Türkiye zor günler geçiriyor. Ülkenin cumhurbaşkanı, Türkiye ve dünyada pek çok üniversitede çalışmalarını sürdüren çeşitli eğitimcileri “aydın müsveddesi” olarak niteliyor, bombalar patlıyor, yayınlar yasaklanıyor, doğru söz sahipleri tutuklanıyor. Siviller öldürülüyor, sokağa çıkmak yasak. Ölüler sokaklarda kalıyor, gömülemiyor, evet, öyle ortada duruyor.

Akademisyenlerin imzaladığı metin, Cumhurbaşkanı’nın konuşmasında, dün gerçekleşen Sultanahmet patlamasından daha çok yer aldı. Aydın müsveddeleri şeklinde bahsedilen 223 profesör, 154 doçent, 245 yardımcı doçent, 124 doktor ve 165 araştırma görevlisi ve doktora öğrencileri ile toplam bin 128 hocamızın yanındayız. Siz de bireysel veya kurumsal olarak desteklemek için lütfen buraya tıklayın. Barışın akademisyenlerine destek için, barış için, biz de bu suça ortak olmayacağız!

Galiba, topyekûn yıldırmak, susturmak ve savaşın devamlılığı için bunu yapıyorlar. Yoksa çocuklar ölmesin demenin nesi terör? Terörün anlamı da değişti, kişisi de. Artık farklı bir dünyada yaşıyoruz, bambaşka kötülükler geliyor doğrudan üzerimize. Bunları ancak barış ve sevgiyle yeneceğimize olan umudumuzu asla kaybetmemeliyiz. Tüm nefrete ve şiddete rağmen sivil direnişimiz, zararsız ve kansız eylemlerimiz ile bunu başarabiliriz. 

Görsel: Zete
Görsel: Zete

“11 Ocak Pazartesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin pek çok ilde sokağa çıkma yasağı altında uyguladığı insanlık dışı muameleye, yaşam, özgürlük ve güvenlik hakkı ihlaline dikkat çeken, “bu suça ortak olmayacağız” ifadesiyle bir imza metni yayınlandı. Yurtiçinden ve yurtdışından bini aşkın akademisyenin imzaladığı metin, devlet eliyle gerçekleşen katliam ve sürgünlerin durdurulmasını ve kalıcı barışın sağlanabilmesi için gerekli adımların atılmasını talep ediyor.

İmza metninin basın açıklamasıyla kamuoyuna sunulmasının ardından başta çeşitli medya kuruluşları olmak üzere, Cumhurbaşkanının ve YÖK’ün de açıklamalarıyla barış için çağrıda bulunan akademisyenler hedef gösterildi. Akademisyenler, terör örgütü propagandası yapmakla suçlandı, “aydın müsveddesi” olarak itham edildi, soruşturma ile tehdit edilerek sindirilmeye çalışıldı.

Devletin her politikası için hesap sormak demokrasilerde en temel yurttaşlık hakkı iken, yapılan katliamların hesabının verilmesini istemek terörist olmakla eşdeğer görüldü. Oysa bizler, “Çocuklar öldürülmesin” demenin suç haline geldiği bu topraklarda, asıl suçun barış çağrılarına kulak tıkamak, her gün başka bir ölüm haberine kayıtsız kalmak, insanlık dışı koşullarda yaşamaya ya da yaşadığı topraklardan sürgün edilmeye mahkum olanlar karşısında sessiz durmak olduğunu biliyoruz. Eğer ortada bir suç varsa, bu suçun “inadına barış” demek değil, barış isteyenlerin yanında olmamak olduğunu biliyor ve ilan ediyoruz:

Biz, aşağıda imzası bulunan yurttaşlar olarak, katliamların durması ve kalıcı barışın sağlanması çağrısıyla akademisyenler tarafından imzalanan metne desteğimizi bildiriyor, her türlü tahribatın tazmin edilmesini, müzakere ortamının sağlanmasını, katliamların durdurulmasını ve kalıcı barış için somut adımlar atılmasını talep ederek, bu hususta üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeyi taahhüt ediyoruz.

Sessiz kalmayacağız, biz de bu suça ortak olmayacağız!”

1128 akademisyenin imzaladığı metin:

“Bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak bu suça ortak olmayacağız!

Türkiye Cumhuriyeti; vatandaşlarını Sur’da, Silvan’da, Nusaybin’de, Cizre’de, Silopi’de ve daha pek çok yerde haftalarca süren sokağa çıkma yasakları altında fiilen açlığa ve susuzluğa mahkûm etmekte, yerleşim yerlerine ancak bir savaşta kullanılacak ağır silahlarla saldırarak, yaşam hakkı, özgürlük ve güvenlik hakkı, işkence ve kötü muamele yasağı başta olmak üzere anayasa ve taraf olduğu uluslararası sözleşmeler ile koruma altına alınmış olan hemen tüm hak ve özgürlükleri ihlal etmektedir.

Bu kasıtlı ve planlı kıyım Türkiye’nin kendi hukukunun ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası antlaşmaların, uluslararası teamül hukukunun ve uluslararası hukukun emredici kurallarının da ağır bir ihlali niteliğindedir.

Devletin başta Kürt halkı olmak üzere tüm bölge halklarına karşı gerçekleştirdiği katliam ve uyguladığı bilinçli sürgün politikasından derhal vazgeçmesini, sokağa çıkma yasaklarının kaldırılmasını, gerçekleşen insan hakları ihlallerinin sorumlularının tespit edilerek cezalandırılmasını, yasağın uygulandığı yerde yaşayan vatandaşların uğradığı maddi ve manevi zararların tespit edilerek tazmin edilmesini, bu amaçla ulusal ve uluslararası bağımsız gözlemcilerin yıkım bölgelerinde giriş, gözlem ve raporlama yapmasına izin verilmesini talep ediyoruz.

Müzakere koşullarının hazırlanmasını ve kalıcı bir barış için çözüm yollarının kurulmasını, hükümetin Kürt siyasi iradesinin taleplerini içeren bir yol haritasını oluşturmasını talep ediyoruz. Müzakere görüşmelerinde toplumun geniş kesimlerinden bağımsız gözlemcilerin bulunmasını talep ediyor ve bu gözlemciler arasında gönüllü olarak yer almak istediğimizi beyan ediyoruz. Siyasi iktidarın muhalefeti bastırmaya yönelik tüm yaptırımlarına karşı çıkıyoruz.

Devletin vatandaşlarına uyguladığı şiddete hemen şimdi son vermesini talep ediyor, bu ülkenin akademisyen ve araştırmacıları olarak sessiz kalıp bu katliamın suç ortağı olmayacağımızı beyan ediyor, bu talebimiz yerine gelene kadar siyasi partiler, meclis ve uluslararası kamuoyu nezdinde temaslarımızı durmaksızın sürdüreceğimizi taahhüt ediyoruz.”

Change.org’da açılan imza kampanyasına destek vermek için lütfen tıklayın.