Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce “Aslında 2014 çevre yılımız oldu” dedi.

İdris Güllüce, Anadolu Ajansı muhabirine yaptığı açıklama ile pek çoğumuzu şaşırttı. 2014’ün çevre yılı olduğunu ve Türkiye’nin çevre konusunda dünyada iddialı olmaya doğru gittiğini açıklayan Güllüce, önceki Bakanlar’ın da bu konuda gayretli çalışmalar yaptığını belirtti.

Geçtiğimiz yıl hepimizin gözü önünde pek çok olay yaşandı. Kimisine üzüldük, kimisine sevindik. Sevindiklerimiz genelde; akrabalarımızın düğünleri ve ailemize katılan yeni bireyler iken, üzüldüğümüz olaylar daha ziyade çevreyle ve hak ihlalleriyle alakalıydı. Tüm bunları henüz sindirememişken, bir ‘oh’ deyip mis gibi oksijeni içimize çekemeden Çevre ve Şehircilik Bakanı konuştu. Bu durum; “oh” demenin lüks olduğunu, hiç yayılıp rehavete kapılmadan, durmadan ve yılmadan çalışmamız gerektiğini açık ve somut şekilde tekrar gözler önüne serdi.

Geçen yıl Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı’na katıldıklarını hatırlatan Güllüce açıklamasına şöyle devam etti:

“Çevre konusunda çok çok önemli işler yaptık. ÇED Yönetmeliğini değiştirdik. ÇED Yönetmeliği ile Avrupa Birliğine uyumu sağladık. Sınırı aşan sular dışında biz Avrupa Birliği ile ÇED Yönetmeliği’nde tamamen uyumu sağlamış olduk. ÇED Yönetmeliği’nin değiştirilmesi konusunda okumadan, bakmadan, incelemeden eleştirenler oldu. İyi okunursa takdir edilecek bir hale getirdik. İşi hızlandırdık. Yüzlerce onlarca evrak talep edilirken, çok az evrakla daha hızlı ÇED verir hale geldik. Daha teknik bir ÇED verir hale geldik. Avrupa Birliği normlarında bir duruma geldik.”

ÇED Yönetmeliğinde ne söylendi?

  • AVM’lerin ÇED Yönetmeliğinden muaf olması söz konusu değildir. AVM’ler için hazırlanacak Proje Tanıtım Dosyalarının değerlendirilmek üzere Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüklerine sunulması gerekmektedir.
  • Golf tesisleri, alan sınırlaması kaldırılarak ÇED Yönetmeliği kapsamına alınmıştır.
  • Kurulu gücü 25 MWm olan HES projeleri yapılan değişiklik ile bu değer 10 MWm indirilmiştir.
  • Dip tarama projeleri deniz ve göllerin temizlenmesi amacıyla yapıldığından, 50.000 m3 sınırına çekilerek ÇED Yönetmeliğine tabiidir.
  • Hastaneler ve diyaliz merkezleri ÇED Yönetmeliği kapsamından çıkarılmıştır.
  • Toplu konut projelerinin ÇED Yönetmeliğinden muaf olması söz konusu olmayıp, 500 konut ve üzeri ÇED Yönetmeliğine tabidir.
  • Demiryolları ile ilgili muafiyet söz konusu olmayıp ÇED Yönetmeliğine kapsamına alınmıştır.
  • Göl hacmi 10 milyon metreküp ve 5 milyon metreküp baraj veya göletler ne amacıyla kullanılırsa kullanılsın ÇED Yönetmeliğine tabiidir.
  • 100 milyon metreküp su aktarma projeleri AB direktifinden uyarlanmıştır.
  • Seramik, 1000 ton/yıl ve üzeri ÇED yönetmeliğine tabidir.
  • Beyaz eşya boyama ile ilgili madde kapsamında tank hacmi artırılarak yönetmelik kapsamına alınmıştır.

Bizi muhteşem Avrupa düzeyine eriştiren ÇED yönetmeliğinde en çok komiğime giden avm ve golf sahası oldu daha okumadan, gözüme çarptığı anda. AVMler ÇED yönetmeliğinden muaf olmadıkları halde, ne kadar da çevreciler, ne kadar da zararsızlar öyle değil mi? Golf sahalarının da ÇED kapsamında olması beni ayrıca mutlu etti. Her ortalama gencin, en büyük aktivitesi değil mi golf? Ne de güzel olmuş, ne de işlevsel bir yönetmelik. Tam da Avrupa’nın “Türkiye çok çevreci oldu, alsak mı?” diyeceği bir uygulama çemberine girmişiz meğer.

