Kıymet çok, gıybeti yok. Buralar biraz acayip, sizin oralar nasıl sevgili okur? Bugün güzel bir gün, Mayıs’tayız. Havalar şahane, cumartesiydi, birden buralara yaz geldi. Adamlar dinliyorum. Adamlar’ı severim. Dinlerim, dinliyorum bab’ında severim.

Buralar biraz acayip demiştim değil mi okur? Sevmek, seviyorum demek bile bir mesele. Halbuki küfür etmek ne kadar kolay. Seviyorumu az diyen, kabalığı da bir çeşit küfür sayan diyarlardan uzakta, aman aman, diye diye, bir şey yazarken, kırk kere düşünür olduk.

Yazarken diyorum yoksa konuşurken serbest çağrışım var sanki. Kakarakikiri, hahaha, tmm cnm ya, küfür, boş proje anlatımları, yemek, hava, araba, para, ilişkiler derken neredeyse konuşmak mümkün değil.

Biraz da kulağın duymak istemeyeceğini, dil demesin var, derken demek güzel diyarlardayız, diye düşünürken, meselelerden uzaklaşmak için bir kaçış kapısı ararken, Adamlar’ın şarkıları iyi geldi. Küfürsüz, cıvıtmasız, mevzusu olan, ay gibiler. Ay gibi olan müzisyenleri de severim. Birisini paylaşayım isterim.

Buralar acayip derken, muhabbet de hemen hemen şundan ibaret; Aydı, Güneşti, Neptündü, Satürndü, Uranüstü, retroydu, parçacık fiziğiydi, platesti, yogaydı, tasavvuftu, oydu, buydu, şuydu, oyundu da normal galiba. Adamlar’ınsa normal olduğunu söylemek pek mümkün değil. İyi müzisyenler.

Ay gibiler demişken, aklıma bir arkadaşımın, “Ay nedir,” bana anlatsana sorusu geldi. Arkadaşım buralı değil ama meraklı birisi, “Ay’ı nasıl anlatayım, yazsam roman olur,” demedim çünkü bu söylediğimi de anlamayacaktı. Ve gezegensel iş makinesi çalışadursun, onun da ricası yerine gelmeye başlasın, Ay da Güneş de döngüyü anlatır.

Yazsam roman olurdu, derken sanırım buralarda herkes bu mevzulara biraz aşinadır. Bu nedenle Adamlar’ın yeni bir albüm yapması da döngüyü anlatıyor.

Müzik dinlemek güzel

Hava güzel demişken samimiyim. Adamlar’ın havayla mevzusu var mı bilemem ama İstanbul’un ve yaşamlarının onlara böyle güzel parçalar doğurtması üstüne serbest çağrışım ne denebilir diye düşündüğümde aklıma ilk olarak, “bu havalar bol müzik yaptı. Hoş oldu.” geldi.

Şarkılara gelince

Sarılırım birine parçalarına, “Gıybet çok, kıymeti yok. Yarının hayali bugüne yeterli,” diye başlamışlar. Okur ne de olsa dokur, dedim, eskiden köşelerini okumaktan çoğun keyif aldığım bir gazete vardı. Şimdi yok. Öncesinde bu okura, dokur, diyen yazarımız o gazetede yazmayı bırakmıştı. Lafı boşa etmezdi. Okur, dokur hitabını da ilk onda görmüş, sevmiştim. Eski günlerdi. Kahvaltıda gazete okunurdu o günlerde, Allah sizi inandırsın. Bir eve, iki, üç gazete alındığı olurdu. O zaman, kağıtlar için geri dönüşüm kutuları da yok. O gazeteler kim bilir ne olurdu?

