Ali Perret ile XJazz öncesi sohbet etme fırsatı yakalayınca, hem denizden hem de cazdan bahsettik.

İzin verirseniz öncelikle denizden başlamak istiyorum. Deniz ile ilişkiniz nasıl başladı? Tekneniz “Trippin”i bize biraz anlatır mısınız?

ALİ PERRET: Ailemde denizci olmamasına rağmen altı yaşında ailemle New York City’den, İstanbul’a, Çoruh adlı Türk şilep ve Türk personelle yaptığımız yolculuk beni derinden etkileyen ve hayatımı denize yönlendiren olaydır. Küçükken ailem ile birlikte yazları Burgaz Ada’daki evimizde geçirirdik. Ada’da, ben on yaşındayken, ısrarım üzerine ailem bana ufak bir sandal hediye almıştı. Yirmi dokuz yaşımda ilk teknem 10.30 mt. Gulet “Yaşantı”yı aldım. Yedi yıl sonra ikinci teknem olan 12.80 mt. Tirhandil “Ilgın”la, on dört  güzel yıl geçirdik. 2007 de 20.00 mt. lik Tirhandillerin prensesi olan, özel yaptırdığım “Trippin”i denize indirdik. ABD’de eğitimim sırasında iki yıl Türkiye’ye gelemediğimden, denizden bir o zaman uzak kaldım.

Berklee College of Music’den mezunsunuz. Ondan evvel de konservatuarda okudunuz. İstanbul Bilgi Üniversitesi Müzik Bölümü’nü kurdunuz, birçok genç ve iyi müzisyenin yetişmesini sağladınız. Bu süre içerisinde caz ile tanışmanızı ve eğitim hayatınızı biraz açabilir misiniz?
Annem konservatuvarda şan eğitimi almış, ondan evvel Robert College’de okudu. Babam bir New Yorklu olarak caza yakın. Çocukluğumuzda evde klasik müzik ağırlıklı ama caz, rock, soul/ funk gibi iyi müzikler dinlenirdi. On iki yaşında konservatuvara başladım. İstanbul Devlet Konservatuvarında (MSU) on yıl Piyano ve Kompozisyon çalıştım. Müziğe başladıktan iki yıl sonra caza ilgi duymaya başladım. Konservatuvar yıllarımda kulaktan caz çalmaya başladım. Bu arada çağdaş müziğe ilgi duymaya başladım. Konservatuvarlarda tutucu bir eğitim olduğundan caz’a sıcak bakmazlar. Değerli hocalarım Selman Ada (piyano), Ahmet Yürür (armoni) ve İlhan Usmanbaş (kompozisyon) gibi açık görüşlü ilerici öğretim üyeleri caz’a saygı duyarlardı. 1980 yılında Berklee College of Music, Boston’da, Jazz Piyano, Jazz Composition and Arranging bölümünde okuyup 1983’de mezun oldum. 1985’de Türkiye’ye döndüm ve İstanbul Caz Dörtlüsü’nü kurdum. Kısa bir sure sonrada İstanbul’da Caz Piyano, Caz Armoni dersleri vermeye başladım. 1997 yılında Bilgi Üniversitesi Müzik bölümünün kurulması için çalışmalara başladık, Can Kozlu ile birlikte. 1998 yılında eğitime başladık. 2003 yılında istifa edinceye kadar sürdü. Şimdilerde 21.yy’a uygun interdisipliner ve teknolojinin ağırlıkta olduğu bir akademi programı üzerinde çalışıyorum ve görüşmelerimizi sürdürüyoruz.
Ali Perret photo by Uygar Önder Şimşek
“Bu akor çok egzotik tınlar” deyişinizle akorlara ve müziğe bakışınızı oldukça değişik anlatmışsınız. Caz’ın bu özgürlüğü ile aranız nasıl?

Caz müziğini keşfetmemle yaratıcılık, özgürlük, ilericilik, kişilik kavramlarını yaşayarak içselleştirdim. Yaratıcılık zaten sanatın olmazsa olmazı. Özgürlükçü ruh benim için çok önemli ve hayati. Caz, özgürlükçü ruh halini en iyi yaşatan fenomenlerden. Türkiye gibi bir ülkede yaşayınca da ancak denizde özgürce yaşayabiliyorsunuz. Çocukluğumdan beri hala müzik ve denize devam ediyor ve benzer şekilde yaşıyorum.

Acid Trippin’de hala çalıyor musunuz? Teknenizin adını da Trippin koymanızda bir etkisi oldu mu grubunuzun?

Acid Trippin, 1995-2003 yılları arasında Neu Funk, acid-caz tarzı müzik yapan bir grubumdu. Kompozitör olduğumdan yazdığım farklı konseptlerdeki müzikleri seslendirmek için farklı müzik grupları oluşturdum. “Trippin” teknem, müzik projelerim “Acid Trippin” ve “Mingus Trippin ”den oluşan üçlememin sonuncusu. Böylece her zaman yaptığım gibi müzik ve denizi birleştirmiş oldum. Trippin, Afro-Amerikalıların 20.yy başlarında caza verdikleri isim aynı zamanda.

Ali Perret photo by Uygar Önder Şimşek
“Pannonica”nın hikayesi nedir? Caz’dan başka müziklere de yer veriyor musunuz?

