli bir noktaydı. Aslında insan, hayvan hakları ile ilgili böyle bir toplantıya katılan herkesin vegan olmasını bekliyor ama ne yazık ki, sabah oteldeki açık büfe kahvaltılarda bazı katılımcıların hayvan sömürüsüne devam ettiğine tanık olduk. Et, süt ve yumurta endüstrisinin hayvanları nasıl katlettiğini bileceksiniz ve hayvan hakları için çalıştığınızı iddia edip sonra o endüstrileri destekleyeceksiniz… İşte tam kopuşun başladığı yer burası. Hayvan haklarından söz ediyorsanız ilk önce kendiniz hayvan sömürüsünü sonlandırmalısınız. Bu kadar basit ve net. Değişim istiyorsanız önce kendinizle başlayın!

Hazırlayan: Zülal Kalkandelen