#10Ekim #AnkaraKatliamı Davası’nın ikinci duruşması, ikinci gününde katliamda hayatını kaybedenlerin ailelerinin ve yaralananların ifadeleriyle devam etti.

Saat 10.00’da başlayan duruşmada müştekiler ve avukatları söz aldı.

Duruşmada ilk söz alan Pir Sultan Abdal Derneği yöneticilerinden müşteki Ali Karaçay, katliam günü patlamanın hemen sonrasında olay yerine ilk önce Çevik Kuvvet polislerinin geldiğini, hiçbir ambulansın gelmediğini, hatta gelenlerin de polisler tarafından engellendiğini belirtti.

“En Büyük Acımız Ölü ve yaralılarımızı Polisin Attığı Gaz Bombalarından Koruyamadık”

Karaçay, patlamanın şokuyla ölü ve yaralılar arasında çaresizce koşuştururken, ambulans yerine polisin gaz bombalarıyla karşılaştıklarını, kendi yaralarını unutup diğer yaralıları olay yerinden uzak tutmaya çalıştıklarını şu sözleriyle dile getirdi:

Patlama alanı çevresinde bir sürü hastane var. Atılan gazlar nedeniyle uzun süre ambulanslar gelmedi. Biz ilk patlama sonrası yaralılara yardım ediyorduk. Gaz bombaları nedeniyle biz de yardım edemedik. Bu sırada katliamda yaralananlara kenardaki çevik kuvvet polisleri müdahalede bulundu. Taksiciler, araçlarının başında değildi. Yaralıları hastanelere götüremedik. Ambulansların gelmemesi ve atılan gaz bombaları ölenlerin sayısını yükseltti. Yaralıları hiç olmazsa polisin gazından uzaklaştırmayı denedik ama yapamadık. Bu içimizde yaradır.

Karaçay sonrasında mahkeme heyetine, neden sadece IŞİD üyelerinin bu davada yargılandığı sorusunu yöneltti:

Sadece bu sanıkların olması kabul edilemez. 7 Haziran öncesi ‘400 vekili verin bu iş bitsin’ diyenlerin hiç mi suçu yok? MİT Müsteşarının hiç mi suçu yok. Bedenleri paramparça olmuş insanların üzerine gaz atanların hiç mi suçu yok? Bunun IŞİD’lilerin yaptıklarıyla hiç bir farkı yok. Polisin gazından yaralananlar ve ölenler oldu o gün.

Karaçay, çocukken yaşadığı Madımak Katliamı’nın da, Ankara Katliamı’ndan 3 ay önce yaşanan Suruç Katliamının da cezasızlıkla adeta ödüllendirildiğini, Suruç’ta sorumlu amirin sadece para cezası ile kurtulduğunu anımsattı ve herşeye rağmen sorumluların cezalandırılması için adalet arayışlarını sürdüreceklerini belirtti.

“Bir anne ‘Evladım yaşasaydı da kolu olmasaydı’ diyorsa yaşadığımıza mutlu olamayacağız artık”

Daha sonra söz alan müşteki Ayşegül Duman, katliam günü ilk önce gaz bombası atıldığını zannettiğini ancak ardından yanık kokusu ve uçuşan şarapnellerden gerçek bomba olduğunu anladıklarını aktardı.

Duman, yanan arkadaşlarının bedenlerinin kokusu altında mahsur kaldıklarını, beklediği 1 saat boyunca ne bir ambulans ne de bir polisin yardıma geldiğini belirtirken, yaralılarını, 5 bilye saplanan ayağını yerde sürümesine rağmen bayraklara sardıkları arkadaşlarını hastanelere yetiştirmeye çalıştıklarını, ancak sonrasında gelen ve yollarını kesen çevik kuvvet polislerinin attıkları gaz bombaları dolayısıyla bu yaralı arkadaşlarından da bir çoğunu kaybettiklerini aktardı.

Ayşegül Duman, bir başka insanın canını bu denli pervasızca alabilen sanıkların iddia ettikleri gibi müslüman olmadıklarını vurgularken, sadece onlardan değil, yerlerde çok sayıda ölü ve yaralı varken “Süpürün Şunları” diyen olis amirlerinden ve tüm kamuoyunun gözü önünde “Ya 400 vekil ya kaos” tehdidini savuranlardan da şikayetçi olduklarını kayda geçirtti.

