Ankara benim doğduğum, büyüdüğüm ve halen yaşamaya devam ettiğim şehir. Memleketiniz, aileniz, alıştığınız çevre ve hayatınız nerede olursa olsun, uzun zamanınızı geçirdiğiniz yer sizin eviniz oluyor. Ankara benim hep evim oldu. Sinemaya aşık olup ve film izlerken mutlu oluyorsam, bunun en büyük sebebi de Ankara Uluslararası Film Festivali’dir.

Ankara’nın kalbinin bir haftalığına sinema için atmasını sağladığı için bu festivale bütün Ankara halkı olarak saygı göstermek gerek. Küçük bütçelerle, kocaman kalplere sığmaya çalışan çok tatlı bir film festivali yapıyor bu ekip her yıl Ankara’da. İrfan ve İnci Demirkol önderliğindeki tüm ekibi, bir kez daha Ankara’yı sıcak bir sinema yuvası haline getirdikleri için ayakta alkışlıyorum.

Bu yıl da 28’incisi düzenlenen festivale birçok ünlü isim konuk oldu. Dünya sinemasından Türk sinemasına kadar birçok film izleyenlerle buluştu. İtiraf etmem gerekirse, geçen yılki coşkulu festivalden sonra, bu seneki coşkuyu ilk günlerde alamıyordum ilk başta. Fakat son günlere doğru festivale ilgi yoğun oldu ve coşku biraz daha arttı. Tamı tamına kısa-uzun dahil 20 seans film izledim. Biri belgesel, biri de kısa film olmak üzere 18’i de uzun metrajlı filmlerdi. Bu yıl Ulusal Uzun kategorisinde yarışan filmlerin hepsini izlemek beni çok rahatlattı. Bir çoğunu daha önceki festivallerde takip etmiş ve diğerlerini de burada tamamlamış oldum.

İtalyan Yeni Gerçekçiliği üzerine enteresan filmleri, farklı bakış açılı belgeselleri görmek, Türk sinemasında çok denenmeyen tarz ve türdeki filmleri takip etmek de enteresandı. Derinliği ve konusu kaliteli olan bir gerilim filmi Kaygı, kurmaca mı yoksa belgesel mi demekte oyunlar oynayan ama farklı bakış açıları içeren Kartal Avcısının Kızı, komedi oyuncularının dram performansını izlettiren Martı ve amca-yeğen muhabbetine çok farklı bir yerden bakan Vahşiler Firarda gibi filmlerin yer aldığı seçki, izleyenlere yeni fikirler kattı diye düşünüyorum.

Festival hakkında neler dediler?

Yeşilçam’ın usta aktrislerinden Hülya Koçyiğit: Ankara Film Festivali kapsamında burada olmaktan çok mutluyum. Daha önce bu festivalde Aziz Nesin Emek Ödülü almıştım ve jüride bulunmuştum. Şimdi de değerli arkadaşım İzzet Günay’a onur ödülü verdim. 28 yıldır bu festivali, ayakta tutmaya çalışan herkese çok teşekkür ederim. Ankara’nın böyle bir sanat festivalini yaşıyor olması çok önemli ve Ankara’ya da çok yakışıyor.

Oyuncu Hande Doğandemir: Ankara Film Festivali, çok köklü bir festival. Ben de her sene bir parçasından dahil olmaya çalışıyorum. Burada olmak çok mutluluk verici. İnşallah, ileride daha da güzel festivallerde buluşmaya devam ederiz.

Oyuncu Nesrin Cavadzade: Ankara Film Festivali’ni çok seviyorum, çünkü festivalle organik bir bağım olduğunu hissediyorum. Daha önce Dilber’in Sekiz Günü, Güzel Günler Göreceğiz ve Yangın Var filmleriyle festivale gelmiştim ve üçüyle de En İyi Kadın Oyuncu ödülü almıştım. Dilber’in Sekiz Günü ile aldığım ödülü Hülya Koçyiğit’in elinden almıştım. Kendisiyle yeniden festivalde karşılaşmak da beni çok mutlu etti. Bu yıl da ödül vermek için geldim, yeniden burada olmak çok güzel.

