Son dönemlerde oldukça popülerlik kazanan kişisel gelişim kitapları… Sayıları binlere ulaşan bu kitaplara her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Yurtdışında büyük ilgi gören bu kitaplar ülkemizde de keşfedilip bir endüstri havasında ilerliyor…

Bir avmde ünlü bir kitapçıdayız. Girişte bizi renkli kapakları, süslü püslü sloganlarıyla kişisel gelişim kitapları selamlıyor. Oldukça afili gözüküyorlar. En güzel köşede yeni sahiplerini bekliyorlar. İsimleri de bir hayli özgüven kokuyor; “Her şey seninle başlar!”, “Evrenden torpilim var!”, “5 adımda mutluluk”, “Bu egoları şişirsek de mi saklasak?” ve benzerleri… ama şüphesiz ki bestseller olmuşlar. Kasaya bakıyoruz bu kitapları gözü kapalı satın almaya kararlı insan yığınları. Konuşmalardan anlıyoruz ki bu kitaplardan sonra başarıya kesin gözüyle bakan birçok insan var. Hemen aklımızda birtakım sorular beliriyor: Peki insanlar bu neredeyse çekirdek çitler gibi kolayca okunan kitaplarla hayatlarındaki ne tür bir boşluğu dolduruyorlar? Ya da kişisel gelişim kitaplarına duyulan ihtiyaç, insanların birbirleriyle ve hayatla kurdukları ilişkinin rehbersizliğinden kaynaklanıyor olabilir mi? Dinin, ideolojilerin, aile bağlarının zayıfladığı bir dünyada insanlar kendilerine kolayca bir yol ve yaşam tarzı kurgulamak için mi bu kitaplara yöneliyorlar? Bu soruların cevaplarını bulmak için konuyu yakın markaja alıyoruz.

Çorbada bizim de tuzumuz olsun diyen Koordinatör-Psikolog Kaan Bilgin ile bir araya geliyoruz. Kişisel gelişim kitapları dediğimde derin bir iç çekiyor… “Hani şu insanları pasifize eden kitaplar mı?” diye karşılık veriyor. Bir yandan da oldukça soğuk bir havada sıcak kahvelerimizi yudumlayarak sohbetimize devam ediyoruz.

Bilgin’e göre bu tip kitaplar bir fikri düşüncede bırakıp, harekete geçirmeyi engelliyor. “Eylemden uzaklaştırıyor, atalete sevk diyor“. Akabinde aklımda bir soru beliriyor… Yapmış olduğunuz bu çıkarımı Türk toplumuyla ilişkilendirebilir miyiz? Hafiften tebessüm ederek ekliyor. “Sanırım toplum olarak hazır sunulan çoğu şeyi sorgulamadan kabul ediyoruz. Ataerkil bir toplumun, kültürün bir parçası olduğumuzdan, birilerine itaat etmeye, yöneltilmeye kültürel anlamda meyilli bir toplumuz.”

Tavansız dünya

Tabiri caiz ise kendilerini kişisel gelişimci olarak tanıtan kişiler kitaplarında emir kipiyle nitelendirdiğim “imkânsızı başarabilirsin!” gibi keskin, ucu sivri cümlelere yer veriyorlar. Bir çeşit gaza getirme yöntemi olarak da tanımlayabilirim. İmkânsız nedir? Ya da kimdir? Kavramlarını somutlaştırarak devam ediyoruz. Bilgin’e göre, “Kişisel gelişimci diye kendilerini nitelendiren kişiler kendilerince tavansız bir dünya yaratmışlar. İkinci Bill Gates sen olabilirsin! mesajını veriyorlar, neden elimizde bir tane mevcutken ikinci bir Bill Gates’e ihtiyacımız olsun ki? Örnek almak başka ama copy paste yapmak ise işin tembellik kısmıdır.

Umut tacirleri

Kısa bir es veriyoruz… Kahvelerimizden birer yudum aldıktan sonra çeşitli konularda sohbet ediyoruz fakat yine üzerinde durduğumuz konuya bağlıyoruz. Anlıyoruz ki basit gibi görünen bu içerikler hayatımıza ciddi müdahalelerde bulunuyor. “Kişisel gelişim kitapları bir sektör haline gelmiş, bu tip kitapların pazarlanması PR’cıların oldukça işine geliyor.” Bu noktayı keyifle irdeliyoruz, nedenleri hakkında tahminler yürütüyoruz. “Kişisel gelişimciler psikolojik bir danışman havasında ilerliyorlar, bunun sebebi de alanımızın bir meslek yasası olmadığından dolayı, devlet kaynaklı bir problem yani. Sonucunda oradan buradan sertifika alıp kendilerini danışman olarak özellikle de basın-yayın organlarıyla pazarlıyorlar.”

Sonra bulunduğumuz mekânda ilginç bir tesadüf yaşanıyor, sıkça konuştuğumuz bu kitapları, kahvesini yudumlarken okuyan bir kişiye rastlıyoruz. Önce şaşırıyor sonrada tebessümle karşılıyoruz. “İnsanlar psikolojik danışmanlardan çok değeri 10-20 TL arası değişen bu kitaplardan alıp çareyi bunda arıyorlar. Oysaki insan problemini anlatmadan, açıklamadan çözüme ulaşamaz, biriktirir ve sonucunda kaçınılmaz olan depresyon halini alır. Açıkcası ben depresyonu yenmenin çok da zor olduğunu düşünmüyorum. Depresyonun ilacı harekettir fakat bu kitaplar çık, gez, gör yerine otur, iyi düşün, ayağına gelsin mantığıyla daha öncede belirttiğim gibi eylemden uzaklaştırıyorlar.”

