Ana SayfaKültür & SanatAramızda, Kadınların Güçlenmesine Yönelik Görsel Bir Manifesto

Aramızda, Kadınların Güçlenmesine Yönelik Görsel Bir Manifesto

-

Size tüm ötekilere atfedilmiş bir kitaptan bahsetmek istiyorum. Una’nın Aramızda’sı. Travmayla başa çıkmak zorunda kalmış bir insanın hikayesi, görsel bir hikaye. Kitap aslında bir kadının büyüme macerası olarak da okunabilir. Belki dinlemişsinizdir, Susamam şarkısında Deniz Tekin’in söylediği,

“Ben bilmem,

hiç kendimi korumak zorunda kalmadım

Bilmem, ben bir çocuğu düşünmek zorunda olmadım

Hiç evlendirilmedim,

evde dayak görmedim,

kendi evimde kendi odama zorla hapsedilmedim.

Hiç abimden korkmadım

Okuldan alınmadım.

BEN HİÇ ÖLDÜRÜLMEDİM.”

demesindeki gibi bir masumiyetle hikaye anlatılıyor ama hikayenin kahramanı Una maalesef Deniz Tekin kadar şanslı olamayanlardan. 

Una Kimdir? 

Kitabın sonunda Una şöyle tanıtılır:

“Ressam, akademisyen ve çizgi roman sanatçısıdır. Grafik roman ve anlatılarında, engellilik, psikoz, siyasi aktivizm ile kadınlara ve kız çocuklarına yönelik şiddet konularına odaklanır. Una, İngiltere’nin Yorkshire vilayetinde yaşıyor.”

Una Aramızda’da kendi hikayesini anlatır. Hikayesi 1977 yılında başlar. O yine Yorkshire’dadır. Yorkshire’da 12 yaşında bir kız çocuğudur. Yorkshire’ı rahatlıkla taşra olarak düşünülebilecek bir yerdir. O yılların Yorkshire’nın buradaki seksenlerden, doksanlardan ve hatta iki binlerden pek farkı yoktur.

Una büyürken istismara uğramış bir çocuktur. Yaşadığı olayın istismar olduğunu anlaması da zaman alacaktır ve maalesef ki bu Una’nın yaşamındaki üzücü olaylardan sadece birisidir. 

Aramızda’nın Anlattığı

Konuşulması zor konular vardır: Tecavüz, istismar, şiddet gibi… Una’nın anlattığı farklı olduğunu hissederek büyüme hikayesinin ana ekseninde de bunlar var. Bunlar ve çok daha fazlası…

Aramızda’nın bir var olma mücadelesini anlattığı ve bu mücadeleyi de görünür kıldığı söylenebilir. Una, kendi durumunu, içinde hapsolmamak için ve benzer durumdakiler de bu durumların içine hapsolmasın diye anlatıyor. Samimi, yaşandığı gibi, olması gerektiği gibi değil de tümüyle aslına bağlı kalınarak sunulan bir hikaye.

Una’nın yaptığı, sessizleştirilmiş, sessizleştirilerek yok sayılmaya çalışılan, istismar, taciz, şiddet ve tecavüz gibi suçların mağdurları için gerçeği dillendirmek. Una, 1977’de Yorkshire’da bir kız çocuğu olduğu gibi, 1982 Berlin’de, 1986 California’da, 1995 İstanbul’da, 2003’de Meksika’da da olabilirdi.

İşin aslı maalesef ki dünyanın her yerinde ve hâlâ Una’lar ve Aramızda’da anlatılan olaylar var. Onun hikayesi, görmediğimiz, duymadığımız, bilmediğimiz nicesinden sadece biri.

Arka Plandaki Şiddetin Yansıması

Bu yazımın başında Susamam şarkısından bahsettim. Bu başlıkta da Ezhel’in Olay’ına gönderme yapacağım. Çünkü nasıl ki Deniz Tekin’in anlatım masumiyeti Aramızda’nın anlatımına benziyorsa, Una’nın arka fonunu tetikte tutan şiddeti de bana Ezhel’in Olay’ını anımsatıyor.

