Aktivizm, yoğun bir bilgi birikimi, entelektüel bakış açısı ve ciddi bir sabır gerektiriyor. Bu konuda hakkını vermemiz gereken en önemli kişilerden biri olan gazeteci, yazar, vegan aktivist Zülal (Kalkandelen) ile bir araya gelmemizin nedeni veganlık, hayvan özgürlüğü mücadelesi idi. Konu ciddiydi, ancak arada kahkahalarımız da eksik olmadı.

Zülal Kalkandelen kimdir?

Yazar, gazeteci, müzik eleştirmeni, Tabağımdaki Yüz – Gıda Hakkında Gerçekler kitabının çevirmeni, veganlık hakkında yazılmış ilk Türkçe kitap olan Veganizm: Ahlakı, Siyaseti, Mücadelesi adlı kitabın yazarlarındandır. Vegan Logic adlı müzik programının hazırlayıp sunmaktadır. Aynı zamanda Veganlogic.net Türkiye’nin en iyi bloglarından biri seçilmiştir.

Tutarlı, samimi ve duyarlı gerçek bir etik vegan olan Zülal ile söyleşimiz aşağıdadır.

Teknolojik gelişmeler, ekolojik yıkımlar ve değişimler, sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir gıda için daha sık veganlıktan bahsediyoruz. Daha çok veganlık aktivizmi yapıyoruz.

Merhabalar, birçok özelliğiniz var. İnsanlar sizi müzik yazarlığınızla ve veganlıkla ilgili yaptığınız çalışmalarla tanıyor. Sosyal medya, veganlığı yaymakta ve anlatmakta önemli bir yere sahip. Aynı zamanda bu platformlarda aktivizm yapmak ciddi sabır gerektiriyor. Bazen zorlandığınız olmuyor mu?

Çok defa hesaplarımı kapatıp çıkmak istediğim oldu, konuyla çok haşır neşir olunca tepkilerden dolayı moralin bozuluyor. Ama bir şey oluyor yeniden devam ediyorsun. Mesela veganlıkla ilgili benimle çetin tartışmalara giren birinin sonrasında gönderdiği “Ben vegan oldum.” mesajı belki de benim sosyal medyada kalmamı sağlayan önemli durumlardan biri.

Sosyal medya aktivizm için önemli bir platform ancak oldukça rahatsız edici görüntülere de maruz kalınabiliyor. Son zamanlarda sosyal medyada hayvana şiddet fotoğrafları ve videoları dönüyor, toplumdaki şiddetten en çok etkilenen hayvanlar. Şiddeti şiddetle çözelim diyenler de çıkıyor arada. Bu konuda ne yapabiliriz?

Ben zaten kişisel olarak şiddete karşıyım, şiddetin şiddeti doğurduğuna dair yapılan çalışmalar da var. Üstelik, bu sadece benim görüşüm değil. Yapılması gereken şey şudur: Bu tür hayvan şiddetine karşı yaptırımı olan caydırıcı cezaları vermek! Biz hukuk devletinde yaşıyorsak bunu hukuk yoluyla çözmekten başka alternatifimizin olduğunu düşünmüyorum. Ben hayvana şiddet gösteren insanların rehabilitasyona ihtiyaç duyduklarını düşünüyorum. Sapkın eğilimler gösterdikleri kesin. Bu son kulağı kesilen köpek olayını da çok genç insanlar yapmış, onların mutlaka tedavi sürecinden geçirilmesi gerekiyor, tedavi edilmezlerse tekrar yapacaklardır. Bir kere içinde bu tür eğilimler olan kişiler tekrarını da getirecektir. Bu kişiler acilen tedavi edilerek topluma kazandırılmalılar.

Aslında hayvanlara şiddet uygulayan insana da kadına da kendinden farklı olana karşı da uyguluyor, diyebilir miyiz?

