Zenginler; umutsuz, çaresiz ruh hastalarıdır. Daha çok güç ve para kazanarak ezik ruhlarının tatmin olacağını sanırlar. Çünkü gelenekler, toplum, öğrenilmiş çaresizlik onlara ve tüm insanlara para = güç = mutluluk denklemini vermiş durumda.

Para kazandıkça, güçleri arttıkça daha mutlu olacaklarına öyle inanmışlar ki durup kendi hallerine baktıklarında ellerinde mutluluk değil sadece lüks olduğunu fark etmeyecek kadar şartlandırmışlar kendilerini kazanmaya. Gözleri öyle dönmüş ki kendi “mutluluk”larına giden yolda başkalarının içinde bulunduğu “mutluluk” ya da “huzur” durumunu yok ederken “yok olan” hayatlar umurlarında bile olmuyor. Örneğin; bir ormana kendi şirketleri para kazansın diye hiç utanmadan, düşünmeden iş makineleri ile dalıp oradaki hayvanların hayatlarını yok ediyorlar. Var olan ve medeniyetten uzak oldukları için kendi halinde ve huzurlu olan hayatlar huzursuz zenginler tarafından yok ediliyor. Başkalarının yaşadığı hayat ve ortamı yok ederek mutlu olacaklarını sanan zenginler ise yine mutsuz gene huzursuz gene para ve güç peşinde kendi yaşadıkları hayatı da dünyayı da katlediyorlar.

Birhan ve Tuğba’yı bilirsiniz. Onlar medeniyet denen canavardan kaçıp kırsala yerleştiler. Sevgileri onlara her şeyle mücadele etme gücü verdi. Sevdikleri sadece kendileri değil aynı zamanda yerleştikleri ve bir oldukları ortamdı. Ağaçlardan çimenlere kadar keçilerden kuşlara kadar arkadaş oldular orada. Şimdi onların komşuları da var; tıpkı onlar gibi medeniyet denen sonsuz stres ve depresyon üreticisi aygıttan kaçmış olan Elif ve güzel kızı.

Fakat Alakırın şöyle bir sorunu var. Açgözlü zenginler ve açgözlü zenginlerin oluşturmuş olduğu devlet (özellikle iktidar partisinin tüm milletvekilleri aşırı zengindir) daha çok para ve güç kazanarak kendi zevkini tatmin etmek istiyor. Devlet zenginlerden oluşunca, zenginler için çıkar yasalar. Akla ters bile olsa o yasalar çıkar ve devlet ve zenginler, zengin olmayanların (kırsalda yaşayan insanlar, hayvanlar ve bitkiler) hayatlarını yıkarak kendilerini umutsuzca tatmin etmeye çalışırlar. İşte bu umutsuz ve çaresiz, ezik ruhlar şimdi Alakır Vadisi’ne saldırıyor. Alakır yıllardır direniyor, Alakır sadece bir mevkinin adı değil aynı zamanda orada yaşayan tüm canlıların zenginlere ve yardakçılarına karşı ortak direnişinin ismi olagelmiş.

Doğanın katliamındaki payınızı geri çekin

Devlet ve zenginler ve yardakçıları yeni saldırılar yapıyor doğaya ve doğadaki hayatlara. Bu saldırganlardan bazıları ADO Holding, Reis Enerji gibi şirketler. Bu şirketlerin internet sitelerini ziyaret ederek onların size ne sattıklarını görebilir ve o markaları boykot ederek alım gücünüzü onlara karşı kullanabilir veya en azından doğanın katillerine para kaptırmamayı dolayısı ile doğanın katliamındaki payınızı geri çekmeyi düşünmek gibi bir seçeneğe yönelebilirsiniz.

Geçtiğimiz günlerde Antalya’da yaşayan ve mutlu olmanın sırrının parada ya da güçte olmadığını hisseden kişiler bir eylem yaparak umutsuz zenginlere umutsuz yıkımlarını durdurma çağrısında bulundular. Buna dair haber ve basın açıklaması aşağıda bulunmakta, okuyabilir ve daha fazla şey öğrenebilirsiniz:

Birhan ve Tuğba

“Sevgili can dostları ve değerli basın mensupları,

Alakır Vadisi kaynağından sahile kadar bir merdiven gibi birbiri ardına planlanmış 8 adet HES’ten dördünün tamamlanarak faaliyete geçmesiyle adeta can çekişmekte.