Bitmeden ulaşıma açılan demiryollarına ne demeli? Ya rant kapısına dönüştürülen göllerle ilgili maddeye ne cevap vereceğim şimdi?

ÇED yönetmeliği bence gayet makyajlı. Gayet inandırmaya yönelik. Fakat gayet açık. Çünkü bu ülkede, Türkiye’de yaşıyorum, algılarım açık ve etrafımda ne olup bittiğini görebiliyorum. Ne acı. Ne yazık.

2015 hedefleri

Bazı arıtma tesislerinin denetimini online gerçekleştirdiklerine dikkat çeken Güllüce, yeni yıl içerisinde hepsinin bu şekilde yapılması için çalışacaklarını anlattı. Güllüce, gürültü kirliliği haritası çalışmalarının 2015’te tamamlanacağına işaret ederek, 397 mavi bayraklı plaj sayısını daha da yükseltmeyi, atık su arıtmalarına yönelik teşvikleri de artırmayı planladıklarını sözlerine ekledi.

Çevre ve Şehircilik Bakanımızın 2015 hedefleri beni hayal kırıklığına uğrattı. 2014 çevre yılı olduysa, 2015’in hedeflerinin bu denli kapsamsız olması şaşırtıcı. Yani önümüzde duran onlarca katli vacip proje varken, gürültü kirliliği mi bu yılın hedefi? Bir laf vardır halk arasında. Her kuşu öptük, bir leylek mi kaldı?

Avm’ler, HES’ler, şirketler; çevreye katli vacip tavırlar, bir değişik havalar, bunlar nasıl edalar?

Bakan iyiyiz diyor, dünyada bile iddialıyız diyor. Bakan çevre konusunda atılımlardan bahsediyor. Çevre ve Şehircilik Bakanımız, çevre konusunda ne illet bir yıl geçirdiğimizden haberi yokmuşçasına, çevre yılı oldu diyor. Çevre yılı dediği yılda, insanların öldüğünden, ağaçların kesildiğinden ve kesilenlerin yerine neler neler dikildiğinden habersizmişçesine bizi resmi makamından yazılı bir açıklamayla, evet, resmen kandırıyor. Kandırılıyoruz. Çevre yılı falan değildi 2014. Basbayağı soykırımdı, katliamdı, yıkımdı, yıkıldığımız yıldı.

Şimdi biraz geçmişe döneceğim. Bir gazeteci olarak maksadım; kamuoyunda ‘inandığım doğru ve gerçek bilgi algısını’ oluşturabilmek. Bu şartlar altında, içine düştüğümüz, düşürüldüğümüz bu çelişki dolu girdaba daha fazla tahammül edemeyeceğim. Hukuksuzluklar içinde boğulmadan önce bir uyarı: Lütfen kalp, tansiyon ve sinirsel rahatsızlıkları bulunanlar uzun uzun okumasınlar. Zira yazdıklarım; sinirleri titretebilir, uyku kaçırabilir, belki yüksek makamların alçak muhatapları ile ara bozucu bile olabilir…

Geçtiğimiz yılın Başbakanı, şimdi ise yeni Türkiye’nin yeni Cumhurbaşkanı olan Recep Tayyip Erdoğan‘ın geçtiğimiz Dünya Çevre Günü’nde (5 Haziran 2014) yaptığı açıklamayı hatırlayalım:

”Günümüzde çevre sorunları ve politikaları, ekonomide kalkınmada enerjide belirleyici etkiye sahip. Türkiye olarak biz de çevre sorunları konusunda fevkalade hassasiyet gösteriyoruz. Bizim çevreye bakışımız, batıdaki popüler çevreci akımlardan farklı. Biz çevreyi Allah’ın eseri ve emaneti olarak görüyoruz. Çevreyi korumanın bir lütuf değil yükümlülük olduğuna inanıyoruz.

İnsan şehri inşa ederken aslında taşın toprağın arasında kendisini inşa eder. Evet şehirle birlikte kendisini inşa eden insan, kendi varlığının ayrılmaz parçası olan tabiata asla sırtını  dönemez. Onun tahribine asla göz yumamaz. Bizim medeniyetimizde gereksiz yere tek bir dalın kırılmasına, tek bir çiçeğin koparılmasına rıza göstermeme anlayışı vardır. İçtiğimiz suyun, soluduğumuz havanın, bu bakımdan muhasebesini yapan, ölçüyü elden bırakmadan bir zihin dünyasına sahibiz. Mevzuat ve uygulama olarak çevre standartlarını ülkemizde de büyük ölçüde geçerli hale getirdik. Bir yandan geçmişin yanlışlarını düzeltmeye çalışırken, bir yandan da yeni projelerle tarihimize yakışır şeyler inşa etmenin çabası içerisindeyiz. Biz istiyoruz ki bu şehirlerde çocuklar, kadınlar, yaşlılar ve tüm halk huzur içinde yaşasın. Sadece betondan, asfalttan ibaret bir şehir; ruhu olmayan mekanik bir şehirdir.