Mutlaka kesişmeler var, her olayda aynısı değildir belki ama mutlaka kesişmeler var. Hatta belki duydunuz, FBI Amerika’da hayvana şiddet uygulayan suçluları yakın takibe aldı, bunları bir katil gibi yakından izliyor, çünkü bu tür şiddete başvuranların mutlaka insana şiddete de yöneleceği tespit edilmiş durumda. Zaten, şiddet kendinden zayıf, güçsüz olan her canlıya yapılıyor. Çocuk, kadın, hayvan fark etmiyor. Ben psikolog değilim, tespitler yapmaktan uzak duruyorum ama şiddet uygulayan insan içindeki nefreti tatmin ediyor.

Toplumda onaylanmış bir şiddet var. Zaten o şiddeti sorgulamaya başladığınızda veganlığa doğru ilk adımı atıyorsunuz.

Sadece kedi, köpek için hayvanların haklarını savunmak yeterli olmuyor, bu savunmayı hiçbir mazaret yaratmadan diğer tüm hissedebilen canlılar için de yapmalıyız. Bu savunmayı hukuki dayanaklarla yapmalıyız. Ülkemizde bu konuda epey eksiklikler var, 5199 sayılı Hayvanları Koruma Kanunu’nun yetersiz olduğunu siz de uzun zamandır konuşuyorsunuz, yazıyorsunuz, bu kanunun düzeltilmesi için biz hayvan özgürlükçüleri olarak neler yapabiliriz?

Bu konuda ciddi bir sıkıntı var. Sadece kedi köpekle ilgili şiddete tepki gösterip diğer hayvanlar söz konusu olduğunda susan birçok insan var. Hatta toplumun geneli böyle. Çünkü, ben hep söylüyorum: toplumda onaylanmış bir şiddet var.

Doğduğu zamandan itibaren o insana şiddetin olması gereken bir şey olduğu söylenmiş o da bunu bu şekilde kabul etmiş, zaten o şiddeti sorgulamaya başladığınızda veganlığa doğru ilk adımı atıyorsunuz, yani ben sadece kedi köpek için değil bütün hayvanlara karşı yapılan zulmü, şiddeti reddediyorum. Bütün hayvanların tamamen özgür olmasından yanayım, demenizle vegan olmanız mümkün, aksi takdirde diğer insanlar gibi sadece kedi köpeği seversiniz. Neden, çünkü evinde besliyor; yakınlarında, çevrelerinde görüyorlar, ailelerinden biri gibi kabul etmişler. Tabii ki bu kötü bir şey değil, ama biz veganlar olarak “Bir kuzunun ne günahı var?” diye sorduğumuzda buna cevap da veremiyorlar.

Kendilerinin içinde bulunan bu açmazı, bu çelişkiyi – bu çok büyük bir çelişki çünkü – bunu sorgulamaya başlamaları lazım, eskiden bu konular dünyada da Türkiye’de de çok konuşulmuyordu, ama artık yapılan birçok araştırma var: hayvanların duyarlı canlılar oldukları, sosyalleşebildikleri kanıtlandı, hayvan hakları ciddi bir şekilde toplumsal adalet mücadelesi haline gelmiş durumda. Hiç yılmadan anlatmamız lazım, nasıl anlatacağız diye sormuştunuz bugünkü konuşmamalarımızın içinde, zor, çünkü dediğim gibi annesinden, babasından, öğretmeninden, sevdiği herkesten gördüğü, öğrendiği bir uygulamayı sürdürüyor.

Earhtlings (Dünyalı) belgeselini seyreden ne kadar çok insan gözünü yeni açmış gibi hissediyor, çünkü içinde çok çarpıcı gerçekler var, hiç o güne kadar kimsenin söylemediği duymadığı şeyler anlatılıyor orada, kitaplarda anlatılmıyor mezbaha şiddeti. Mezbahaların hepsi şehirlerin dışında ve oralarda neler oluyor kimse bilmiyor, bu saklanan gerçekleri ortaya çıkarmak hayvan hakları aktivistlerinin görevi.

