Albert Camus, yirminci yüzyılın en önemli düşünce ve edebiyat kişilerinden biridir. Varoluşçuluğun önde gelen isimlerinden Camus, romanları yanında düşünce ekinine kattığı denemeleriyle de unutulmaz eserler bırakmıştır. Bu yazıda Camus’un Yaz kitabından bahsetmek ve onun Badem Ağaçları denemesinden bir kısmı sizlerle paylaşmak istiyorum. Ne de olsa kara kışta badem ağaçlarıdır baharı müjdeleyen ve bunun anlatıldığı belki de en güzel metindir Camus’un Badem Ağaçları.

Yaz

Can Yayınları’nın Tahsin Yücel çevirisiyle, dilimize kazandırdığı ve Camus’un denemelerinden oluşan incecik bir kitaptır: Yaz. İçinde sekiz birbirinden etkileyici deneme bulunur. Dil ve düşünce yetkinliğiyle tam bir seyir zevki sunan bu kitap, içinde bulunduğumuz çağa ışık olabilecek niteliğiyle okurunda da yeniden ve yeniden okuma isteği yaratacaktır.

Denemeler okunurken benzer coğrafyanın, benzer durumlarına aşinalıkla bakmak mümkündür. Bu benzerlikler Camus’un zenginleştirdiği bir düşünce evreniyle bütünleşmekte ve yıllar geçse de tazeliğini korumaktadır.

Çağımızın bireyinin de içinde hissedeceği soru ve sorgulamalar Camus’un Akdeniz ışığıyla bir kere daha yıkanmakta, mitolojiyle beslenmekte ve bir yanıyla da Avrupa kültürünün handikaplarını işaret ederek okura sunulmaktadır.

Badem Ağaçları’ndan

Zemheride bembeyaz çiçeklenerek baharı müjdeleyecek badem ağaçlarından adını alan bu denemeden bir kısım umarım okurlarına da iyi gelecektir.

“Badem Ağaçları

Napoleon, Fontanes’a şöyle dermiş: “Şu dünyada en çok hayranlık duyduğum şey nedir, biliyor musunuz? Gücün herhangi bir şeyi kurmakta yetersiz kalması. Yalnız iki güç var dünyada: kılıç ile ruh. Kılıç sonunda her zaman ruha yenik düşer.”

Görüldüğü gibi, fatihler bazı bazı hüzünlüdür. Bunca boş şanın pahasını da ödemek gerekir biraz. Ama, yüzyıl önce, kılıç için doğru olan, bugün tank için aynı ölçüde doğru değil artık.Fatihler puan kazandılar ve parçalanmış bir Avrupa üzerine yıllar yılı tinsiz yerlerin  donuk sessizliği yerleşti. Korkunç Flandr Savaşları zamanında, Hollandalı ressamlar çiftliklerindeki horozların resmini yapabilirlerdi belki. Aynı biçimde Yüz Yıl Savaşı da unutuldu, bununla birlikte, Silezyalı gizemcilerin duaları hâlâ birkaç gönülde yankılanmakta. Ama bugün iş değişti, ressam ve keşiş de silah altına alındı: Bu dünyaya bağlıyız. Tin, bir fatihin bile kendisine tanınmasını bildiği o krallara yaraşır güvenini yitirdi; şimdi, gücü dizginlemesini bilmediğinden, ona lanet yağdırarak yiyip bitiriyor kendini.

İyi insanlar, bunun bir hastalık olduğunu yineleyip duruyorlar. Bir hastalık mı, bilmiyoruz ama var olduğunu biliyoruz. Çıkarılacak sonuçsa, durumumuzu almamız gerektiği. O zaman ne istediğimizi bilmemiz yeter. İstediğimiz de artık hiçbir zaman kılıcın önünde eğilmemek, tinin hizmetine girmeyen güce bundan böyle hiçbir zaman hak vermemek.

Doğru, sonu olmayan bir iş bu. Ama biz de bunu sürdürmek için buradayız. İlerlemeyi de, herhangi bir tarih felsefesini benimseyecek ölçüde inanmıyorum usa. Hiç değilse, yazgılarına ilişkin bilinçlerinde insanların ilerlemeye hiç ara vermediklerini sanıyorum. Koşulumuzu aşamadık, gene de onu daha iyi tanıyoruz.

… Bu minval düşüncesini beslemeye devam ettikten sonra

“Ben Cezayir’de otururken, kış konusunda hep sabırlı davranırdım, çünkü, bilirdim ki, bir gecede, soğuk ve arı tek bir şubat gecesinde, Consuls Vadisi’nin badem ağaçları ak çiçeklerle kaplanacaktı. Sonra bu cılız karın tüm yağmurlara ve deniz yeline dayandığını görüp hayran kalırdım. Gene de her yıl direnirdi, ancak meyvesini hazırlamaya yetecek kadar.

Bu, bir simge değil. Mutluluğumuzu simgelerle kazanmayacağız. Bunun için daha ciddi olmak gerekir. Yalnız, bazı bazı, mutsuzluğuyla hâlâ ağzına kadar dolu olan bu Avrupa’da yaşamın yükü fazla ağırlaştığı zaman, nice güçlerin hâlâ el değmemiş durumda kaldığı bu göz kamaştırıcı ülkeye yöneldiğimi söylemek istiyorum. Onları öyle iyi tanıyorum ki, düşünümle gözüpekliğin dengelenebileceği gözde alan olduklarını bilmememe olanak yok. Sundukları örnek üzerine düşününce, tini kurtarmak istiyorsak, sızlanan yanlarını bilmezlikten gelip gücünü ve çekici yanlarını yüceltmek gerektiğini anlıyorum. Bu dünya mutsuzluklarla zehirlenmiş, üstelik bundan hoşlanır gibi. Nietzsche’nin ağırlık ruhu dediği şu derde düşmüş tümüyle. Ona el vermeyelim. Tine ağlamak boşuna, onun için çalışmak yeter.

Ama tinin fethedici erdemeleri nerede? Yine aynı Nietzsche ağırlık ruhunun can düşmanları olarak sıralamıştı bunları. Ona göre, bunlar bilgenin kişilik gücü, beğenisi, “dünya”sı, klasik mutluluğu, çetin gururu, soğuk yetingenliğidir. Bu erdemler her zamankinden çok daha fazla gereklidir ve herkes kendine uygun düşeni seçebilir. Ne olursa olsun, başlatılmış savaşın büyüklüğü karşısında, kişilik gücü unutulmamalı. Seçim kürsülerinde, kaş çatmalarla, tehditlerle bir aradan gideninden söz etmiyorum. Aklığın ve özsuyunun erdemiyle tüm deniz yellerine dayanmadan söz ediyorum. Dünyanın kışında meyveyi hazırlayacak güçtür o.” (1940)*

Kaynak

Badem Ağaçları: *Albert, Camus. Yaz. Çeviren: Tahsin Yücel. Can Yayınları, 10. Basım, 2017, İstanbul