En İyi Film ödülünü alan “Genco”nun yönetmeni ve başrol oyuncusu Ali Kemal Çınar: Ben ilk kez katılıyorum Ankara Film Festivali’ne ve “Genco” nun yarışma filmi olduğunu duyduğumda ve film gösterimi sonrası söyleşide çok heyecanlanmıştım. Söyleşimiz korktuğum kadar değilmiş, çok güzel geçti. Filmimi burada izleyenlerle buluşturmak bile benim için güzel.

Albüm” filmini yönetmeni Mehmet Can Mertoğlu: Ankara Film Festivali, Türkiye’nin en önemli ve köklü film festivallerinden biri. Bizim filmimizin de burada yarışma filmi olması kıvanç verici. Filme vizyon sonrası bile hala ilgi olması beni çok sevindirdi.

Albüm” filmini oyuncularından Murat Kılıç: Daha önceki yıllarında da Ankara Film Festivali’ni takip edip, güzel filmler izlemiştim. Çok özel bir festival. Ankara’yı da çok seviyorum.

Albüm” filmini oyuncularından Muttalip Müjdeci: Ankara’da yaşayan bir oyuncu olarak, kendi evimde böyle bir festivalin olması beni çok mutlu ediyor. Bu yıl rol aldığım filmin de yarışma filmi olması ben çok mutlu etti. İnşallah çok daha niceleri ve daha güzelleri yapılır Ankara Film Festivali’nin…

Kaygı” filminin yönetmeni Ceylan Özgün Özçelik: Daha önce sinema yazarı olarak geldiğim Ankara Film Festivali’ne, bu kez yarışma filmi yönetmeni olarak gelmek tarifsiz bir duygu. Daha önce burada sürekli film izleyip yazıyordum ve röportajlar yapıyordum. Şimdi yine burada olup, yönetmen olarak filmini izleyiciyle buluşturmak, özellikle Ankara’da buluşturmak çok güzel.

Martı” filmindeki performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu ödülünü alan İrem Sak: Festival ortamıyla çok yeni tanıştım. “Martı” filmiyle film festivallerine dahil olmuş oldum. Ankara Film Festivali’ni de çok sevdim. Sinema yapmak çok güzel ve bundan sonra da sinema ağırlıklı bir kariyerim olsun istiyorum.

Taş” filminin oyuncularından Jale Arıkan: Ankara Film Festivali, çok samimi ve güzel bir festival. Daha önce “Zerre” filmiyle gelmiştim, şimdi de “Taş” filmiyle burada olmak çok güzel. İzleyicisi çok ilgiliydi. İzleyicinin anlamadığı noktaları da dile getirmesi ve sorması, hem izleyici açısından hem bizim açımızdan çok önemliydi.

Taş” filminin oyuncularından Ahmet Varlı: Her seferki gösterimimizde çok ayrı bir heyecan oluyor. Her gösterimde izleyici filme ayrı bir anlam katıyor. Ankara izleyicisi de, sorduğu sorularla filme bakış açısını çok güzel ortaya koydu. Festival de, izleyicisi de, film sonrasındaki süreç için keyif verdi.

Siyah Karga” filminin oyuncularından Şebnem Hassanisoughi: Festivalde çok kısa kaldım ama ortam çok güzeldi. Festival izleyicisi, ilginç bir şekilde filme karşı çok ilgiliydi. Buradaki söyleşimiz, benim şu ana kadarki en iyi hissettiğim söyleşi olabilir.