Yeri gelecek ailenizle, yeri gelecek hocanızla, sevgilinizle tartışacaksınız, arkadaşlarınız sizinle dalga geçecek, bunlar olacak! Hepimiz yaşadık, ama eğer bir şey doğruysa ona inanmaktan ve onu savunmaktan vazgeçmememiz lazım. Hepimizin yapması gereken; sabırla, büyük bir sabırla bu meseleyi anlatmak. Ben çok kavga edilmesi gerektiğini savunmuyorum ama yeri gelirse işi hakaretleşmeye vardırmadan o da yapılabilir, çünkü dediğim gibi bir insanı bir şeye ikna etmek istiyorsanız onun bunu sorgulaması için sakin sakin anlatmak gerekiyor. Bağıra çağıra işe giriştiğinizde “Ben seni dinlemiyorum!” deyip çekip gidiyor. İnsan psikolojisi! Onun için usanmadan “O öyle değil, senin doğru bildiğin yanlış, bunun gibi bilgiler var, belgeseller var.” deyip ilgili kişiye önerilerde bulunmak gerekiyor.

Örneğin, Earhtlings (Dünyalı) belgeselini seyreden ne kadar çok insan gözünü yeni açmış gibi hissediyor, çünkü içinde çok çarpıcı gerçekler var, hiç o güne kadar kimsenin söylemediği, duymadığı şeyler anlatılıyor orada, kitaplarda anlatılmıyor mezbaha şiddeti! Mezbahaların hepsi şehirlerin dışında ve oralarda neler oluyor kimse bilmiyor, bu saklanan gerçekleri ortaya çıkarmak hayvan hakları aktivistlerinin görevi. Yeri geliyor daha rahatsız edici görüntüler de paylaşılmak zorunda kalınıyor, ona tepki gösteriyorlar.

Ben de sosyal medyada bu konuda çok yazıp çiziyorum ama kanlı görüntüleri çok fazla paylaşmıyorum, çünkü ben zaten kendim de bakamıyorum o görüntülere, kaldı ki insanların da bakmadığını da biliyorum, öyle bir şey gördüğü anda direk bakmadan geçiyor. Son olarak köpek olayında ona bile tepki gösterdiler, niye paylaşıyorsunuz, şiddet pornosuna döndü burası diye, ama bazen de gerekiyor, insanları sarsmak için. Her olayda, her zaman sürekli sadece kanlı görüntüleri paylaşmaktan bahsetmiyorum.

Bir mezbahada PETA’nın ya da başka örgütlerin yaptığı gizli çekimler birçok olumlu sonuç doğurdu. En son geçen yıl Fransa’da bir mezbahanedeki şiddet görüntüleri yansıdı, Fransa birbirine girdi, çok vahim görüntülerdi, hem şiddet açısından hem de olayın gerçekliği açısından, sonuçta o mezbaha kapatıldı.

Diyeceksiniz ki, tek mezbahanın kapatılmasıyla bu değişir mi? Tek tek uğraşacağız, uzun zaman alacak, hemen yarın ya da bir ay sonra herkes vegan olmayacak, bunca insandan bahsediyoruz ve insanlığın ortak bir konusu bu, bizim ülkemiz ya da belirli bir bölge değil, insanlık böyle yaşıyor yüzyıllardır, bu kökten gelen bir şey, bunu değiştirmek için hayvanların da bizim bu dünyadaki dostlarımız olduğunu anlatmamız gerekiyor, sabırla.

Sonuçta biz hep demiyor muyuz kafeslerin hepsi kırılana, ortadan kalkana dek, diye. Bu bağlamda esaretin biraz genişletilmesi değil topyekün tüm hayvanların özgür olması gerekiyor. Çünkü, hayvan hakları tamamen hayvan özgürlüğüdür.

Bir de şu serbest gezen meselesi var, hayvanlara uygun davranıldığı sürece kullanılabileceğini savunan bir görüş! Burada savunulan şey -asıl sorun da bu- zulmü azaltmak(!). Peki, siz bu yeni refahçı anlayış hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu anlayışı birçok insanın kendi vicdanını rahatlatma yöntemi olarak görüyorum, insani kesimden bahsediyorlar, öyle bir şey yok, bir hayvanın canını alıyorsunuz. Bakın, biz daha az acı çektirdik, sonrasında öldürdük, deniyor! Sonuçta öldürüyorsunuz ve yaşam hakkını elinden alıyorsunuz veya işte “serbest gezen” meselesi…