Diğer HESlerin yapılması durumunda ise vadideki tüm canlıların yaşam kaynağı olan Alakır nehri tamamen borulara hapsedilerek vadinin içindeki bütün canlılarla birlikte yok olmasına neden olunacak.

Bu canlıların arasında dünyada sadece Alakır Nehri’nde yaşayan bir balık türü olan Alakır Alası’da bulunmakta.

Vadiye hançer bitmiyor

Vadide işletme halindeki HES’lerin yıkımı gözler önünde iken şimdi de REİS şirketi Dereköy HES projesi ile vadiye beşinci hançeri saplamak istemekte.

2010 yılında şirkete verilen ÇED gerekli değildir kararına karşı açtığımız davamızı kazandık. Bunun ardından şirketin aldığı ÇED raporuna karşı açtığımız davada danıştay aldığı 2016/1078 nolu karar ile “Alakır Vadisi’nin 1. Dereceden Doğal SİT Alanı olarak koruma altına alınması” kararına atıfta bulunarak “Koruma alanı olan Alakır Vadisi’nde HES yapılamayacağı”na hükmetti.

Alakır Nehri Elif ArığREİS şirketine ait bu Dereköy HES projesinin yapılamayacağı ile ilgili elimizde danıştay tarafından onanarak kesinleşmiş bunca yargı kararı var iken şirket 2014 yılında bakanlıktan ‘1 megavatlık kapasite arttırımı’na aldığı “ÇED gerekli değildir” kararına istinaden inşaata başladı.

Yani ÇED bile almış olsa 1. Dereceden Doğal Koruma altındaki vadiye HES yapamacağı yargı tarafından karara bağlanmış proje, ‘kapasite arttırımı’ oyunu ile, adalet ile adeta dalga geçercesine, ÇED dahi almadan doğa katliamına başladı.

Kazanılmış hukuki haklarının peşinde koşan yöre halkı ise şantiye alanına gittiğinde şirket çalışanlarının saldırısına uğradı.

Sorumlu olduğu sınırlar içerisinde gerçekleşen bu süreç dahilinde Antalya Valisine çok açık bir soru soruyoruz;

“Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devleti midir?”

Çünkü eğer öyleyse, sadece demokratik hakları doğrultusunda hukuka güvenerek yaşam alanlarını korumak için dava açan, emek ve para harcayan bunca vatandaşın kazanımları devlet tarafından güvence altına alınarak savunulacak mı yoksa yargı kararlarının arkasından dolanan bu çirkin ayak oyunlarının yanında mı yer alınacak?
Bu soruya cevap verilmelidir.

Artık ne Alakır Vadisi’nin bir HES’i daha kaldıracak gücü ne de halkın bir hukuksuzluğa daha göz yumacak sabrı kalmamıştır.

Artık yeter diyoruz.

Alakır Nehri hidroelektrik santrali inşaati öncesi-sonrası.
Alakır Nehri hidroelektrik santrali inşaati öncesi-sonrası.

Toplamda üretimleri bir AVM’nin tüketimini bile karşılamayan bu HES’lerin yarattığı yıkımların biran evvel durdurulması ve yargının aldığı kararlara acilen uyulmasını talep ediyoruz.

Yargı kararlarına uymayarak, doğal zenginliklerimizin göz göre göre yok edilmesinin mesuliyeti bu idarecilerin sırtlarında hayatları boyunca taşıyacakları bir yük olacak.
Bugün bu hukuksuzluğa göz yumanlar elbet bir gün sebep oldukları tüm bu yıkımların sorumluluğu ile yüzleşmek zorunda kalacaklar.

Daha fazla yıkım olmadan, daha fazla can yanmadan bir an evvel bu hukuksuzluktan dönülmesi konusunda son bir çağrı yapıyoruz.

Kazanılmış haklarının uygulamaya geçirilmemesi halinde halk kendi hakkını mutlaka kendi elleriyle alacaktır.

O gün geldiğinde ise bu halkın ve adaletinin önünde hiçbir şirket ya da hiçbir makam duramayacaktır.

Gözünü üç kuruşluk rant hırsı bürümüş, adaleti hiçe sayan doğa ve hukuk katillerine bir kez daha söylüyoruz;

Alakır rant değil koruma alanıdır.

Ve bizler onu korumak adına kararlı mücadelemizi sonuna kadar sürdüreceğiz.
Alakır Nehri Kardeşliği