“Ali Kitapçı gözlerimin önünde polis gazından öldü”

Özer Ersan Değirmenci de patlamalardan hemen sonra yerde yaralı halde yatarken ambulansların alana girişinin polisler tarafından engellendiğini, ardından da polislerin gaz bombalarıyla saldırdığını, zorlukla ve bir arkadaşının yardımıyla alandan uzaklaştırıldığını ve o sırada tek hatırladığının, arkadaşlarının polislere “Ne olur, yapmayın” haykırışları olduğunu salondakilere aktardı.

Bir diğer müşteki Can Ateş ise, ifadesine ihmali ve kastı olan tüm kamu görevlilerinden şikayetçi olduklarını belirterek başladı ve “Ayrıca olay esnasında gaz atan ve gaz atma emrini veren ve tabancalarını ateşleyen bütün polislerden şikayetçiyiz. Yaralılarımızın ve kaybettiklerimizin üzerinden tekmeleyerek giden polislerden şikayetçiyim.” vurgusunu yaptı.

Arkadaşı Ali Kitapçı ile birlikte yaralanıp düştüklerini aktaran Ateş, Ali Kitapçı’nın da patlama sonrasında hayatta olduğunu ancak yanıbaşında atılan polis gazından dolayı gözlerinin önünde hayatını kaybettiğini belirtti. Kendisinin de gazdan yoğun bir biçimde etkilendiğini, hatta yoğun bakımda kalbinin durduğunu, ancak ciğerini delip içerisindeki biber gazını tahliye ettikten sonra hayata döndürülebildiğinin altını çizdkten sonra, bu gerçeklerin de resmi raporlardan gizlendiğini sözlerine ekledi.

TTB’ne göre hayatını kaybedenlerin en az %10’unun ölüm sebebi biber gazı

Katliamda hayatını kaybeden Korkmaz Tedik’in babası Erdoğan Tedik de müşteki olarak verdiği ifadesinde katliamın Cumhuriyet tarihinin en kanlı katliamı olduğunu, bu davanın ise tamamen siyasi bir dava olduğunu vurguladı. Diğer zamanlarda dakika başı GBT ve polis kontrolü uygulanırken o gün tek bir polisin bile alanda olmadığını, oğlu dahil tüm yaralıların uzun süre boyunca polisin gaz bombaları altında bekletildiğini, ambulansların alana alınmadığını belirtti. Tedik, Türk Tabipler Birliği raporlarına göre katliamda hayatını kaybedenlerin de en az %10’unun, polis gazından öldüğünü sözlerine ekledi.

Katliamdan sonra Başbakanın TV ekranlarında “Biz Biliyorduk” demesi, bizi 101 kez daha öldürdü” diyen müşteki Nazım Karakurt, bağımsız ve demokratik bir yargı varsa Emniyet Müdürü dahil tüm sorumlu devlet görevlilerinin de yargılanması gerektiğini, ancak Suruç’taki görevlilerin bile hala görevlerine devam edebildikleri bir ortamda mahkemeden birşey talep edemeyeceğini vurguladı. “O gün ben gördüklerimle bu ülkede yaşadığıma pişman oldum. İnsanlar paramparça olmuşken cesetleri çiğneyen, tekmeleyen polisin silahını çekerek tehdit ve hakaret etmesi kabul edilebilir mi Hakim Bey?” diyen Karakurt, her ne durumda olursa olsun, savaş çığırtkanlığı yapmanın bu kadar kolay ve ucuz olduğu bir durumda “Barış” demeye devam edeceklerini ve kaybettiklerini de unutmayacaklarını belirtti.

Duruşma anında oldukça gergin ve bir o kadar duydusal anlar da yaşandı. İfadeler devam ederken salonda güvenlik amacıyla hazır bulundurulan jandarmalardan birinin gözyaşlarını tutamayarak ağladığı gözlendi.

“Bombalarla ölmediysek polisler öldürecekler…”

Nevruz Kızıler de yaşadıklarını anlatırken ilk iki bombadan sağ kurtulduklarını ancak polis saldırısı sonrasında yanındaki arkadaşına “Bizi burada öldürecekler, çıkamayacağız” dediğini ve bir camekanın ardına sığındıklarını aktardı. Müştekilerden Salih Aydeniz de kısının bedeninde herhangi ağır bir yara olmadığını ancak astımı yüzünden polisin gazından zehirlenerek hayatını kaybettiğini mahkeme başkanına belirtti.

Katliamda yaralanan Oğuz Tengiz, patlama sonrası kendisi de yanarken yaralı arkadaşlarına yardım ettiğini ancak o sırada polislerin uygun adım ölen insanların üzerine yürüdüğünü vurguladı. 20 günde Reina saldırganının yakalandığına dikat çeken Tengiz, katliamdan sonra gaz sıkıp sağ kalanları da öldüren polislerin ise çok daha kısa sürede tespit edilebileceğini ve onların da bu davada yargılanması gerektiğinin de altını çizdi.

