Phamakon kelimesi, Antik Yunan’da hem zehir hem de ilaç anlamına gelen bir kelimedir. Kelime, bugün modern İngilizcede “pharmacy” haliyle eczane, ilaç satan yer anlamında kullanılsa da, orijinal hali yani “pharmakon” edebiyatta, içinde hem kirliliği yani sorunun nedenini hem de temizliği yani sorunun çözümü barındıran bir kavram olarak kullanılmaktadır. Pharmakon, edebi metinler arasında farklılık gösteren bir kavram olup, bazen duygular, doğa, hatta karakterler olarak karşımıza çıkabilir. Ancak Oscar Wilde’ın Dorian Gray’in Portresi adlı eserinde, sanat karşımıza “pharmakon” olarak çıkmaktadır. İçinde hem zehir, hem de panzehir bulunduran sanat kavramı okurları önemli felsefi ve edebi sorgulamalara itecek cinsten.

dorian grayin portresi 1Eserin en başında, Oscar Wilde okuyuculara sanat ile ilgili bir takım açıklamalarda bulunuyor: “Bütün sanatlar aslında kullanışsızdır” ve “Bütün sanatlar aslında yüzeyseldir” diyen Oscar Wilde, aslında bize sanatı Platonik bir kavram içinde sunuyor. Ancak, bu eser içerisinde en önemli karakterlerden birinin bir ressam olduğunu varsayarsak, Platonik düalizmi, ressamın çizdiği resme yani Dorian Gray’in portresine bağlamak kaçınılmaz oluyor. Platonik düalizm çerçevesinde, Dorian ideal olan dünyanın bir yansıması yani bir kopyadır. Yani, metin içerisinde resmi çizilen kişi orijinal form değil, bir yansımadır ve bu bağlamda resim de kopyanın kopyası haline gelmektedir. Ancak, materyal dünyada yaşayan, yine Dorian gibi bir kopya olan ressamımız Basil da orijinal form olmadığına göre, yer alan olay yalnıza bir kopyanın, başka bir kopyanın kopyasını çizmesidir. Bu, bize Oscar Wilde’ın neden “Bütün sanatlar kullanışsızdır” ve “yüzeyseldir” dediğini açıklar. Çünkü sanatın bize bu bağlamda gösterdiği tek şey, yalnızca taklit ve yansımadır. Gerçek olamaz. Ancak bu yansıma, Dorian’dan Basil’e geçen bir etkileşimin de nedeni olmuştur: “Resmini çizerken yanıma oturdu, ondan bana bir takım anlaması zor etkinin geçtiğini hissettim” diyor Basil.

Bu an, aslında Basil’in Dorian’ın yüzünü kendi hayal gücüyle yeniden yarattığı bir andır, tıpkı Coleridge’in “ikincil düş gücü, biçimlendiricinin bir ekosudur” derken kastettiği gibi. Biçimlendiricinin, yani idealin ekosu olan Basil, sanatçıya özgü ikincil hayal gücüyle Dorian’ın yüzünü yeniden yaratmaktadır. Ancak, hâlâ ideal olana ulaşamadığı için, Oscar Wilde’ın “yüzeysel” diye tabir ettiği şeyin derinliğine inip onu dolduramamaktadır.

Tüm bu Platonik açıklamaların yanı sıra gözden kaçmayacak derecede önemli Markist bir tarafı da içinde taşıyor eser. Basil, metin içinde defalarca “Bu resmin içine kendimden o kadar parça koydum ki” (Wilde) diye tekrar ediyor. Tıpkı Karl Marx’ın “emeğin metalaştırılması” teorisinde işçinin yarattığı ürüne kendinden parça koymasını, ürünün bir anlamda işçinin parçası ve yansıması olduğunu, ancak kapitalin işçinin emeğini çalarak işçiyi emeğine yabancılaştırdığını savunduğu gibi. Öyleyse, Basil’in portresi, aslında onun bir yansıması, ikiz görünümüdür. Ancak, resmin Dorian’ın da kopyası olduğunu varsayarsak, karşımıza Hegel’in diyalektiği çıkıyor ve resmin bir tez, bir antitezden oluşan “sentez” olduğu farkına varıyoruz. Yani resim, içinde birbirinden farklı iki kopyadan, bir etkileyen bir etkilenen, bir tez bir antitezden oluşan bir karışım haline geliyor, yalnızca tek bir tarafa ait olamıyor. Tıpkı “pharmakon” kavramının hem zehir hem de panzehir olarak kullanıldığı, tek bir tarafa yönelik anlam içeremediği gibi.