Bunların hepsi dediğim gibi hayvan haklarını esas amacından, gerçek konseptinden koparan şeyler, biz hayvan özgürlüğünü savunuyorsak insani kesim diye bir şey olamaz, Türkiye’de de adında hayvan hakları geçen bir derneği kurban bayramında insani kesimi savundukları için baya eleştirmiştim, adınızdan hayvan haklarını çıkarın ben de susayım demiştim, yani bu tür şeylerin hayvan hakkıyla ilgisi olduğunu düşünmüyorum, işte bu bir başarı diye duyuruyor bazıları, hayvanların içinde bulunduğu kafeslerin birkaç santim daha büyütülmüş olması hiçbir şeyi çözmez. Sonuçta biz hep demiyor muyuz kafeslerin hepsi kırılana, ortadan kalkana dek diye. Hayvan hakları tamamen hayvan özgürlüğüdür.

Felsefedeki temel hatalardan biri olan “ad hominem” dediğimiz, insana ya da ona varsayılan kimliğe atfetmek. Bunu veganlık anlattığımız hemen herkes inkar söylemlerinden sonra yapabiliyor. Bunu nasıl yorumluyorsunuz?

Veganlık için açık yakalamaya çalışıyor. Ben bir paylaşım yapıyorum, veganlıkla hiçbir alakası yok, örneğin müzikle ilgili paylaşım yapıyorum, bana katılmıyor ya “Sen zaten vegansın!” diyor, ne ilgisi var, müzikle ilgili konu, nasıl bağladınız diyorum, bana veganlıktan vuruyor, benim kimliğim ya veganlık, bana oradan saldırıyor. Sizin yaptığınız gayet faşizan çünkü ben veganım, kendimi milliyetle, dinle, şununla, bununla ifade eden bir insan hiç olmadım, veganım diyorum, bu benim kimliğim sen de benim kimliğime saldırdığında etnik kökenden dolayı birisine saldırdığınla aynı şey, ama o bunu anlamıyor.

Hayvan haklarından soyutlanmış bir veganizmin içi boşalır.

Biz veganlara etrafımızdan farklı konulardan girilerek birçok soru sorulabiliyor, veganlığı anlatırken nasıl bir yol izlemeliyiz? Veganlığı anlatmanın bir yöntemi olmalı mı?

Bence hangi konudan girerlerse girsinler biz veganların her türlü soruya verilecek mantıklı yanıtlarımız var, ahlaken girerse söyleyeceklerimiz var, sağlık konusunda zaten veganlığın insan için iyi olduğu sizin gibi sağlık konusunda uzman kişiler tarafından söyleniyor, çevre konusunda ise, baksanıza Birleşmiş Milletler bas bas bağırıyor, işte et yemeyi, hayvansal ürünler tüketmeyi azaltın diye. Veganlığın küresel iklime etkisi çok yazılıyor çiziliyor, belki bize yansımadı ama yurtdışındaki medyayı takip ederseniz, baya bu konularda yazılar çıkıyor, demek istediğim veganlık her açıdan, insanlar, hayvanlar, doğa açısından yararlı bir yaşam şekli. Sadece bir beslenme şekli değil.

Sadece beslenme yönü anlatılırsa veganlık anlatımı eksik kalır, ben hep söylüyorum hayvan haklarından soyutlanmış bir veganizmin içi boşalır. Dolayısıyla her düzeydeki insana eşit anlatılmamalı. Eğitim ve kültürel yapısı itibariyle hayvan özgürlüğü kavramını ilk etapta anlayamayacak kişiye etik diye başladığınızda sonuç vermez ama ona da sağlık açısından anlatırsınız yani “Senin sağlığın açısından iyi bu.” diye yavaş yavaş anlatırsınız.