Okurdu, dokurdu derken, Adamlar da gıybet demişken, okuruma, dokuruma biraz gıybet yapayım, dedim. Kitabım çıktığında, bir arkadaşım, “kitabın için instalık bir video yapayım,” demişti, videonun müziği için, Adamlar’dan bir parçalarının girişindeki gitar solosunun elli saniyesini istemiştim. Vermemişlerdi. Demiştim, kader değilmiş. Neyse, vermedikleri de iyi olmuş. Şimdi bakınca görüyorum ki; o günlerde memleketçek ruh halimiz pek de iyi değilmiş. Yoksa nereye “tın tın,” daha yerliydik ama yeni geldik ayol, diye bile espri yapılamayacak günler. Öyle fena. İnsan önce bir Bismillah, der sonra hatırlar.

“Bir şarkının çokça yürürlüğü gibi iyi gelecektir.”

Bu da benden bir dize, şimdi kendime bile inanamadım, neredeyse ilk defa bir dizemi paylaştım. Bu bahar böyle bir şey galiba, çiçekler; şen, göçmen kuşlar; dönmüş, toprak; bereketli, güneş; içimizi ısıtıyor. Dışımızda; kıyafetlerin ağırlığı hafiflemiş. Mis ki ne mis.

Bu arada Adamlar’ı ayrıca severim. Bir kere de beni dibin dibindeki bir ruh halimden almışlardı. Canlı performansın böyle bir yanı var, demek ki! Geçen bahar da kış gibiymiş arkadaş. Neyse, konuya dönersem, dediğim gibi Adamlar’ı ayrıca bi’ severim çünkü şair çocuklar bunlar.

Yine eski zamanlar, yine bir arkadaşım; Bülent Ortaçgil için “kendi şiirinin müziğini yapıyor,” demişti. İşte Adamlar da biraz böyleler ve hatta onlar yeni dalga şair müzisyenler.

Yeni Dalga Şair Müzisyenler: Sarılırım Birine Demiş:

Yeni dalga şair müzisyenler sarılmaya dair bir şarkı yapınca, dedim iyi olmuş. Biz, “sarılın iyi gelir,” deyince hümanist, Polyana, bardağın hep dolu tarafına bakan ve daha pek çok şeyle yaftalanıp, inandırıcı bulunmuyorduk.

Hatta bana kalırsa, inatla sarılmayanlar olmuştur. “Hadi canım!” demeyin ama “bir kulu bile içten sevmemek bu nasıl bir kibir!” diyebilirsiniz.

Peki siz, merhaba hayatım, ben subarcos, desem, biri de, tmm, paşam, diye nikler (nickler) olmasıyla ilgili ne düşünüyorsunuz? İşte tam da böyle bir sanal evrende, Adamlar’ın şarkıları kendilerini dinletir. Dinlerken de acayip nicklerin dünyasında yazılar üretiyorum, üstelik başka bir sürü şeye neyse demektense sade de olsa videodaki gibi klipleri de beğeniyorum.

Sarılma mevzusuna geri dönersem iyi bir şey olduğunu bizim bilmemiz, söylememiz, hissetmemiz bir yana, haklarını vermek lazım, “freehug”cılar, müzik festivallerinde, kentlerin işlek caddelerinde, kırgın ruhlara, kalpsiz dünyalılara sevgi saçmak için epey uğraştı. Bir de bizim buralarda Alsancak’ta, çocuklar, 1 liraya gıybet dinlenir diye tezgah atarlardı. Eş, dost, arkadaş, yanlarından geçerken bir sürü muhabbet… Dedikodunun deriniydi.

Üstelik o günler, kimse kimseyle doğru dürüst iki çift laf edemiyordu. Bu da mı şimdi dedikodu? Eni konu, Kim Ki Duk mu? Kim Ki Duk kim yahu? Sahiden kim diye soran okurlar lütfen yazıyı okumayı burada bırakınız. Okumaya devam eden okur/dokur, sen çok hoşsun.

