Dilge Güney’in naif diliyle küçük bir çocuğun ağzından yazdığı Annemin Çocukluğu Nerede? kitabını okuyunca, annemin çocukluğu aklıma geldi…

Annem hep anlatıp dururdu, “Oyuna asla doyamazdım üstelik doğru düzgün oyuncağımız bile yoktu.” Sonra kendi çocukluğumu düşündüm. Gece yıldızlar görününceye kadar sokaklarda oynamamı, annemin bizimle kovboyculuk oynayıp kasabayı haydutlardan kurtarmamızı, salonun ortasına koltukların süngerleriyle ev yapmamız ve evcilik oynamamız. Ben şanslıydım çünkü annem hemen hemen her oyunumuzda vardı, bize katılamasa bile süngerlerin yerde ne işi var demezdi.Yatağa yattığımızda okuduğu masalların, romanların kahramanlarını seslendirirdi. O artık bir anneanne ama hala torunları ile evin içinde saklambaç oynuyor, bazen süper güçlerini kullanan bir kahraman, kimi zaman bir kedi, bazen kendi uydurduğu bir canlı oluyor.

Peki ama ya annem öyle olmasaydı? Benimle oyun oynamasaydı? Kendi çocukluğunu unuttuğu gibi benim de çocuk olduğumu unutsaydı? Tıpkı, küçük Ze’nin annesi Jülide gibi.

Kitabın girişinde, sabah kahvaltısında yumurtasını bitirirse, Ze’nin odasında Zürafa hanım ve Kuş hanımla vereceği çay partisine katılacağına söz veren anne Jülide çay partisinde varlığını gösteremiyor. Hayal kuramıyor, oyun oynayamıyor; aklı akşam giyeceği elbisede. Ze’nin annesi ve babası meşguller; hep meşguller! Zürafa hanım ve Ze konuşmaya başlıyor:

“Annen oyun oynamayı bilmiyor!”
“Bu çok saçma! Oyun oynamayı herkes bilir.”
“Hayır!” dedi Zürafa hanım kaşlarını çatarak, “Annen çocukluğunu kaybetmiş. Böyleleri oyun oynayamaz!”

Bu sözlerin ardından Ze’nin annesinin çocukluğunu aramaya başlıyorlar birlikte. Elbise dolabına bakıyorlar, dolaptaki karnavala katılıyorlar, kilitli odaya bakıyorlar. Bir yerlerde olmalı, mutlaka yakınlarda bir yerde ama nerede? Annesinin çocukluğunu bulursa kendisi ile oynayabileceğini düşünüyor. Ne kadar zarif bir anlatım ve ne kadar duygusal ve çocukça bir yaklaşım öyle değil mi?

Modern hayatın koşturmacası içinde, iş ile ev arasında mekik dokuyan yetişkinler, ellerinde cep telefonları ile sosyal medyada vakit harcayan anne-babalar, sıra çocuklara gelince hep yorgunlar, hep işleri var. “Şimdi olmaz kızım sonra!” “Haftasonu oynarız oğlum çok yorgunum!” “Al tableti sen biraz oyna ben işimi bitirince bakarız!” Dürüst olalım, bu sözler çok tanıdık ve belki de zaman zaman bizler de kullanıyoruz.

İşte Dilge Güney, bu konuda bir çocuk kitabı yazmış ama en çok da annelere babalara seslenmiş. “Duyuyor musunuz?” diyor Dilge Güney, “Çocuklarınız oynamak, okumak, oynarken kire çamura batmak, minicik fincanlardan hayali çaylar içmek, Kuş Hanım yükseklerde uçmaya devam ederse sıcaklardan pişer mi diye endişelenmek istiyor, çocuklarınız sizinle oynamak istiyor!”

Dilge Güney’in, Annemin Çocukluğu Nerede? kitabını yazmasından, kendisinin, çocuk kitaplarının bir iletisi olması gerektiğine inandığını tereddütsüz söylemeliyim. Öyle olması gerektiğine de inanıyorum. Üstelik Dilge Güney bunu, hikayenin içine yedirerek, okura parmağını sallamadan yapıyor. Kurgusu su gibi akıp gidiyor. Siz de kendinizi Ze ile birlikte, onun annesinin çocukluğunu arıyorken bulacaksınız. Belki son sayfayı kapadıktan sonra, çocuğunuzun yanağına bir öpücük kondurup onunla oynamaya başlayacaksınız. Bizlerden ilgi ve sevgi bekleyen çocuklarımızı, başımızdan savmak için bağırıp çağırdığımızda onlarla oyun oynamadığımızda, belki de kaplerinde yeni bir pencere açılıyordur ve bu pencere canlarını acıtan bir rüzgarla hızla çarpıp duruyordur. Tıpkı Ze’nin annesinin ona bağırdığında Ze’nin hissettiği ve söylediği gibi.

Kitabı, Berna Erözkan Akan resimlemiş öyle ki küçük Ze’nin saçlarını okşamak gelecek içinizden.

Unutmamalıyız, mutlu ve oyuna doyulmuş bir çocukluk, onların geleceğinin sağlıklı temelleri demektir.

Düşünüyorum daaa, bugünlerde havalar çok sıcak! Güneş uzun boylu olanları daha çok yakıyor. Acaba yükseklerden uçan Kuş Hanım da sıcaktan rahatsız mı?

***

Annemin Çocukluğu Nerede?
Yazan Dilge Güney
Resimleyen Berna Erözkan Akan
Yaş Grubu 7+
55 sayfa karton kapak
Yakın Kitabevi

Hazırlayan: Güzin Öztürk