Tabi insanların vegan olması çeşitli nedenlere dayanıyor, herkesin vicdanı aynı şekilde aynı hızda çalışmıyor, yıllardır yaptığım gözlemlere dayanarak söyleyebilirim ki bir görüntü birini çok etkilerken diğerini pek fazla etkilemeyebiliyor, dolayısıyla sadece insanların vicdanına bırakarak bir gün vegan olacaklardır biz bunu anlatalım, işte orada haksızlık yapıyorsun, şeklinde etkilemeyebiliyoruz, sadece etik yönünü anlatarak etkilemeyebiliriz, tabii ki anlatacağız, ben kendim etik bir veganım, benim vegan olma nedenim tamamen oradaki hayvan zulmüydü, ona karşı çıktığım için, onun bir parçası olmak istemediğim için vegan oldum ama biliyorum ki herkes için böyle olmayacak, kimi çevresel nedenlerle, doğaya daha çok önem veriyor diye, kimi ruhani nedenlerle, kimisi sağlığını düşünerek vegan olacak, bunların hepsi bizim için bir artıdır, bunların hiçbirini reddetmemek lazım.

Çünkü, biz onları anlattığımız takdirde zaten bizim için hepsi birer artı oluyor, yani sağlık yönününü de vurgularım, çevreye yaptığı katkıyı da vurgularım, ama sadece bununla değil, veganlığın mutlaka ama mutlaka hayvan özgürlüğü için olduğunu da belirtmemiz gerekiyor, çünkü ben birçok yerde yazdım, hayvan haklarından soyutlanmış bir veganizmin içi boşalır, bu sadece bir diyet değil, bu şekilde yansıtılmaya çalışıldığını görüyorum, çünkü daha kolay. Bu şekilde olmamalı.

Veganlığın ortaya çıkışı hayvan odaklı, insanı temel alan bir felsefe olarak gelişmiyor veganlık. Sonuçta evet, insan için de çevre için de dünya için de herkes için de yararlı, bunu inkar edecek değiliz, ortada araştırmalar var, bilim var. Bize düşen, bu çeşitli faktörlerin hepsini bir arada kullanarak anlatmak, yani veganizm her açıdan iyi, bize ne derlerse desinler bizim onlara verecek iyi birer yanıtımız var, diyelim ki size biri sağlık yönünden soru sormaya başlandı, genelde B12 vitamini sorulur, buna da verilecek mantıklı yanıtlarımız var. Çekinecek bir yanımız yok, saklayacak bir yönümüz yok, bence hepsini kullanalım, birinden olmazsa öbüründen tutar, sonuçta ikna etmekse amacımız, bir yerden yakalarız.

Peki, hayvan kurtarma eylemleri ve şiddet görüntüleme hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hemen çok net söyleyeyim: ALF eylemcileri hayvan hakları hareketinin kahramanlarıdır. Eğer bir yerde hayvanlara yapılan bir zulüm varsa o fabrikanın, o tesisin kapısı kırılır, ben bunu çok açık söylüyorum, çekinecek bir şey yok. Bir kürk fabrikası varsa, bu fabrikanın kapısı kırılır, hayvan kurtarılır, şiddet görüntülenir, bundan rahatsız olan olsun çünkü ben de şiddetten rahatsız oluyorum. Bu konudan bahsederken şöyle bir hususu da belirtmek lazım: Cana zarar vermeden orada mala verilen zarar benim için önemli değil, biliyorsunuz Amerikan yasaları orada bir eylem yapıldığında o eylemcileri terörist olarak tanımlıyor, neden? Çünkü, oradaki malı koruyor, mal sahibinin hakkını koruyor. Ben bunu reddediyorum.

Ben hayvanların yanındayım, hayvan özgürlükçüsü bir veganım, dediğim gibi herhangi bir cana zarar verilmediği sürece o içeride eziyet edilen canlıyı kurtarmak kahramanlıktır. Amaçları zaten zarar vermek değil, şiddeti sonlandırmak! Geçen yıl iki eylemci kürk için tutsak edilen vizonları kurtardı diye hapis cezasına çarptırıldı, terörist olarak görülüyor bu kişiler. Kanlı terörist grubu üyesi gibi görülüyor! Oysa sadece ve sadece şiddet karşıtları insanlar hepsi.

Bizler hayvanların hakları ile ilgili paylaşımlar yaparken, hayvanların özgürlükleri ile ilgili savunmalar yaparken bazen insanlar şöyle tepkiler verebiliyor: Ya bu kadar savaş, katliam var, insanlar ölüyor, sen hayvanların peşindesin, bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Evet çok sık karşılaştığımız bir görüş bu. Ben onlara şunu söylüyorum, uygar insan aynı anda hem insanların hem de hayvanların haklarını savunabilir, bu uygar insan olmanın bir gereğidir. Asıl bunu söyleyenler bir tercih yapılması gerektiği görüşündeler, insanlığa öncelik veriyorlar, çünkü türcülük orada ağır basıyor, ama biz veganlar olarak hayvanla insanlar arasında, yani duyarlı canlılar arasında ayrım yapmadığımız için hepsini savunuyoruz.