Müşteki Abdullah Bakış ise hem bomba hem de uyuşturucu taşıyan aracın Antep’ten Ankara’ya rahatlıkla girdiğini, Ankara’da yol gösterildiğini, büyük resime bakınca herşeyin çok net olduğunu vurguladı.

“Biz yine de barışı getireceğiz”

Müştekilerden Solmaz Kılıç ise sanıklar kadar soğukkanlı olamayacağını ancak herşeye rağmen amaçlarından dönmeyecekelrini şu sözleriyle aktardı:

Biz ‘İncinsen de incitme’ felsefesiyle yetiştirildik. Buradaki sanıklardan farklıyız biz. Ve ben öğrencilerimi benim yetiştiğim ilkelerle yetiştiriyorum. Katliamda arkadaşlarımı da kaybettim, siz onları bana geri getirebilecek misiniz? Sahte cennetleri için bizim gerçek cennetimizi cehenneme çevirdiler. Biz bunlar gibi öle öle, öldüre öldüre değil; yaşaya yaşaya barışı getireceğiz.

Sonrasında fenalaşan Kılıç, salondan çıkartıldı.

IŞİD Teröristleri ile Polisler Aynı Davada Olmazmış…

Katliamda hayatını kaybeden Dilan Sarıkaya’nın babası Ali İzzet Sarıkaya “Bu katliamı yaptılar da sustuk mu? Biz susmuyoruz, bunu bilsinler” derken katliamın sorumlusu olan tüm kamu görevlileri, MİT, Ankara Emniyeti ve Valiliğinden Cumhurbaşkanı’na kadar şikayetçi olduğunu vurguladı.
Davanın savcısından da şikayetçi olduğunu belirten Sarıkaya, “Olay olduktan sonra biz savcıyla konuşmaya gittik. O zaman savcı bize, ‘Katliamı yapanlarla benim polisimi aynı davada yargılayamam’ demişti.” ifadesini kullandı.
Polis gaz attığı sırada kızına kalp masajı yapıldığını ve gaz bombalarından sonra kızını kaybettiğini belirten Sarıkaya, emri verenlerden o bombaları atanlara kadar herkesin bu mahkemede yargılanması talebinde bulundu.

Hayatını kaybeden Mehmet Ali Kılıç’ın babası Kemal Kılıç ifadesinde, kendi çocukları barış için uğraşırken canlı bombaları ülkeye sokan ve Ankara’ya kadar getiren devlet görevlilerinden şikayetçi olurken, Kamil Mor ise 62 ihbara rağmen tedbir alınmaması ve “Verin 400 vekil, sorun çözülsün” ifadesinin, davada sadece ihmal değil kasıt olduğunun da en büyük delili olduğunu vurguladı. Kılıç aynı zamanda bu katliamın 2-3 ay değil çok daha uzun bir planın parçası olduğunu belirtti.

Müştekilerden Vahap Tan, teröristlerin rahatlıkla örgütlendikleri Antep’te ve Ankara’daki tüm kamu görevlilerinden şikayetçi olduğunu belirtirken, Mehmet Zeki Karabulut ise “Benim gözümde gaz atanla, kendini patlatan arasında fark yok. Barış için yapılan eylemde önlem almayanlar nerede? Bu katliamın siyasi sorumluları yargılanmayacak mı? Onların da yargılanmasını talep ediyorum.” dedi.

Saat 14:30’a kadar duruşmaya ara verilmesinin ardından müşteki ifadelerinin dinlenmesine devam edildi.

IŞİD patlattı, polis saldırdı, iktidar oy arttırdı…

Katliamda teyzesini ve 6 arkadaşını kaydenden Sidar Yıldız ifadesinde, “‘Kaos’a Hayır’ demek için heryerden geldik. Hiçbir kontrol yoktu. Patlamada Annem, babam ve ben şans eseri kurtulduk. Annem vekil adayıydı, tutuklu. Babam HDP yöneticisiydi, tutuklu. Ama keşke biz de yaşamasaydık.” sözlerine yer verirken ambulansların geçişini engelleyen ve yaralılara gaz bombalarıyla saldıran polisler ile “Patlamadan sonra oylarımız arttı” diyen başbakandan da davacı olduğunu belirtti. Ayrıca sadece oy hesabıyla başlatılan kaosda yüzlerce masum sivilin yanısıra masum askerlerin de öldürüldüğünü vurguladı.