Una’da şiddet değişen, farklılaşan bir şiddet değil. Onun anlattığı olaylar, o yıllarda seri kadın cinayetleri işleyen bir katilin toplumsalda yarattığı tramvaya dönük. İlk başta katilin sadece “kötü” kadınları öldürdüğü düşünüldüğünden toplumsal vicdanın nasıl iki yüzlü olabileceğini de deşifre eden türden bir anlatım. Diğer yandan cinayetlerin yol açtığı korkunun, olumsuz etkilerini de gözler önüne seriyor. Bir yansıtıcı olarak aynı zamanda tüm bunlardan yola çıkıp cinsiyet ayrımcılığını da ortaya çıkaran oldukça da sade bir anlatım.

Okurken ister istemez Ezhel’in Olay şarkısında dillendirdiği, sürekli maruz kaldığımız şiddet haberleri, kim bilir bizi, hepimizi nasıl olumsuz etkiliyordur diye düşünmeden edemedim. Kitabı okuyacaklar belki benzer şeyleri düşüneceklerdir.

Yazarın Kendine Una Demesi

Yazarın görsellerini çizmesiyle bu kitap aslında hikayesini hem okunabilir hem de görülebilir kılarak paylaşıma açmış oluyor. Bahsedilen bu açıklığı sağlayabilmek için de yazar kendi adını kullanmaktan vazgeçiyor. Böylece onu Una olarak biliyor ve tanıyoruz.

Kitapla ilgili Una:

“Bu belki toplumun değer vereceği bir kitap değil, ama iyi bir kitap olduğunu umuyorum. Sağaltıcı da değildi, ama özgürleştiriciydi. Bunu kendi kanaviçem olarak düşünmek hoşuma gidiyor: tıpkı dili kesildikten sonra kendi hikayesini dokuyan Filomela gibi. Bu yığının bir parçası olarak benim iletişim kurma biçimim, benim katkım.” diyor.

Belki bu yazıda, kitabın başka okurlarla buluşmasına benim katkım olur. Sağlıcakla kalmanız dileklerimle.

SON YAZILAR

Modern çağın jeolojik heykelleri: Dünyanın 70 çölünden doğan bir mimari arşiv

Apple Park’ın zeytin ağaçları arasında, dünyanın yetmiş farklı çölünden toplanan kumlarla üretilmiş dört yüzü aşkın cam sütun yükseliyor. Katie Paterson ve Zeller & Moye tasarımı "Mirage", malzemeyi jeolojik bir hafıza kartına dönüştürürken, sınırları eriten küresel bir iş birliğini simgeliyor.

Sanatçıların Komedisi: İki Delilik / Pierrot & Harlequin

Çoğumuzun genelde soytarı olarak nitelendirdiğimiz tiplemelerin özellikle 18. ve 19. yüzyıldaki eserlerde, sıkça karşımıza çıkmasının anlamını ve nedenini hiç merak etmiş miydiniz? Bu, zamanın bir...

Kabul görmek lütuf değil haktır: Lilith’in kızı Âdem

2020'de ilk kitabı Sancı'yı okurla buluşturan Mine Soycan, 2025'te kanayan yaralarımızdan birine dokundu ve bu dokunuştan kabul görmenin bir lütuf değil apaçık, dümdüz bir hak...

Bir sandalyeyi yetiştirmek: Nucleo’nun Terra projesi üzerinden ekolojik tasarımın yeni dili

Endüstriyel üretimin hakim olduğu bir çağda, tasarımın doğayla ilişkisi çoğu zaman "malzeme seçimi" düzeyinde kalır. Oysa bazı projeler, bu ilişkinin yalnızca yüzeysel bir tercih değil,...

ÇOK OKUNANLAR

95,278BeğenenlerBeğen
17,593TakipçilerTakip Et
22,156TakipçilerTakip Et
243AboneAbone Ol