Bir kadına saldırıldığında, bir çocuğa şiddet uygulandığında nasıl tepki veriyorsam hayvana uygulandığında da aynı şekilde tepki veriyorum. Onlar asıl kendilerine dönüp “Acaba ben bu hayvan şiddetine neden karşı çıkmıyorum, niye bunu ikincil önemde görüyorum?” diye sormalılar, biz tümüyle bunu reddediyoruz, şiddeti, zulmü reddediyoruz, karşı çıktıkları bu aslında. Neden buna karşı çıkıyorlar, ben de bunu soruyorum.

Benim anlam veremediğim bir konu da başka gezegenlerde yaşam bile neredeyse mümkün iken deneyler için hayvandışı yöntemlerin geliştirilmemiş olmasına anlam vermek mümkün değil.

Vegan köfteyi, vegan iskenderi denemediği gibi bunu da denemiyor, alternatiflere kapalılar, diğeri çok yaygın, çok ucuz onu tercih ediyor. “İskender yemeden olur mu!” diyor, var diyorum, bunu belki on yıl önce söylesen tamam alternatif yok derdim ama artık vegan peynir de yoğurt da var, alternatif çok, vegan gıdalar evde bile kolayca yapılabiliyor. Yenilikçi değil gelenekçiler. Boğa güreşine karşı ama köftesinden vazgeçmiyor, bu da benim özgürlüğüm diyor, doğadaki hayvan da birbirini yiyor diyor. Çok saçma saçma şeyler, kendilerini haklı çıkarmak için.

Vegan endüstrinin gelişmesine tepki gösterenlere ne diyeceksiniz?

Ben primitif hayata dönmeyi hayal etmiyorum bu çağdan sonra, bana bilgisayardan yazıyor, dağın tepesine mi gidip yaşayacağız, telefon kullanmıyor musun araba kullanmıyor musun, benim önceliğim hayvanların hayatlarının kurtulması, kurtulacaksa bırakalım vegan endüstri gelişsin, bir de şöyle bir şey var veganizme kapitalizmi yıkma görevi üstlendiriliyor, veganizmin öyle bir görevi yok, ben de kapitalizme karşıyım keşke yıkılsa, ama veganizmin görevi o değil, hayvanların kurtulmasını kapitalizmin yıkılmasına bağlıyoruz, öyle bir şey olmayacak, veganizmin önceliği kapitalizmi yıkmak değil, vegan peynir üretilmesine karşı çıkıyor, üretilsin. Buna karşı çıkılmasını anlamıyorum.

Çamaşırlarımızı külle mi yıkayacağız, vegan çamaşır deterjanı üretilecek tabi bunun için. Böyle bir dünyada biz bu işi milyonlara anlatmaktan bahsediyorsak, bu işi kitlelere maledeceksek bu dünyada evinde külle çamaşır yıkayacağını söylediğimizde vegan olacağı varsa da olmaz. Primitif hayat fantastik bir rüya gibi, o zaman evde her şeyini yapmak için işini bırakman lazım.

Benim buna zamanım yok mesela!

Benim de yok açıkçası. Benim ve milyonların makinaya atılacak deterjana ihtiyacı var, hayvan üzerinde deney yapılmamış deterjana ihtiyacım var ve ben üreticiye bana vegan makine deterjanı üret derim. Benim önceliğim hayvanın üzerinde deney yapılmamasıysa…

Yumurtanın yerine kullanılacak envai çeşit bitkisel alternatif var.

Nohut ununu suyla karıştır, muzu ez, yulafı suyla karıştır, elma püresini suyla karıştır, işte sana yumurtaya bitkisel alternatif! Aynı işlevi görüyor. Yeter ki istensin. Amerika’da vegan yumurta var, yok artık dedirtecek şekilde. Yaptılar ya ortası sarı, baya yumurta! (Gülüyor.)