Pannonica, caz tarihinde “Caz Baronesi” diye anılır. Bu sıra dışı hanımefendinin adına on yedi caz bestesi yazılmıştır. En bilinenleri Pannonica-Thelonious Monk ve Nica’s Dream-Horace Silver’dır. Charlie Parker,  Pannonica’nın , 5th Avenue’deki dairesinde vefat etmiştir. Her zaman zorda olan caz müzisyenlerine yardım eli uzatmış, desteklemiş, dönemin yeni müziğini anlamış ve desteklemiştir. 1950 ortalarından 1983’deki vefatına kadar New York’ta yaşamıştır. Tam ismi Kathleen Annie Pannonica de Koenigswarter’dır. Rothschild ailesinden olan Pannonica’nın adı, tercihleri, sıra dışı kişiliği ve yaşantısından dolayı ailenin kara kuzusu olarak, aile ağacında bulunmamaktadır. Yaşadığım yere sosyal sorumluluk projesi olarak Bodrum’da açmış olduğumuz, Pannonica Jazz kulübü ve sanat organizasyonu, Caz Baronesi’ne vefa niteliğindedir. Yılda on iki ay, üç yıl boyunca dünyanın ve Türkiye’nin sayılı müzisyenini misafir etmiştir. Misafir ettiği müzisyen sayısı üç yüzün üstündedir. Pannonica’da caz müziği dışında alternatif müzik, alternatif rock, world music, elektronik müzik, free jaz, DJ performansları vb. tarzındaki performansların dışında da, Caz Piyano ve Caz armoni dersleri, ritim atölyesi, atölyeler, composer residency gibi yan faaliyetler de gerçekleşmiştir. Bodrum’daki kulübü kapattıktan sonra Pannonica sanat organizasyonlarının merkezi İstanbul olmak üzere çalışmalarına devam ediyor.

XJAZZ Festivali kapsamında 11 Nisan Siyah Beyaz Ankara ve 12 Nisan Mitanni İstanbul’da konserleriniz olacak. Ankara’da farklı bir grupla Trio, Perret/ Demirkol/ Küçükyıldırım performansı var. İstanbul’da ise Quartet, İmer Demirer, Matt Hall, Can Kozlu ile konseriniz var. Bu farklı grupları ve müziklerini biraz anlatabilir misiniz?

Ankara’da çalacağımız 3’lü bu sonbaharda oluştu ve ilk konserimizi SALT Karaköy’de verdik. Sonrasında birçok yerde çaldık ve geçen ay albüm kayıtlarını yaptık. Şimdi mix aşamasındayız. Her iki grupla da kompozisyonlarımı çalacağız. 3’lü ile elektro/akustik Free Jazz çalıyoruz. Dinamik müziklerden oluşan tarzımıza “Free House” diyoruz. Çıkacak olan albümüzün parçalarını seslendireceğiz. İstanbul’daki 4’lü konserimizdeki grup, akustik Free Jazz çalacak. Eklektik bir yaklaşımla çalınan müzik 1960-2018 arasında giden bir roller coaster gibi müzikal seyahat sunacak.

Ali Perret photo by Uygar Önder Şimşek
Ali Perret’nin DU.DU’su, içindeki dudukla perküsyonla ne kadar derin olmuş. Genelde hüzünlü bildiğimiz duduk gitmişte neşe gelmiş. Neo-Folk Jazz’ ile ilgili olarak neler söylemek istersiniz?

Ali Perret’s DU.DU’nun tarzını eğer Neo-Folk Jazz diye adlandıracaksak başına “çağdaş” eklememiz gerekecek. Çalınan etnik müziği, çağdaş müzik ve çağdaş caz armonileri tamamlıyor. Duduğun neşesini, grubun ismi yönlendiriyor. Dudu, alımlı, neşeli kadın demek ve yakın arkadaşım çağdaş sanatçı Hüseyin Bahri Alptekin’in kullandığı bir kelime idi. Hüzün ve neşe, arkaik ve çağdaş, ilkel ve gelişkin, akustik ve elektronik, ying ve yang. Hepsini içinde barındırıyor.

Anne tarafınızdan Yoga’dan gelen bir spiritüel enerji de var sanırım. Sizin hayatınıza, arayışlarınıza nasıl etkisi oldu?

Evet, annem ben on üç yaşımdan beri spiritüeliteye takıldı. Biraz annemin zoruyla evde herkes meditasyon yaptı.  Altı yıl “Transandantal Meditasyon” yaptım ve “Yaratıcı Zeka Bilimi” adlı kurslarını bitirdim. Ruhsal gelişmeyi ve enerjiyi, müzik bana çok daha derinden yaşatıyor. Kişisel olarak bilimi takip ediyor ve diyalektik materyalizmle ilgileniyorum.

Ali Perret’s DU.DU’nun belgeseli çekildiğine dair bazı duyumlarımız var. Ne kadar zamandır süre gelen bir çalışma bu? Müzikal ya da belgesel tadında bir şeyler yapmayı düşündünüz mü hiç?

Evet doğrudur. DU.DU grubunun oluşması sırasında belgesel çekimleri başladı ve halen devam ediyor ama sonuna gelinmek üzere. Belgeseli aynı zamanda Pannonica’nın kurucu ortağı Arzu Göknar çekiyor. İlk başladığımız ekipteki arkadaşlar, Suren Asatryan/Duduk, Apostolos Sideris/Kontrbas ve Berkant Çakıcı/Perküsyon ile 2015’de Bodrum Pannonica’da çalmaya başladık. Ben müzisyenim ve belgesel çekmek değil ama bir belgeselin müziklerini yapabilirim eğer ilgimi çekerse. Müzikal sevdiğim bir performans ve müzik tarzı değil. Ama çağdaş, çılgın bir müzikal olursa o zaman ilgilenebilirim.