İzlediğim ve takip ettiğim filmler

TATLI RÜYALAR / FAI BEGNI SOGNI – Yön: Marco Bellocchio

Trajik bir durum sonucu küçük yaştayken çok sevdiği ve bağlı olduğu annesini kaybeden Massimo’nun çocukluk – gençlik ve yetişkinlik dönemlerine tanıklık ettiğimiz film, dramını çok başarılı bir şekilde üzerinize rendeliyor. Film boyunca senaryodaki olayların gidişatı sizi aslında çok farklı fikirlere yönlendirse de, film çok bambaşka sonuçlarla karşımıza çıkıyor ve adeta şoka uğratıyor. Çocuk Massimo’nun performansı olağanüstü. Karakterin çocukluk döneminin uzun tutulması bu performansı görünür kılmış ve filme büyük bir artı getirmiş. Sadece yetişkinlik döneminde, o savaş sahnelerindeki olaylar biraz fazla uzun kalmış.

VAHŞİLER FİRARDA / HUNT FOR THR WILDERPEOPLE – Yön: Taika Waititi

Bir çok filmine festivallerde denk geldiğim ve tarzını sevdiğim Taika Waititi’nin yeni filmi Vahşiler Firarda, hayat dolu ve bağlarını iri saran bir yapım. 2010 yapımı Boy filminde bir gencin gözünden yaşananları izlemiştik. Vahşiler Firarda da, Boy ile hikaye anlamında paralellik gösteriyor ama dinamiğini farklı bir yoldan kuruyor.

GIMME DANGER – Yön: JIM JARMUSCH

Son olarak “Paterson” filmiyle büyüleyen ve bir adamın tekdüze yaşamının psikolojisini iyi anlatan Jim Jarmusch, bu kez ABD çıkışlı müzik grubu “The Stooges”ın hikayesini anlatan Gimme Danger belgeseliyle karşımıza çıktı. Belgeseli izlerken içine giremememden midir, yoksa hikâyeye uzak kalmamdan mıdır bilemiyorum ama, bir yakın temas içerisine giremedim. Hikâyeyi anlamaya çalışırken, bambaşka konulara yöneliyor belgesel. Bence kurgusu çok doğru yapılamamış. Eldeki her görüntü kullanılınca izleyenin de aklı bulanıyor ve ortaya izlenilemeyecek bir iş ortaya çıkıyor maalesef.

MANİFESTO – Yön: Julian ROSEFELDT

Julian Rosefeldt’in ikinci uzun metrajlı yapımı “Manifesto”, Cate Blanchett’in oyunculuğunda kat kat zirvede bulunduğu bir yapım. Blanchett, canlandırdığı 13 farklı karakterin enteresan monologlarıyla filmi çok farklı yerlere götürüyor. 13 karakterin 13’üne de yakışan ve bir aksama dahi bile yapmayan Blanchett, Meryl Streep ile yan yana anılabilir bence.

Ama film gerçekten karman çorman bir hikâye dizilimine sahip ve filmi izlemeniz için gerçekten tek sebep Cate Blanchett. Yaratılan manifestolar bazen aşırı tuhaf, bazen çok çok iyi, bazen de bekleneni karşılayamıyor.

KAYGI / Yön: CEYLAN ÖZGÜN ÖZÇELİK (Yarışma Filmi)

Daha önce sinema yazarı ve tv programcısı olarak bildiğimiz Ceylan Özgün Özçelik, “Kaygı” filmiyle bu kez yönetmen olarak geldiği filmin yolculuğu Berlin, Amerika, İstanbul ve Ankara olarak sıralanıyor.

Ceylan Özçelik, ilk yönetmenliğinde çok güçlü. Algı Eke, Hasret karakterine çok güçlü bağlanmış durumda. Bu da karakteri hissettirici kılıyor. Bazı sahnelerde karakterin kamera olması da çok yakışmış. Özgür Çevik, Asiye Dinçsoy ve Selen Uçer gibi oyuncular da kısa sahnelerinde çok başarılılar.