Çok konuşulup yazılıp çiziliyor. Sizce veganlık lüks müdür?

Bu veganlık hakkında yaygın kullanılan mitlerden birisi, hayır değil. Tabi bu mitin yayılma nedenleri son yıllarda özellikle çok lüks birtakım vegan ürünlerin piyasaya sürülmüş olması, insanlar bunları gördükçe veganlığı çok pahalı sanıyorlar. Çünkü onlar fazla satılan ürünlerde olmadığından -gerçekten bir kısmı pahalı oluyor- ona dayanarak söylüyorlar. Ama, şunu ihmal ediyorlar: İnsanın vegan olması için bu lüksleri tüketmesine gerek yok, biz dengeli beslendiğimiz sürece, vücudumuz olan tüm gıdaları bütün sebzelerden, baklagillerden ve diğer bitkisellerden gereken gıdaları alabiliyoruz.

Siz diyetisyensiniz size anlatmama gerek yok ama röportajı okuyacaklar açısından söylüyorum: Bu veganlık lükstür yargısı hiç doğru değil, hayvansal yiyen insanlar havyar yemek zorunda mı, hayır, canları isterse 40 yılda bir havyarı alıyordur, keyfiyettir bu, ama veganlar için alternatif ürünlerin üretiliyor olması da bir seçenek, bunları almak zorunda değiliz. Bunlar yenmeden de vegan yaşam sürdürülebilir.

Ucuz olsun diye tesadüfen “vegan” yapılan ürünler var, bunlar veganlığın lüks olmadığını gösteriyor. Bu da veganlık pahalı mıdır sorusu için bizim açımızdan çok güzel bir argüman.

Silikon vadisi bile artık bitkisel üretimler yapıyor. Beyond milk, beyond sushi, vegan fast food yayılmalı, seçkin bir lokantada iyi vegan menüler bulabiliyoruz ama pahalı, raw foodlar pahalı. Fast food olarak Avrupa’da sadece vegan burger dükkanları açıldı, şu anda ucuz esnaf vegan lokantaları var. Ucuzun yapılması lazım. Bir de bunların yanında “vegan”ın ne olduğunu duyurmalıyız. Ben radyo programının adını bile Vegan Logic koydum. Niye dediler, dedim kelime yayılsın. Biz bunu ne kadar gündeme getirsek o kadar iyi. Veganlık gündemde kalırsa üretici de vegan ürünler üretir.

Veganlık bir toplumsal adalet mücadelesidir.

“Veganlık bir tercihtir.” algısı var, bu senin tercihin deniyor hep, veganlık bir tercih değil bir sorumluluktur. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?

Tabi ben de sizin gibi düşünüyorum, ben veganlığı bir beslenme şekli olarak görmediğimden eğer beslenme şekli olduğunu savunuyorsanız ona indirgerseniz o zaman, evet bu benim tercihim, diyebilirsiniz, ama bir veganlık bir toplumsal adalet mücadelesidir. Her şeyden önce hayvan özgürlüğü hareketi olarak bakıyorsanız elbette ki tercih değil, uygar insan olmanın bir gereğidir.

Vegan olunca hayvan özgürlüğüyle ilgili, her şeye elimizi atmalı mıyız, veganizm eşittir hayvan hakları mı? Mesela vegan olsan da sokak hayvanlarına bir hayrımız dokunmayabiliyor.

Ben her yerde bulunamam, elbette ses çıkarmam gerekir, her meseleye karşı bir duruş sağlayıp birinde aktif olmak gerek. Zaten genelde her meselede aktif olan insanlar pratikte tek bir konuya odaklanıyor.

Okuma önerileri:

Veganizm: Ahlakı, siyaseti ve MücadelesiVeganlogic programı, İnsan neden vegan olur?, Tabağımdaki Yüz –Gıda Hakkında Gerçekler, http://www.zulalkalkandelen.com/

İzleme önerileri:

Earthlings (Dünyalı) Belgeseli için 1, 2, 3, 4

***Söyleşiye ait fotoğraf ve videolar Veg Production’a aittir.