Ülkenin batısı günlük rutini ve kendi kaosu içinde debelenmesini sürdürürken, ülkenin doğusunda ise tüm canlılar için adeta bir can pazarı yaşanıyor. Oluşan iç savaş ortamı, bir coğrafyayı şiddet sarmalına hapsederken, sokağa çıkma yasakları çocukların temel haklarına engel olup insan dışındaki tüm canlıların da yaşamlarına yönelik tehdit oluşturuyor.

Aralarında çocuk ve insan hakları örgütlerinin, sendikaların, meslek örgütlerinin, kadın ve LGBTİ örgütlerinin ve sivil inisiyatiflerin de bulunduğu 50’den fazla örgüt bugün ortak bir açıklama yayınladı. Açıklamada çatışmaların bir an önce durması talebi yinelendi. Diğer yanda “Savaş İstemiyoruz! Çocukları Öldürmenizi  İstemiyoruz! Girişimi” ise silahlı çatışmanın sürdüğü illere dair hazırladığı Çocukların Durumu Raporu’nu açıkladı.

Çocuk Savaş
(Görsel: Gündem Çocuk Derneği)

Silahlı çatışmaların yaşam hakkı başta olmak üzere çok sayıda çocuğun haklarının ihlal edilmesine yol açtığının belirtildiği raporda çatışmaların sona erdirilmesi istenirken, korkunç bilanço da gözler önüne serildi. Rapora göre 26 Temmuz – 30 Kasım 2015 arasında Diyarbakır, Şırnak, Ağrı, İstanbul, Mardin, Van, Ankara, Hakkari ve Adana illerinde en küçüğü 3,5 aylık bebek, en büyüğü 18 yaşında olan en az 44 çocuğun hayatını kaybettiği ifade edildi.

50 örgütün bir araya geldiği açıklamada özetle şu ifadelere yer verildi:

“16 Ağustos tarihinden günümüze; yaklaşık 1 milyon 300 bin kişinin yaşadığı 7 ilde-17 ilçede gerçekleşen sokağa çıkma yasaklarının, bölgede devam eden çatışma halinin ve buna bağlı olarak başta çocuklar olmak üzere gerçekleşen ölümlerin durmasını talep ediyoruz. Ne yazık ki bugün ülkemizde çocuk ve gençlere çok hoyrat davranan, onlara yönelik sevgisiz eylem ve söylemlerle, çocuk  ve gençleri ve onların ailelerini örseleyen bir devlet yönetimi biçimi egemendir. Yalnızca örselenmek değil, çocuk ve gençler bugünkü  yönetimin şiddet içeren yaklaşımlarıyla yaşamlarını, bedensel ve ruhsal bütünlüklerini yitirmektedirler.

22 Temmuz Suruç katliamından itibaren bugüne kadar yaşanan çatışmalarda ve sokağa çıkma yasaklarında; hastaneye gidemeyen, annesinin karnında henüz doğma fırsatı bulamayan ve kolluk kuvvetlerinin doğrudan hedefi olan en az 44 çocuk yaşamını kaybetmiştir.

Bizler biliyoruz ki; yetkililerin söylediklerinin aksine savaş ve şiddetin etkisi, çocuklara verilecek telafi eğitimleriyle giderilmeyecek kadar derindir. “Yaşadığımız bu zorlu günlerin telafisi ancak barış, özgürlük ve dayanışmayla mümkündür. Bölgede çocuklar, eğer şans eseri yaşamlarını kaybetmiyorsa bile, hiçbir yasal dayanağı olmayan sokağa çıkma yasaklarında yakınlarını kaybetmekte, eğitim, sağlık, güvenli bir ortamda büyüme, barınma ve gelişim haklarına erişememekte ve şiddetin doğrudan tanığı olmakta ve böylece çocuklar ihmal ve istismar edilmektedir.”

Bu açıklamanın imzacısı oluşumların arasında 78’liler Girişimi, Alınteri, Barış Bloku, Başka Bir Okul Mümkün Derneği, Biber Gazı Yasaklansın İnisiyatifi, Bebek Ruh Sağlığı Derneği, Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği, Felsefeciler Derneği Genel Merkezi, Hayvan Hakları İzleme Komitesi (HAKİM),  İzmir Müzisyenler Derneği, Kadın Yazarlar Derneği, Kamu Emekçileri Sendikası Konfederasyonu (KESK), KAOS GL, Parklar Bizim Ankara, Türk Psikologlar Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Uçan Süpürge Kadın İletişim ve Araştırma Derneği ve Vicdani Ret Derneği gibi çok farklı alanlardan oluşumlar yer alıyor.

Çocuklar savaş ortamında büyüyor

Savaş ortamının tam içinde yer alan ya da dolaylı yoldan maruz kalan çocukların sadece bugünleri değil gelecekleri de kararıyor. Çocuklar kaygı, üzüntü, öfke, güven kaybı, çaresizlik, umutsuzluk, yabancılaşma gibi birçok ağır duygunun yükünü hissederken, bu durumun çocukların fizyolojik, psikolojik, sosyal ve toplumsal gelişimini etkilemesinden korkuluyor.