Evet, ne diyordum: bu ilk değil ki kadın kısmının ne söylediğinin önemsenmemesi, eskiden daha fenaymış, bakınız şairin söylediğine: “sofrada yeri öküzden sonra gelenler,” diye tanımlanırmışız. Günümüzde… Şimdi şairin adından bahsetsem olmaz değil mi? Bilen bulsun ama bulmayan da konuşuyor. Üstelik çoğun boş konuşuyor. Bazı şeyleri anlamak, anlamlandırmak derken…

Sıkılıyorum. Eminim sizin başınıza da geliyordur. İşte müzik sıkılmaya da iyi geliyor. Sizce de öyle mi? Hele ki müzik, derininize seslenince, diyorum; sonra diyorum keşke sığ suların tamamı, buralardaki gibi güzel olsa. Üstelik yeryüzünde çok güzel kumsallar var. Gidemesek de göremesek de artık biliyoruz. Biliyoruz ve üstelik bu sefer yaz, buralara Mayıs’tan önce geldi.

Peki sizin oralara yaz geldi mi dostlar? Havalar yaza kesti diyen midir en çok kaybeden yoksa Erol Egemen mi? Erol Egemen mi altı kırk beş yoksa yine mi subliminal mesaj? Yok, altı kırk beşle ilgili bu laf kalabalığının nedeni sadece kitaplarının ve mekanlarının üzerimdeki etkisinden kaynaklanıyordur. Ki diğer işleri de cabası. Güzel işler.. Hep Nejat İşler.

Severiz. Bazen, şeker, mıcmıc, içten ve doğal severiz. Bazıları da angelina joli sever. Joliler, jöleler, jediydi, jedaydı, derken insanlık olarak bu günlere geldik. Neyse ki geldik. Çoğu kişinin aksine nostalji mevzum değildir. Neden olsun, pek mi matah günlerdi. Züğürt ikramiyesi; birkaç iyi sinemacı, hepsini tanıdığımız jönler ve aktiristler. Ne tuhaf değil mi? Aktör ve aktirist değil de jön. Aman Allah’ım yoksa J. Galiba…


İleride bu günlere gıybetti, dedikoduydu, falandı filandı günleriydi, diyeceğiz galiba. Sonra durduk yere yemek tarifi verdiğim düşünülmesin ama kabak tadı veren günler olmasın diye Türk kahvesi eşliğinde, kabak tatlısı ikram ettiğimiz kış günlerinde, likör alacak paramız nerede? sorusunu duyup, “nerede kahvenin yanında likör ikram edilen o eski günler” diyecekseniz, sizden ricam, lütfen böyle şeyler demeyiniz. Ne de olsa, “iyi gelecektir.”

Yeni Dalga ve Kara Mizah

Buraların müziği mesela çoğun poptur biraz mani tadında, mani dediysem şiir olanından. Özdemir Asaf’ı andırır. “Bukalemun da lemurdur,” diyenlerin yaptığı müziğe bir tanım bulamıyorum. Oportünistler desem, onların dışındakiler optimist olur. Bu durumda Adamlar’ın kimleri dinlediğini merak ediyorum. Sorsalar da öğrenebilsek.

Şarkıyla Gelen Oyun

Amanin, yine mi yeni bir oyun demek yerine bir arkadaşımın ensesini, hafifçe gıdıkladım. Şaşırmasın diye, “sana önce bir şey yapacağım sonra da bir şarkı açacağım,” dedim. Ona da yeni albüm müjdesi oldu. Yani, dedim. Adamlar, “Zombi Mahali,” demişken aramızda bir mesele olmasın.

Böyle oyunlar da eskiden hep eril oyunlardı ama ne yapabiliriz oyun severiz. İsterlerse değiştirirler. Galiba bunu herkes yapar.

“Ki oyunları seviniz.”

Gıybetti, dedikoduydu derken, hâlâ mı sevemiyorsunuz? Bir kedi alın. Zaten büyük üstat …’nın da söylediği gibi kedileri seviniz. ne olur ne olmaz?

Vesselam, hayvansever dostlar, farklılıkları kabul etmişler, güzel yürekliler ve karikatürist dost: hâlâ Sait Faik’i sorarak kalabalıkların moralini bozmayalım mı diyorsunuz?

Ha, bir de unutmadan, Adamlar, bu zombi mahali…