Ana SayfaEkolojiİstanbul'da kentsel tarım yapılan restoran: Ek Biç Ye İç

İstanbul’da kentsel tarım yapılan restoran: Ek Biç Ye İç

-

Beşeriyetin egosu dünyayı giderek sürdürülemez bir hâle sürüklerken umudun bir yerlerde yeşerdiğini görmek çok sevindirici. Ek Biç Ye İç ekibi de umudu çoğaltanlardan.

İstanbul‘da yer alan restoran dışarıdan bakıldığında diğer birtakım restoranlardan farklı görünmüyor fakat içeriye girildiğinde çalışanlarla birlikte hazırlayabildiğiniz yemeklerinizin yanında tarım da yapılan bahçeyle karşılaşıyorsunuz.

Kaynak: Yeşilist
Kaynak: Yeşilist

BirGün‘den Sevil Aslan’ın haberine göre, Ek Biç Ye İç ekibinin amaçlarından en önemlisi sürdürülebilir bir işletme kurmak. Ekip bu projeyi hazırlarken Londra‘daki Farmshop adlı projeden esinlenmiş. Kapitalist düzenin dayattığı aşırı tüketim politikasını en aza indirmeyi amaçlayan restoran, kentlilik algısını değiştirmek istiyor. Aslan’ın haberine göre Ek Biç Ye İç ekibi ekolojik ve temiz gıdaya ulaşmanın kentliler için çok zor olduğunu belirtiyor. Çevreyi daha az kirletmek, daha az atık üretmek, yerel çeşitliliğin altını çizmek için sürdürülebilir restoranların öneminin büyüklüğünün farkında olan ekip, hazır salata paketlerinden birini almak yerine restoranlarındaki bahçede şeflerle birlikte yapılan salatadan alınan tadı daha kıymetli buluyorlar.

Karbon ayak izlerini olabildiğince azaltmaya çalışan ekip satın almaları gereken ürünleri İstanbul’a yakın yerler arasından seçmeye çalışıyor. Aslan’ın haberine göre bunun başlıca sebebi çevrede yer alan küçük üreticileri desteklemek. Bu yüzden eğer küçük üretici doğal sebeplerden, hava şartlarından dolayı ürününü zamanında yetiştiremezse bu durum müşteriye açıkça söyleniyor. Günümüzde tarımın sadece köye özgü bir üretim şeklinde algılanmasına karşı çıkan ekip, algılanan durumun “Bahçecilik ve tarım kırsalındır. Kentte bunlara yer yoktur” şeklinde algılanmasını engellemek istiyor.

Kaynak: Yeşilist
Kaynak: Yeşilist

Ek Biç Ye İç ekibinin restoranlarında atölyeler de bulunuyor. Atölyelerdeki akım “yaparak öğrenme” Bu atölyelerdeki uygulamaların balkonlarda, çatılarda pencere önünde bile uygulanabileceğini söyleyen ekip, tek dertlerinin insanlara istenildiğinde herkesin evinde de tarım yapabileceğini göstermek olduğunu belirtiyor. Ayrıca “atma kullan” atölyeleri de düzenleyen ekip bir ürünü çöpe atmak yerine nasıl tekrar kullanışlı hâle getirilebileceğini göstermeyi amaçlıyor. Sevil Aslan’ın “İsteyen gelip öğrenebilir yani” sorusuna rutin işleri paylaşmak ve haftada bir de olsa ekme, biçme ve sulama gibi işleri insanlara öğretebilmek adına isteyen herkese kapımız açık şeklinde yanıt veren ekip mönülerinde neler bulunduğunu da açıklıyor. Mönülerinde her sebze ve meyvenin mevsiminde yetişmesine dikkat ederken, salatalardan çorbaya tüm yemekler taze ve ekolojik malzemelerden yapılıyor. Restoranda kahve bulunmaması da oldukça dikkat çekici. Onun yerine birçok farklı bitkiden harmanlanan çaylara yer veren ekip karbon ayak izini artıran yiyecek ve içeceklere yer vermiyoruz diyor.