Biz şehirlerimizin ruhu olmasını, özgün olmasını arzu ediyoruz. Amacımız şairlere, ressamlara ilham verecek şehirler inşa etmektir. Sadece ülkemizde değil, dünyada mimarlara mühendislere çevre plancılara esin kaynağı olacak şehirler kurmayı başardığımız gün medeniyetimizin yeniden yükseldiği gündür. Bakınız 1994 yılında, İstanbul’a belediye başkanı olduğumda, sokaklarında çöp dağları yükseliyordu ve İstanbul’u o zamanlarda bilenler tanıyanlar, onun musluklarından su akmadığını bilirler. Hava kirliliğinin ne durumda olduğunu gayet iyi bilirler. O güzel Haliç’in kıyısından geçmek mümkün değildi. İnsanı tehdit eden kokusuyla, suyunun rengiyle, içinde oluşan adacıklarla haliç’in ne olduğunu çok iyi bilirler. O aslında çevre katliamıydı. Şehrin silueti gecekondularla oluşuyordu. Biz kolları sıvadık. Önce belediye başkanı olarak, temizliği ele aldık. O çöp dağlarını ortadan kaldırdık. Ve o günlerde bazı gazeteler maske dağıtıyorlardı.

Hava kirliliği insan sağlığını tehdit eder hale gelmişti. Bütün evlere doğalgazı taşımak suretiyle o 4,5 yıllık başkanlık döneminde, 1 milyon 250 bin haneye biz doğalgazı ulaştırmış olduk. İstanbul susuzdu. Istranca Dağları’ndan 180 kilometreden dağları delerek su sıkıntısını gidermenin gayreti içerisine girdik. Bizden önce CHP belediyesi vardı. Yalova’dan su getirmek suretiyle, tankerlerle susuzluğu gidereceğini iddia ediyordu. Ancak Beşiktaş’ın su ihtiyacını giderebilirsiniz, sonra susuzluğa mahkum edersiniz. Sürekliliği hakim kılan biz olduk. O gün bugün, İstanbul’umuzun su sıkıntısı yok. Daha sonra Başbakan olarak İstanbul’u en huzurlu cazip şehirlerinden biri haline getirmek için adımlar attık. Refüjleriyle yeşiliyle ağaçlarıyla çiçeklendirmeleriyle örnek bir şehir haline geldi. Ankara da aynı şekilde. Bitti mi, yok. Yapacağımız çok iş var.

Hazırladığımız Ergene Havzası koruma planı ile, bu sorunu kökten çözüyoruz. Mesele Ergene’de arıtılan atık suların büyük bölümü CHP’li belediyelerin sorumluluğu altındadır. Onların yapmadığı işi de biz yapıyoruz. Benzer bir projeyi gediz için ortaya koyuyoruz. Biz hükümet olarak her alanda Türkiye’yi geliştirmenin büyütmenin çabası içerisindeyiz. Ancak hizmet makamındakilerinin bazılarının, işi gücü bırakıp milletin değerleriyle uğraştığını görüyoruz. Belediyecilik mi yapacaksın yoksa farklı alanlara mı gireceksin?

Bozguncular ne kadar uğraşırsa uğraşsın Türkiye’yi yolundan döndüremeyecektir. Hani böyle Gezicilerin havasına girmek suretiyle 12-13 ağaç söküldü, ‘Katliam yapıyorlar’ diye başlattıkları olayda, yaptıkları çevre katliamını kimsenin unutması mümkün değil. Taksim’de Dolmabahçe’de yaptıkları ağaç katliamı, hepsi ortada. Dozerle nasıl tahrip ettikleri ortadadır. Bunların derdi çevre mevre değil. Bunların adında çevre var. biz provokasyonların amacını gayet iyi biliyoruz. Bunlar tabii beyhude uğraşıyorlar. Sabırla kararlılıkla yolumuza devam edeceğiz.