Müşteki Seyfettin Bağcı, 17 bin faili meçhulün olduğu bir ülkede barışın nasıl sağlanacağı konusunda umutsuzluğunu dile getirdi. Katliamda yaralanan Nurha Koç, Telat Aldemir, Ahmet Doğan, Sumru Koç ve Nabila Özgan da verdikleri ifadelerde patlamalardan sonra ambulans beklerken polis saldırısına maruz kaldıklarını, hatta alanda bulunan sağlık görevlilerinin bile polisler tarafından engellendiğini ifade ederken Ahmet Doğan gaz dolayısıyla ölüm tehlikesi geçirdiğini, Nurhan Koç ise sedye beklerken diğer yaralıların taşıdığı pankartlarla özel araçlara, oradan da hastaneye yetiştirildiklerini mahkeme heyetine aktardı.

IŞİD sanıklarından aile ve avukatlara polis destekli saldırı

Sonrasında söz alan Av. Mehtap Sakinci Coşgun, ifadesine katliamda hayatını kaybeden 101 yurttaşın isimlerini okuyarak başladı. Ancak bu sırada IŞİD sanığı ıve AKP üyesi Mehmedin Baraç’ın “Yasin Börü’yü de say” diyerek sataşması ile salonda gerilim yaşanmaya başladı. Sanıkların, kendilerini çevreleyen polis ve jandarma ekiplerinden de güç alarak aileler ve avukatların üzerine pet şişelerle saldırmaları üzerine gerilim arbedeye dönüştü.

Salonun boşaltılması esnasında çevik kuvvet polisleri ailelere kalkanlarıyla saldırdı. Saldırı sırasında çok sayıda müşteki polis tarafından darp edildi.

Arbede ve polis saldırısının ardından duruşmaya saat 16:00’ya kadar ara veren mahkeme başkanı, salonda arbedeye sebep olan çevik kuvvet polislerinin yerine adliye polislerinin görevlendirilmesine karar verdi.

Duruşmanın yeniden başlamasının adından müşteki avukatı Tugay Bek, rbede esnasında ailelere ve avukatlara ağır hakaretler ederek saldıran çevik kuvvet polislerinin kask numaralarını mahkeme başkanına sundu. Ardından polisin, aynen katliam günü olduu tutumla insanlara saldırdığını, açıkça IŞİD yanlısı bir tutum aldığını ve acilen mahkeme tarafından tedbir alınması gerektiğini belirtti. Av. Kazım Bayraktar da, Rus Büyükelçi suikastini işleyen kişinin de IŞİD yanlısı bir polis olduğunu hatırlatarak, mahkemede görev alan polislerin bir çoğunun tavırlarından bakışlarına kadar o suikastçi ve IŞİD sanıkları ile benzerlikler taşıdığını, kendilerine güven hissetmediklerini ve sonraki duruşmalarda kendilerine görev verilmemesi gerekiği taleplerini mahkeme başkanına iletti.

“Biz devlete hizmet ettik, devlet bize ne yaptı?”

Serpil Kızılçay eşini kaybettiği patlama sonrasında gaz ve su sıkarak üstlerine gelen polislerin, hayatta kalanları da öldürmeye geldiklerini zannettiğini, sadece barış istediklerini, hatta çocuklarına bile Barış ismin koyduklarını ifade ederken, mahkeme heyetine de sanıkların kollandığı gerekçesiyle serzenişte bulundu. Bunun üzerine mahkeme başkanı, “Bizim müdahale etmemize fırsat vermiyorsunuz. Biz kimseyi kollamıyoruz, kanuni olarak mahkemenin sürdürülebilmesini sağlamaya çalışıyoruz. Siz hemen mdahale edince bana fırsat kalmıyor.” yanıtını verdi.

Sonrasında söz alan Songül Otur, eşinin 30 yıl devlete hizmet ettiğini, ancak devletin onca ihbara rağmen gereğini yapmadığını, mahkemede bile katillerin kendilerinden daha çok konuştuğunu ve polisler tarafından kollandığını vurguladı.

“IŞİD devleti yıkmaya çalışmıyor, hükümet için çalışmıyor”

İfadesinde Suruç’ta, Diyarbakır’da, Ankara’da sadece muhalif görüştekilerin hedef alındığını belirten müşteki Ümit Kanlıoğlu, iddianamede yer alan IŞİD tanımının da yanlış olduğunu, IŞİD’in devleti yıkmaya çalışmadığını tam tersine eylemleriyle hükümeti desteklediğini ifade etti. Devletin kendisine karşı bir eylem olduğunda binlerce polisi, memuru rahatlıkla yargılayabildiğini hatırlatan Kanlıoğlu, bu katliam davasında da bunu istediklerini kaydetti.

