Okuma süresi: 4 dakika

Canan Sağar ilk solo albümü “13”ü 2014 yılında yayınlamış ve müzik dünyasına ilk adımını atmıştı. Sağar, iki yıl aradan sonra ikinci solo albümü “Kalbim” ile karşımızda. Albümdeki şarkılar, ilk albümde olduğu gibi yine yaşadığı çağa tanıklık ediyor, çağının toplumsal ve bireysel dertlerine, duygularına bir nevi tercüman oluyor.

Fono Müzik etiketiyle raflarda yerini alan albümde beş şarkının müzikleri ve altı şarkının sözleri sanatçının kendisine ait. Diğer söz ve müziklerde ise Alp Murat Alper, Cemil Gülüm, Genco Özkan ve Dostali Yaşar’ın imzaları var.

Canan Sağar ile müziğe ilgisini, Kalbim albümünün hikâyesini, etkilendiği müzisyen ve akımları konuştuk.

Öncelikle okurlarımıza kendinizi biraz tanıtabilir misiniz? Müziğe ilginiz, yöneliminiz, uğraşınız nasıl başladı, nasıl devam etti?

İnsanın kendisini anlatması güç olsa da biraz olsun anlatmaya çalışacağım. Aslen Sivaslıyım, İstanbul’da doğdum ve Londra’da büyüdüm. Yaşantımı hala Londra’da sürdürmekteyim. Müziğe, şiire ve yazıya ilgim ilkokul yıllarında başladı, öyle ki etkinliklerde bütün faaliyetlerde yer alırdım. Sonra, 13 yaşında babamın hediye ettiği bağlama ile özel kursa başladım, çeşitli kurslara gittikten sonra kendi kendime geliştirmeye devam ettim. Bir süre sonra müzikte başka bir şey yapmak istediğimi farkettim, bağlama ve türkülerimizi çok sevsem de kendi söylemek istediklerim vardı ve bunlar için başka bir şey yapmam gerekiyordu; gitara başladım. Değerli öğretmenim Sedat Sarıcı’dan iki sene gitar ve bestecilik üzerine özel ders aldım.

Peki etkilendiğiniz müzisyenler, şarkıcılar ve akımlar nelerdir? Geçmişten ve günümüzden olabilir?

Bu konuda biraz eskiciyim. Aslında bir çok konuda öyleyim. Etkilendiğim ve yıllardır bıkmadan usanmadan dinlediğim sanatçılar arasında Cem Karaca, Ruhi Su, Aşık Veysel, Mahzuni Şerif, Pink Floyd, Led Zeppelin, Nina Simone, Tracy Chapman ve Joan Baez gibi isimler yer alıyor. Eskimeyen değerlerimizden bugün hala öğrenmeye devam ediyorum. Onların bizlere bıraktıkları çok değerli. Günümüz dünyasında hızla tüketilen her şeyin karşısında dimdik duruyorlar.

Yaptığınız müziği nasıl tanımlıyorsunuz, müziğinizi bir akım içinde veya bir akımın devamı olarak görüyor musunuz yoksa? Veya belli kalıplar içine sokmak istemez misiniz?

Bu soruyu yanıtlamakta zorlanıyorum. Doğu ve Batı kültürü arasında yetiştim. Bir yanım kendini hep Türkiyeli hissederken Avrupa kültürünü de aldım. Türküler, bağlama ve muhabbet içinde yoğrulunca insanın bir yanı hep o özde kalıyor; ozanlarımız, türkülerimiz ve halk kültürümüzle yakından ilgilenmekteyim, onların yüzyıllar evvel yazdıkları ve bizlere miras bıraktıkları bu değerleri bilmeden kişi yol alamaz ve almamalı.  Anadolu Pop ve slow rock tarzında şarkılar bestelediğimi düşünüyorum, açıkçası tek kalıp müzik yapmak gibi bir derdim yok, benim en büyük derdim yaşadığım çağın ve zamanın şarkılarını yazıp söylemek; kendi şarkılarımı söylemek. Dinleyici dilediği ve hissettiği gibi adlandırabilir. Herhangi bir akımın içinde görmüyorum, o da dinleyicinin takdiri.