İlerleyen bölümlerde, Dorian Gray, kendi portresini saklamaya çalışıyor. Bu eylem, bir kaçış ya da bir bastırma içgüdüsü olabileceği gibi aynı anda ikisini de taşıyabilir. Çünkü portre Dorian Gray’in olsa da, resme baktığında her gördüğü aslında Basil’in ona bakarken gördükleri ve onda neler hissettikleridir. Öyleyse, Dorian’ın resmi saklamak isterken belki de homoseksüel duygularını bastırmaya ya da saklamaya çalıştığını, onları görmezden geldiğini söylemek yanlış olmaz. Resmi saklamak istediği yerin bile, geçmişin sembolü olan “beş yıldır, efendisinin öldüğü günden beri açılmayan” (Wilde) kullanışsız, unutulmak istenen bir oda olduğu gerçeği bu odanın aslında Dorian’ın bilinçaltı olduğunu gösteriyor. Bir anlamda, Dorian, resmi günah keçisi olarak kullanıyor.

Portrait of Oscar WildeRene Girard, günah keçisi kavramını “tüm kirliliği çeken ve bir merasimle öldürülen bir sünger” olarak tanımlıyor. Basil’in sanatçı olarak Dorian’ın kirliliğini emen bir karakter olması gerektiği doğru olsa da, aynı anda kendisinin kirliliği de Dorian tarafından emilmeye çalışıyor. Dorian’ın bu eylemi, Marxist anlamda, kapital görevi görüp işçiyi sömürmektir. Ancak, “günah keçisi” kavramında, kirliliği çeken süngerden kurtulmak için, onu şehrin sınırları dışına atmak gerekir. Ancak, Dorian resmi, yani Basil’in yansımasını taşıyan emek ürününü bilinçaltına gömmeye çalıştıkça Freud’un “Bastırılmışın Geri Dönüşü” teorisinde belirttiği gibi, bu bastırılmış duygu ileriki zamanlarda karşısına çıkacak ve onu tekrar yakalayacaktır.

Eserin sonunda Dorian’ın kendini ve Basil’i öldürmesi, yine kapitalle hatta kapitalin çöküşüyle bağdalaştırılabilir. Çünkü Basil’i emeğini ürününe koyan işçi olarak düşündüğümüzde, Dorian Marx’ın “vampir” diye tabir ettiği kapitaliste dönüşmektedir.

Kapitalist, işçinin emeğini sömürdüğünü düşünürken aslında kendi kanını emmektedir çünkü hayatını işçinin emeği üzerine kurmuştur. “Kapitalizm, gölgesini satamadığı ağacı keser” önergesinde olduğu gibi, Dorian’ın Basil’i öldürmesi, artık işine yaramayan iş gücünü ortadan kaldırmak istemesidir. Ancak, resme ateş açtığı an aslında kendini öldürmüş olması da, hayatını üzerine kurduğu işçiyi ve iş gücünü ortadan kaldırdığında, kapitalin kendini de yok etmesidir. Yani, bir anlamda kapital ve işçi, Dorian ve Basil da birbirinin yansıması, birbirinin ikiz görüntüsüdür.

Sonuç olarak, tüm bu olayların başlangıç noktası, aslında Basil’in Dorian’ın portresini çizmeye başlamasıdır. Bir sanat türüyle başlangıç alan tüm bu olaylar, pek de iç açıcı olmayan bir noktaya gelmiştir. Oscar Wilde’ın sanat kavramı, tüm bu açılardan ele alınınca pharmakon’un zehirli yönüyle örtüşmektedir ve yine belirttiği gibi “yüzeysel” olan bu eserin ve portrenin altında pek çok gizli anlam saklıdır.