Kaynak: The Guide İstanbul
Kaynak: The Guide İstanbul

Ek Biç Ye İç ekibinde birçok farklı meslekten insanlar yer alıyor. Biyologtan permakültür tasarımcısına, sosyologtan işletmecilere kadar bu işe gönül veren insanların bu restoranı kurmaktaki öncelikli sebepleri, kentte yaşayan insanların tarımla ve doğayla zayıflayan bağlarını güçlendirmek. Restorandaki bahçede yapılan tarımla günlük salata ihtiyaçlarının büyük kısmını sağlayan ekip, geriye kalan malzemeleri yerel, küçük üreticilerden sağlamaya dikkat ediyor.

2014 yılında düzenlenen 2. İstanbul Bienali‘nde Ek Biç Kütüphanesi adıyla sürdürülebilir kentsel tarımı yaymaya ve paylaşmaya odaklanan Ek Biç Ye İç ekibi, ziyaretçilerden oldukça ilgi gördü. Bienalde bir apartman boşluğunu bitki yetiştirme kütüphanesi şeklinde kullanan ekip, bu kütüphane sayesinde kent bahçeciliği atölyelerine de zemin hazırladı. Yeşilist‘ten Selen Duru’nun haberine göre, Ek Biç Ye İç ekibi, herkese toprağı hatırlatma amacını taşıyor. Süpermarketlerden çıkıp bahçelerdeki üretimde yer almak isteyen tüm insanları bekliyor.

SON YAZILAR

Modern çağın jeolojik heykelleri: Dünyanın 70 çölünden doğan bir mimari arşiv

Apple Park’ın zeytin ağaçları arasında, dünyanın yetmiş farklı çölünden toplanan kumlarla üretilmiş dört yüzü aşkın cam sütun yükseliyor. Katie Paterson ve Zeller & Moye tasarımı "Mirage", malzemeyi jeolojik bir hafıza kartına dönüştürürken, sınırları eriten küresel bir iş birliğini simgeliyor.

Cephede enerji hasadı: Mimariyi canlı bir organizmaya dönüştürme manifestosu

Modern mimaride akıllı bina kavramı dijitalleşme ile anılırken, Hamburg’daki BIQ House bu zekayı biyolojiden alıyor. Dünyanın ilk biyoreaktif cepheli yapısı, cam panellerin içinde yaşayan mikro-alglerle hem enerji üretiyor hem de binaya dinamik bir gölge sağlıyor. Statik beton bloklardan, yaşayan organizmalara geçişin hikayesi.

Doğa kendi evini inşa ediyor: Karbon negatif bir yapı bloğu olarak “Kenevir Betonu”

İngiltere'deki Flat House, kenevir tarlasından doğan duvarlarıyla mimaride devrim yaratıyor. Karbon negatif, prefabrik ve nefes alan kenevir betonu (hempcrete) teknolojisini inceledik.

Bir sandalyeyi yetiştirmek: Nucleo’nun Terra projesi üzerinden ekolojik tasarımın yeni dili

Endüstriyel üretimin hakim olduğu bir çağda, tasarımın doğayla ilişkisi çoğu zaman "malzeme seçimi" düzeyinde kalır. Oysa bazı projeler, bu ilişkinin yalnızca yüzeysel bir tercih değil,...
Hande Köse
Hande Köse
Ankara'da yaşayan bir İstanbullu. Hacettepe Üniversitesi'nde Sosyoloji okuyor. İzlediği belgeseller hakkında tartışmaktan keyif alıyor. Ayrıca edebiyatla ilgileniyor ve özellikle Kafka'ya hayranlık duyuyor.

ÇOK OKUNANLAR

95,278BeğenenlerBeğen
17,593TakipçilerTakip Et
22,156TakipçilerTakip Et
243AboneAbone Ol