“Polisler kaç bomba olduğunu biliyordu”

Sonrasında ifadesine geçilen ve katliamdan sağ kurtulan Elif Zavar, 2 patlama sonrasında silah seslerinin de duyulduğunu, hatta alanda kovanların da bulunduğunu ancak bununla ilgili bir işlem yapılmadığını hatırlattı. Patlama sonrasında kızını korumak amacıyla kızının üzerine yattığını ve o sırada 2. patlamadan bir süre sonra polislerin bir 3. bomba olmadığını bilerek alana ga bombaları ve silahlarla saldırdığını tutanağa geçiren Zavar, “Polisler spor salonunun arkasından çıkıp geldi. Yaralanmamak için muhtemelen spor salonunun alt katından geldiler. Onlara muhtemelen bombalar patlayınca çıkın yukarı ölmeyenlerin ölmesine yardımcı olun dediler muhtemelen.” ifadelerini kullandı.

Zavar ifadesine, “Burada bu kadar rahat konuşan katiller, dünyanın başına beladır. Ve dünya ülkeleri de istihbaratlarında ‘Türkiye hükümeti tarafından desteklenen örgüt’ diye ifade ediyor IŞİD için. IŞİD’e zemin hazırlayan da FETÖ’den yakınan siyasi iktidardır. Biz burada da IŞİD’liler tarafından tehdit ediliyoruz. Polisler bize terörist diyor ve siz bizim can güvenliğimizi sağlayamıyorsunuz.” sözleriyle devam etti.

Uğur yaman ise dönemin başbakanının ‘Bir grup öfkeli sünni genç‘ diye nitelediği güruhun barbar katliamcı ordusu olduğunu belirtti ve “Tarihe bir not düşeceğiz burada. Yaralandıktan sonra arkadaşıma son sözlerimi söyleyerek gitmesini istedim. Ölümü bekledim. Git yaralıları kurtar, dedim. Sonra kendime geldim, tam yaşayacağız dediğim an gaz bombaları attılar üzerimize. Ali Kitapçı yanımdaydı. Gaz atıldıktan sonra nefes alamayarak öldü.” dedi.

“Sizden kahramanlık değil, adalet istiyorum”

İfadesinde patlamaların sonrasında ölü ve yaralılara gaz ve su ile saldıranların gizlendiğini belirten Seyfullah Gücükatalak, sözlerinde “Bu devlet beni korumakla yükümlü. Beni korumamışsa bunun da hesabını vermek zorunda. Siyasi sorumlularına gücümüz yetmez diyorsanız, en azından kamu görevlilerini yargılayın. Ben size kahramanlık teklif etmiyorum. Adaleti sağlayın yeter.” ifadelerini kullandı.

Ardından mahkeme başkanı sanıkların provokasyona sebep olabilecekleri gerekçesiyle sanıkların duruşmalara katılmamaları yönünde karar verince müşteki avukatları, bunun sanıkları ödüllendirmek anlamına geleceğini ifade ederek karara itiraz etti.

Avukatlar, “Biz onları dinledik, onlar da bizi dinleyecek. Bizden kaynaklı bir güvenlik sorunu yok. Eğer sanıklar mahkemede bulunmayacaksa sesimizi CD’ye kaydedelim, siz de ofiste dinleyin” ifadeleriyle itirazlarını dile getirdiler. Ayrıca mahkeme güvenliğinin çevik kuvvet polisleri yerine jandarma ve adliye polisi aracılığıyla sağlanması taleplerinde bulundular.

Avukatlar son olarak da, yargılamada sanıklarla müştekilerin yüzyüze olmasının esas olduğunu, sanıkların bir sonraki duruşmada saonda olmamaları halinde müştekiler ile vekillerinin de duruşmayı terkedeceğini bildirdi.

Mahkeme başkanı ise itirazları değerlendireceğini belirterek duruşmaya yarına kadar ara verdi. Hakimin kararından sonra Av. İlke Işık da yarın saat 12:00’de Adliye Önüne çağrı yaptı ve “O zamana kadar bu problemlerin çözüleceğini ve duruşmaya devam edileceğini düşünüyoruz” dedi.

Duruşmaya 8 Şubat Çarşamba günü devam edilecek.

Alıntı: İnadına Haber