Kalbim albümünün hikâyesini anlatabilir misiniz? Albüme dair beklentileriniz neler?

“Kalbim” sürpriz bir albüm oldu. İki düet ve bir tekli şarkım hali hazırda çıkmıştı. Ardından hikayesi olan şarkılarımı kaydetmek istedim ve Fono Müzik de bütün şarkılarımı bir albümde topladı. “Kalbim” şarkısı ise son anda karar verdiğim ve albüme de adını yazdıran şarkı oldu. Albümde yer alan bir çok şarkının hikayesi var; Gezi’den Suruç’a, taş atan çocuklardan dost yarasına kadar bir çok konuyu işledik, “Kalbim” ise herkese hitap edebilecek bağımsız bir şarkı oldu. Müzik herkes için farklı sebepler barındırır, benim hiç bir zaman beklentim olmadı, o benim yaşama biçimim. Nerede olursam olayım, nasıl olursam olayım biliyorum ki dilimde hep bir şarkı, gitarımda ise melodiler akacak.

İlk şarkı “Taş Atma Çocuk” özellikle albümde ilgi çekiyor. Bu şarkının hikâyesi nedir?

Taş atan çocukların hikâyelerini ve o dönem bu sebepten ötürü ceza alan araştırmacı gazeteci insanları yakından takip ettim. Bu konunun o kadar çok etkisi altında kaldım ki hemen bir şarkı yapma gereği duydum. Çocukların güvenilir ve savaşların olmadığı ortamlarda büyümesini önemsiyorum. Hiçbir çocuk şiddet içeren duygularla doğmuyor, onların neden şiddete başvurduğunu sormak ve orada yatan cevaba kulak vermek gerekiyor.

Şarkı sözlerinizde politik ve muhalif bir çizgi de var. Siyaset, politika ve müzik ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz, Türkiye’nin içinde olduğu karanlık dönemde müziğin yeri, önemi sizce nedir?

Brecht der ki; “Karanlık dönemlerde peki, şarkı da söylenecek mi? Elbette şarkılar da söylenecek. Belgeleyen karanlık dönemleri.” Bu sözler yürüdüğüm yolda edindiğim çizgimdir, öyle kıymetlidir. Politikadan çok anlayan biri olarak nitelendirmiyorum kendimi fakat eşit ve adaletli bir dünya, sınıfsız toplumlar istediğimi biliyorum. Muhalif olduğum bir çok konu var. Bu yüzden, müzikte de inatçıyım. Her ne kadar zaman zaman biraz çizgimin dışında şarkılar söylemiş olsam da bundan gayrı nasıl ilerlemek istediğimden fazlasıyla eminim. Her şeyin hızla tüketildiği bir çağda yaşıyoruz, müzik de çoğunluk olarak popüler kültüre hizmet ediyor, ne tutarsa herkes onu yapmaya çalışıyor fakat sanatın bir dili, söylemek istediği ve yaşadığı çağı biraz olsun yansıtabilmesi gerekiyor.

İlk albümüm “13” ülkemiz ve dünyada gitgide artan içimizi kanatan cinsel taciz, tecavüz ve çocuk gelinlere (pedofili) dokunmuştu. “Kalbim” ise Suruç, Gezi ve taş atan çocuklara dokunuyor. Türkiye’nin içinde olduğu bu karanlık dönem elbette geçecek, nelere şahitlik etmiş tarih, bunun da elbet bir sonu var. Korku cumhuriyetini yaratmayı başardılar, insanların üzerine o kadar çok gittiler ki sindirdiler, fakat halkımıza inancım sonsuz, savaşın bittiği barışın ülkemize gülümsediği günleri el birliğiyle yeniden kuracağız.