Dünden beri aklımda Turgut Uyar’ın Kan Uyku şiirinden iki dize ama başka bir biçimde dönüp duruyor.  “Aşure yaptığım yetse ya / bir de aşure hakkında yazmam gerekiyor.” Elbette aşureyle ilgili yazıp da aşure tarifi vermemek olmaz. Bu nedenle yazının sonunda bir aşure tarifi de bulacaksınız ama ondan önce üstüne söz söylenmeyi hak eden (bilmem belirtmeme gerek var mı, vegan bir tatlıdan) aşureden biraz bahsetmek istiyorum.

Söylenceden Doğan Tatlı

Rivayet odur ki, dünyada kötüler, kötülüklerinde sınır tanımaz bir hal alınca Rab onları cezalandırmaya ve büyük bir tufan yollamaya karar verir. Bu tufandan kurtulmayı elbet hak edenler de vardır. Böylece Nuh’a bir gemi yapması buyrulur. 

Tuhan başladığında Nuh’un gemisinde olanlar, yerle gök birbirine karıştığında, sular seller her yeri aldığında kurtulurlar. Tufan bittiğinde karaya çıkan geminin sakinleri son kalan azıklarını bir kazana atar ve pişirir. İşte bu aşa, aşure denir.

Aşure Sözcüğünün Anlamı

Aşure, Arapça kökenli bir sözcüktür ve onuncu anlamındadır. Hani belki de doğru söyledikleri için dokuz köyden kovulanların gittikleri onuncu köy, Nuh’un gemisi ve onuncu köyün tatlısı da aşuredir.

Büyük bir tufanın yazılı olduğu ilk metin, Gılgamış Destanı’dır. Bugün bütün kötüleri yutacak bir tufan hayal gibi görünse de insanlığın yapıp, ettiklerinin sonucu küresel ısınma, ekolojik dengenin bozulması vs. yeryüzünü yine bir tufana doğru sürükler görünüyor. Böyle bir küresel felaket olursa doğru söyleyenleri kurtaracak bir gemi bulunur mu bilemem ama eğer böyle bir felaketten kurtulunacaksa kurtuluşun insanın rant ve kâr hırsının yarattığı tahribatı ve bu tahribatın önlenmesi için gerekenleri yani doğruları söyleyenler sayesinde olacağı kesin.

Nuh’un Gemisine Dair Bir Başka Not

Nuh’un gemisinin Cudi’de mi, Ağrı Dağı’nda mı yoksa Ararat’da mı karaya çıktığı tartışıla dursun. Nuh peygamber günlerce süren tufandan sonra karaya yakın mı, uzak mı ya da dünyada bir kara var mı, kaldı mı diye düşünürken gemiden bir güvercin havalandırır. Güvercin uçar gider, ağzında bir zeytin dalıyla geri döner. Zeytin dalı gemidekilere yaşamı müjdeleyen bir işaret olduğundan büyük sevinçle karşılanır. Bu müjdeli sevinci temsilen yani yaşamı temsilen, ağzında zeytin dalı taşıyan güvercin barışı anlatan bir imge olarak varlığını sürdürmeye devam eder.

Canım İzmir’de Aşure Yapmaya Dönüş

Pek az tatlının paylaşılma gibi bir ritüeli vardır. Bu nedenle aşure kıymetli de bir tatlıdır. Bizi bencil bir bireycilikten başka bir dalgaya çağırır. İşte bu dalganın çağrısına yıllar evvel ilk olarak Ankara’da uymuştum. Gri kentin, resmi yüzlerine karşın, sıcak ve iç ısıtan bir çağrıydı. Sonra hayat bazen yapmayı sevdiği şeylerden soğutur ya bıraktım aşure yapmayı ben de… Yılların kovalamacası bitmez.

Derken yolumun çıktığı pürneşe, deniz kokulu bu kentte, -ki söylemesem olmaz: sokaklarında hayrına lokma dağıtılır.- içimde aşure yapma isteği yeniden uyandı. Aşure bu öyle ha deyince yapılmıyor. Sonunda bu yıl şeytanın bacağını kırdım. Yazının başında da söylediğim gibi sade aşure yapsam yetse ya bir de tutup aşureyle ilgili yazdım.

Tıpkı aşure gibi kendi tatlarımızı yitirmeden birlikteliklerimizden enfes lezzetler yaratabilmemiz dileğiyle aşure tarifime geçmek istiyorum. Yaparsanız, güzel paylaşımların, farklılıklarla bir arada var olmanın, bolluğun habercisi olsun aşureniz. Bereketli olsun. Ki bereket, lisanın, tınısı, anlamı en güzel sözcüklerindendir.

Aşure Tarifi 

Yapılması meşakkatli tatlının sırrı bence içine konulacak her malzemenin kendine ait değerini tatlıya vermesinden kaynaklanıyor. Bu nedenle malzemelerin hazırlanması ve tatlıya katılmasının bir sıralaması var. Kıvamını buldu, aşureniz oldu diyelim, bir de onu paylaştıklarınızın yüzünde bir gülümse olursa işte o zaman çifte mutluluk sizindir. 

Nasıl yapmalı? Bir kere buğdayı, nohutu ve fasulyeyi akşamdan suya yatırmalı. Ertesi güne kadar yumuşasınlar, pişmeye hazır olsunlar diye. Ertesi gün ilk iş bunları ayrı ayrı pişirmek gerekiyor. Buğdayların diriliği geçince, pirinçle birleştirip, biraz portakal kabuğu rendeleyip, on altı bardak suyla, kısık ateşte pişirmeye devam, on dakika sonra haşlanmış nohut ve fasulyeyi ekleyebilirsiniz. Bir on dakika sonra da şekerini. 

Bu arada üzümleri, dutları ayıklayın, yıkayın, kayısıları da küçük küçük doğrayın çünkü on dakika sonra tencereye bunlar da katılabilir. Tuzu serpiştirilir. Kıvamını bulana dek pişirilir. Kıvamını bulmadan beş dakika önce de tencereye yıkanmış, doğranmış incir serpilir.

Altını kapattığınız aşure, on beş dakika kapağı kapalı dinlendirilir. Keselere dökülür. Artık süslenmeye hazırdır. Süsleme için, ince dövülmüş fındık, fıstık, ceviz, tarçın, nar kullanıyorum. Hindistan cevizi, susam kullananlar da var. İsteğe bağlı bu süslemeden sonra aşureleriniz paylaşılmaya hazırdır. Afiyetle…

Malzemeler

6 su bardağı aşurelik buğday

Birer bardak, pirinç, nohut, fasulye, üzüm

Az biraz portakal kabuğu

15 adet kayısı, dört beş adet incir

Bir çay kaşığı tuz, dokuz bardak şeker

Yarım nar