Filmde efsane bir görüntü işçiliği var. Senaryo ile tamamiyle gerçekçi. Sinemamızda aradığımız şeyi aslında ortaya çıkarmış Ceylan. Özellikle finalde filmi Sivas Madımak Katliamı’na adaması beni benden aldı. Umut aslında hep yanı başımızda. Hayat, yolunuza her şeyi çıkarabilir. Ama gerçekler hafızadan asla silinmez, bu da bir gerçek.

GENCO / Yön: ALİ KEMAL ÇINAR (Yarışma Filmi)

Kürt yönetmen Ali Kemal Çınar, yeni filmi “Genco” ile sinemaya farklı bir tadı bırakıyor. Festivalin en iyi filmi seçilen Genco, Diyarbakır’da yaşayan ve süper güçleri olan Ali Kemal’in yaşantısı üzerinden gerçekleşen olayları konu ediniyor.

Filmde güzel bir absürtlük var. Bu absürtlük filmde yer yer gülmenize neden oluyor ve kendini bu yönüyle izlettiriyor. Filmin görüntüsü ve kadrajları ise sinemada alışık olmadığımız türden. Bu düzen, çok bilmediğim bir şey olduğu için bende soru işaretleri bırakmadı desem yalan olur. Ama Ali Kemal Çınar’ın kendine has bir tarzı yansıtması da ilgi çekiyor.

KIRIK KALPLER BANKASI / Yön: ONUR ÜNLÜ

Onur Ünlü’nün merakla beklenen filmi, İstanbul Film Festivali’nin ardından ikinci gösterimini Ankara Film Festivali’nde yaptı. Shakespeare’in efsane hikayesi ve Baz Luhrmann’ın sinemaya uyarladığı Romeo ve Juliet’den esinlenen film, bu hikâyeye futbol kültürünü ve banka soygununu katarak genişletiyor.

Hazal Kaya ve Taner Ölmez karakterlerinin haklarını veriyor, ilk başta ikisi de biraz aykırı görünse de, kendilerini izleten Romeo ve Juliet olmuşlar. Serkan Keskin, Ahmet Mümtaz Taylan, Şenay Gürler, Fatih Artman, Metin Akdülger ve Haluk Bilginer gibi isimlerden oluşan oyuncu kadrosunun geneli zaten çok çok iyi.

Filmin gelişmesinin sonlarına doğru final 3’e bölünüyor ve farklı sonuçlar görüyoruz. İlk başta bu kafamızı karıştırıyor gibi görünse de, şaşırtıcı sonuçlar karşımıza çıkıyor. Onur Ünlü’nün kendine has mizahları, enteresan hikâye örgüsü, oyuncuların sinemaya uygun tiyatral performansları ve müzik seçimleriyle “Kırık Kalpler Bankası” özlem gidertiyor ve izleyeni kendine bağlıyor. Vizyonda kaçırmamanız dileğiyle…

MARTI / Yön: ERKAN TUNÇ (Yarışma Filmi)

Erkan Tunç’un ilk filmi olan Martı, dinamik ve komedi yönlü bir kadroyla dram içeren bir yapım. Küçük bir tavuk çiftliğinde geçen hikâyede, sıkıcı hayatları olan Yakup ve Mediha’nın yanına Rıza ve Nurgül’ün gelmesiyle karakterlerin iç dünyalarının ortaya çıkmasına ve kendileriyle yüzleşmelerine şahit olacağız.

Erkan Tunç, ilk yönetmenlik projesinde oldukça başarılı bir çizgi çiziyor. Filmin senaryosu aşk, tutku, mutluluk, ihanet, fedakârlık içerirken bunların olay örgüsüne yerleşimi çok başarılı. Sadece senaryonun giriş kısmında aksamalara rastlıyoruz. Asıl senaryo gelişme ve sonuçta kendini gösteriyor.

İrem Sak’ın bu filmle birlikte adeta oyunculukta devleşmeye gittiğini söyleyebiliriz. İlerideki filmlerde çok başarılı performanslarına şahit olacağız gibi görünüyor. Onur Buldu ve Öner Erkan da sahnelerinde iyi performanslar sergiliyorlar.