Elinde molotoflarla, çevre için hazırlanmış bütün o kilit taşlarını sökmek suretiyle cam çerçeve indirenler, polisini vatandaşı yakanlar bunlar çevrecilikten bahsedebilir mi? Yaptıkları bu. İşte daha yeni, bakın yine bakıyorsunuz polis araçlarını yakıyorlar, deviriyorlar, adeta bunlar için günlük mesai haline geldi bu. Yolları kesiyorlar, işi gücü yok kanal açıyorlar araçlar geçmesin diye. Bunlar terörist mi desek eşkıya mı desek yol kesen mi desek her şey var burada. Destekledikleri siyasi partinin de bunlardan anlayış itibariyle farkı yok. İnşallah milletimizin hayır duasıyla, hedeflediğimiz zamanda biz o menzile ulaşacağız. Biz bu işin içinden geldik damdan düştük.

Bir katı atık depolamanın neler kazandırdığını iyi biliriz. Eskiden biz geldiğimizde vahşi depolamalarla millet aldatılırdı. biz geldik buralarda enerji üretiminden tutunuz da bunların hepsini üretmeye başladık. Bunu daha da geliştirmek suretiyle parklarımızın bahçelerimizin doğal gübre ihtiyacını karşılayacak istikamette çalışmalarımızı geliştiriyoruz. Şu anda enerji üretimi yaptığımız tesisler var. Artık özel de bu işin içine girmeye başladı. Ben tüm emeği geçenleri kutluyorum.”

Okurken sinirlendiğinizi, sonra da gülümsediğinizi tahmin ediyorum. Yalanlar, abartmalar, nefret söylemi içerikli konuşmalar. O kadar alıştık ki… Şimdi de günümüze, yaşadığımız yerlere; gerçeklere gelelim. Erdoğan’ın konuşmasının bütününe cevap verirsem eğer, belki tekrar yazmam güçleşebilir. Her zaman kendisinin, bakanlarının ve hatta belediye başkanlarının yaptığı gibi; delilli, raporlu sunmayacağım size bu konuşmaların doğru olmadığını. Çünkü Google arama motorunda çevreyle ilgili konuşmalarını dahi bulamıyorum sayın Erdoğan’ın. Bulabildiğim tek konuşması geçtiğimiz Haziran’da ve devamında Gezi Parkı’na savurduğu sözler.

Bozguncular dediği, çevre katliamlarına dur demek için yıllarını ekolojik mücadeleye adayan, saygıdeğer, bilimle ilgilenen ve birikimli insanlar. İşte biliyorsunuz, bunlar diyor ya hani, Ayşe teyze de geldi, Bakkal Hüseyin amca da. Bozguncu dediği, molotof atıyorlar dediği teyzeleri, emri ben verdim sözlerini unutmadınız, biliyorum. Berkin’in annesi sevgili annem Gülsüm Elvan’ı ne laflarla kışkırtmaya çalışıp başaramadığını da öyle.

İstanbul o gün bu gündür susuz kalmadı diyor. İstanbullu arkadaşlarım buna ayak parmaklarıyla gülüyor. Bütün evlere doğalgaz götürdük diyor, bedava kömür için insanlar ölüyor. İnsanlar oylarını satıyor, insanlar bedava kömür çıkarılan madenlerde güvencesiz çalıştırılıyor, devlet bir hak ihlaline daha imza atıyor.

Şimdi gündemde İztuzu plajı var. Olayın dikkat çekici boyutu hukuksuz kazanılan ihale deniliyor. Net bilgi toplamadan aktarmak istemem fakat, ateş olmayan yerden duman çıkmazmış da derler halk arasında…

Devlet adı kara lekelerden oluşan bir kötü kuruma döndü. Devlet, Türkiye’de ve dünyada, insan hakkı ihlallerinin tek failidir.

Süleyman Demirel’i hatırladım şimdi ne olduysa.

”Meseleleri mesele etmezseniz ortada mesele kalmaz.”

”Genelevleri kapatalım da millet bizi mi öpsün?”

Bu iki cümleyi iyi okuyun. Çünkü “adam” haklı dostlar. Öpülüyoruz, hissettirmeden yapılıyor. Beceriyorlar çevremizi ve bunu biz uyuyorken yapıyorlar. Ama uyandık, bundan sonra gözümüz açık, meseleler meselemiz. Meseleleri bitireceğiz. Köküne ineceğiz, gerekirse “in”lerine gireceğiz. Çünkü biz çevreciliğimizin yanında çokça da hayvanseveriz. Hepinize iyi ve bol yeşilli bir hafta dilerim…

Başlık Görseli: Isaac Cordal / ‘Politikacılar küresel ısınmayı tartışıyor’