Belki de işimize gelen kısımla mutlu olmaya çalışmak asıl sorunumuz diye düşünürken “İnsanlara göre bazı gerçekler ağır gelir ve bilimden, akıldan, felsefeden uzaklaşıp kolay yolu yani hazır bilgiyi tercih ederler” diye tatmin edici bir cevap alıyorum.

Medya çanak tutuyor

Sohbetimiz koyulaştıkça güçlü sebeplerle gittikçe çeşitleniyor. Kişisel gelişim kitaplarının reklamı da içeriği kadar çarpıcı. Cafcaflı sloganlarıyla insanları mıknatıs gibi çekiyor. “Mantar gibi türeyen bu konuyu bir sektör haline getiren medya zaten. Çeşitli programlara konuk oluyorlar nereye zap yapsak karşımızda bir tanesi, yok imza günleri yok okullarda buluşmalar vs. birazda magazinel kültür eşittir istenilen sonuç.

Adeta bir navigasyon

İnsanlar hayatlarındaki hedeflerini bir an önce gerçekleştirmek istiyor bu yüzden de her yolu deniyor. Zaman faktörü üzerinde duruyoruz. “Danışanlarımız sorunlarının çözümlerini bizden bekliyorlar. Oysa ki biz onlara sadece harita veriyoruz. Doğru yolu bulacak olan yine kendileri ama kabul etmek istemiyorlar. Tavsiye vermek gibi bir durumumuz yok.” Öte yandan bir nokta daha aydınlanıyor. Adrese teslim çözüm tarzıyla kişisel gelişim kitapları navigasyon görevini üstleniyor.

Sohbetimize yeni bir perspektif kazandırıyoruz yararları var mıdır? diye sorguluyoruz. “Ders çıkarabilmek, eyleme dökebilmek önemli olan, bu faktörleri göz önünde bulundurarak oluşturulan kişisel gelişim kitapları yararlı olabilir. Örneğin, Evinizdeki terapist, İyi hissetmek vb. bilimsel kişisel gelişim kitapları faydalı olabilir. Bilimsellik ön planda tutularak yapılan kaliteli eserlere de böylelikle destek verilebilir bu alanda.” Kendimizi konunun içinde kaybederek, kahvelerimizi de soğuttuktan sonra hoş sohbetimizi noktalıyoruz…

Bulunduğumuz mekândan ayrılarak günün ilerleyen saatlerinde arkadaş grubumla bir araya geliyoruz. Konum sıcakken elimdeki malzemeleri onlarla paylaşıyorum. Kendimi şanslı kategorisine alarak bir zamanlar bu kitapların müptelası olup daha sonra lanet okuyan birçok arkadaşımın olduğunu fark ediyorum… Araştırdığım konu daha da enfes hale geliyor. Konu hakkında dakikalarca konuşuyoruz. Detaylara indikçe daha lezzetli bir hâl alıyor.

Kitap aşığı olarak nitelendirdiğim sevgili arkadaşım Gizem Bayat da kişisel gelişim furyasına kapılanlardan… “Benimki daha çok arkadaş tavsiyesiydi. Hani şu bilinçsiz yapılan ilaç tavsiyeleri gibi. Önce pek dikkate almadım. Daha sonraları sağa baktım sola baktım bu kitapları okuyan insanlar. Bende de merak uyandı ve gittim aldım en popülerinden.” Sabahın erken saatlerinde düşmüştüm yola ve acıktığımı, acıktığımızı hissettik. Yemeklerimizi söyledik ve yemekler gelene kadar sohbetimize devam ettik. Bu tip kitaplardan 123407 adet okuduğunu ve artık kişisel gelişim kusacağını mübalağalı bir espriyle ekliyor. Gülüşüyoruz. “Bir ara o kadar kaptırmıştım ki hayal ettiğim şeylerin fotoğraflarını duvara, aynaya yapıştırıp kendimi motive etmeye çalışıyordum. Sonra? Değişen hiçbir şey olmadı çünkü ufak bir detayı kaçırmıştım; sadece düşünmekle kalmıştım. Döndüm baktım etrafıma her şey aynı.” Bir çeşit “polyannacılık” diye devam ediyor.

Bir yandan da gelen yemeklerimizi çatallıyoruz. Konunun hararetiyle yemeklerin lezzeti karışıyor ve masamızda bulunan diğer bir arkadaşım Bahar Vatan da konumuza dahil oluyor.

Bahar Vatan’a göre “Kişisel gelişim kitapları çekirdek gibi yedikçe yiyesin geliyor. Fazlası zarar biliyorsun fakat vazgeçemiyorsun.” Özellikle insanların birbirlerini dinlemediği günümüz dünyasında bu kitaplardan medet umuyoruz. Gülümseyerek bana hak veriyor. Çocukluğumuzdan itibaren sorgulamamıza izin verilmiyor, geçmişten gelen bu alışkanlıkla bilgiyi, mesajı davetiyesiz bünyemize kabul ediyoruz. “Kişisel gelişime olan merakım üniversiteye hazırlanırken başladı. Oldukça stresliydim artı ailenin yüklediği sen yaparsın sorumluluğu iyice geriyordu beni. Sınav için çeşitli test kitapları alırken süslü kapakları, sloganları çok dikkatimi çekti ve okumaya başladım ayaküstü sonrada malum satın aldım. Zaman ilerledikçe anladım ki bu kitaplar sadece zamanımı çalıyor, derslere ayıracağım vakti bunlarla harcıyorum.” Yemeklerimiz bitiyor, içtiğimiz demli ve sıcak bir çayın ardından vedalaşıyorum ikisiyle de. İnsanlarımız bu yoğun tempoda sorunlarına çözüm aramaktan çok hazır çözümlere yönelmiş durumda gözüküyor. Bunun sonucunda da kişisel gelişim kitapları altın çağını yaşıyor.