TAŞ / Yön: ORHAN ESKİKÖY (Yarışma Filmi)

“İki Dil Bir Bavul” filminden tanıdığımız Orhan Eskiköy, dördüncü filmi Taş ile bu kez farklı bir sinematografi deniyor. Tamamı siyah beyaz olan film, hayatları unutulan bir köyde geçen ailenin yaşamı üzerinden hikâyesini konu ediyor. Bir gün evlerinin kapısının önünde birini baygın bulurlar. Evin hanımı Emete, kapıda yatan kişinin, yıllar önce kaybolan oğlu Hasan olduğunu düşünür. Böylece hikâye burada başlar.

Filmin ilgi çekici güzel bir hikayesi var ve bu senaryoda bazı aksaklıklara rağmen güzel aktarılıyor. Taş imgesinin de yerleşimi çok güzel. Senaryoya siyah beyaz görüntü de fena gitmiyor. Fakat siyah beyaz film izlerken biraz görüntü işçiliği arıyorsunuz. Taş filminde buna rastlamak çok zor ve filmi izlerken siyah beyazın içinde çok ciddi kaybolmalar yaşıyorsunuz. Filmin 3 oyuncusu olan Muhammet Uzuner, Jale Arıkan ve Ahmet Varlı, performanslarında başarılı bir iş ortaya koyuyor, tabii bu filmin artısı.

SİYAH KARGA / Yön: TAYFUR AYDIN (Yarışma Filmi)

Fransa’da yaşayan oyuncu Sara’nın yasa dışı yollarla ülkesi İran’a gidiş sürecini çarpıcı bir dille anlatan Siyah Karga, yönetmen Tayfur Aydın’ın 3. uzun metrajlı filmi.

Filmin içinde filmin afişinin kullanılması, sınırdaki tehlikeler, katırlarla yollara gidiş ve finalde öğrendiğimiz gerçek hikaye, filme bağlılık duymamızda bize araç oluyorlar. Filmin görüntü yönetmenliği ise hakikaten kaliteli. Şebnem Hassanisoughi’nin Sara ve çevre ile güzel bir bağ kurması, filmin görünür kılınması için çok güzel olmuş. Filmin oyuncuları genel olarak tamamen gerçekçi oldukları için başarılı. Siyah Karga’nın tek sıkıntısı, biraz uzun olması. Filmin biraz daha kırpılmaya ihtiyacı varmış.

KARTAL AVCISI’NI KIZI / THE EAGLE HUNTRESS / Yön: OTTO BELL

Belgesel türündeki filmde, kartal avcılığı yapan bir ailenin kızı olan küçük Aisholpan’ın büyük hayaline tanıklık ediyoruz. Babası tarafından ilk kadın kartal avcısı olmak için eğitilen Aisholpan, geleneğin 12 nesil sonra ilk kadın temsilcisi olacaktır…

Filmde ilk başta uzun metrajlı film mi, belgesel mi karmaşasını yaşıyorsunuz ve ilk dakikalarda kurmaca bir film gibi izliyorsunuz. Belgesel olduğunu anladığınız noktada sizleri efsane görüntüler bekliyor. Bence filmin kurmaca ve belgesel arasında kalması, çok güzel bir derinlik katmış. Burada da bu yapımın farkı ortaya çıkıyor. Sevdiğim bir diğer konu ise, Daisy Ridley’in anlatıcılık yapması. Star Wars’ın Rey’i olarak bildiğimiz Ridley, filme canlılık katmış.

Bu yazı Gaia Dergi ve yazarımız Deniz Ali Tatar‘a aittir. Kaynak gösterilmeden veya gösterilerek kısmen de olsa kopyalanması ve başka bir sitede kullanılması yasaktır. Fark edildiğinde yasal işlem uygulananacaktır.