Sur Çatışma Çocuk 2
(Fotoğraf: CNN Türk)

Sokağa çıkma yasağının olduğu illerde çocukların uzun süre yiyecek ve temiz su gibi temel ihtiyaçların karşılanmadığı ortamlarda yaşamlarını sürdürmek zorunda kaldığını görüyoruz. Sokağa çıkma yasağının olduğu yerlerde okullar günlerce açılmadı. Çocuklar okulların kapalı olduğu günlerde sokaklarda özgürce oynayamadı. Ve daha da kötüsü, çocuklar aile bireylerinin öldürülmelerine tanıklık etti, bazen cenazelerin olduğu ortamlarda vakit geçirmek zorunda kaldı.

Sadece bugünü değil gelecek nesilleri de etkileyebilir

Çatışmaların azaldığı hatta sıfıra indiği çözüm süreciyle beraber Kürt çocukları esasında şimdiye kadar şiddetle birebir iç içe yaşamamıştı. Önceki nesillerin yaşadıkları acıları belki sadece hikayelerde dinlemişken, şimdi  tekrardan o acıların tam kalbinde yer almaya başladılar. Kürt çocukları okullarının mühimmat deposu olarak kullanıldığını görürken, öğretmenlerinin onları belki en zor günlerinde zoraki biçimde yalnız bırakmalarının travmasını da yaşıyorlar.

Sur Çatışma Çocuk
(Fotoğraf: CNN Türk)

Zaten ikinci sınıf vatandaş olarak görülmeye devam ettikleri bir sistemin dışına itildikleri gerçeğini çok küçük yaşlarından itibaren hissetmeye başlıyorlar. Kimliği, görünüşü, giyimi veya dili yüzünden Batıdaki çocuklarla eşit şartlarda eğitim göreceğine dair umutları daha şimdiden tüketiliyor. Oysa ki, gelecek umudunu kaybetmiş bir çocuk her şeyi göze alabilir. İntikam duygusu körüklenebilir. Milliyetçiliğin derin ve karanlık çukuruna da düşebilir. En acı verici olan ise; açılan yaraların sarılmasının belki birkaç nesil içinde olabileceği gerçeği.

Yine diğer canlıların yaşadıkları gözardı ediliyor

Ve savaşların en görünmez ve en dikkate alınmayan mağdurları. İnsanlar dışındaki diğer canlılar. Köpekler, kediler, böcekler, fareler, kuşlar, binlerce canlı. Ağaçlar, bitkiler. Ülkenin doğusunda sadece insanlar değil insanlar dışındaki canlılar da yaşamını kaybediyor. Bu canlıların da özgürlükleri, yaşama hakları ellerinden alınıyor. Silahların, mermilerin, gazların hedefi olan sokak hayvanlarının da bölgede yoğun şekilde can verdiği bölgeden tanıklıklarda da anlatılıyor. Bu canlılar hiçbir şekilde tarafı olmadıkları, olamayacakları bir savaşın mağduru haline getiriliyorlar.

Peki neler yapılmalı?

Şimdiye kadar yazdıklarımız, söylenenler esasında bir durum tespiti. Daha fazla insanın, çocuğun ve canlının ölmemesi, doğanın ve ekosistemin daha fazla zarar görmemesi için acil birşeyler yapmak gerekiyor. Şu da bir gerçek, mevcut durum karşısında toplumda hatta bilinçli çevrelerde bile ne yapacağını bilememe hali de mevcut. Devlet kendi gücünü orantısız şekilde kullanırken diğer yandan medya kanalı ile de yalanların ve dezenformasyonların havada uçuştuğu bir ortam yaratıldı. Son olarak Dilek Doğan’ın öldürülmesi ile ilgili videonun ortaya çıkardığı gerçekler, özellikle devlet diliyle yayın yapan medyaya olan güveni yerle bir ediyor. Sosyal medya tarafı ise daha da karışık. Sosyal medyada yazılan birçok bilginin doğruluğu tam olarak bilinemiyor, teyit edilemiyor.

Yapılması gerekenler sadece devlete, siyasi partilere değil artık bu ülkede yaşayan her bir bireyin sorumluluğunda. Bu noktada bir an önce kamuoyu oluşturmak zaruri gözüküyor, ülkenin doğusunda olanların görünürlülüğünün artırılması gerekiyor.

Çok geç kalmadan bir an önce;

  • Sokağa çıkma yasakları bir an önce kaldırılmalı
  • Devlet tarafı olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne uymalı, devlet herşeyden önce bir çoçuğun hayatını kaybetmemesi için çalışmalı.
  • Tüm taraflar çocukları ilk planda düşünerek hareket etmeli.
  • Kardeşlik, barış, özgürlük ve demokrasi temelinde müzakere süreci yeniden başlamalı, bu sürecin başlaması için ilgili taraflar zorlanmalı
  • Geçen süreçte yaşanan tüm ihlaller cezasız kalmamalı
  • Sosyal medya üzerindeki nefret söylemi sıkı bir şekilde takip edilmeli, sosyal medyadaki şiddet çağrıları ve nefret söylemine karşı hukuki adımlar da atılmalı.
  • Bölgede zor durumdaki çocuk ve diğer canlılar için dayanışma kampanyaları ve insiyatifleri bir an önce harekete geçmeli
  • Aynı Gezi döneminde olduğu gibi bu dönemde de devlet dili, devlet tarafından verilen verilerin, enformasyonların gerçekliği sorgulanmalı.