Bir filozof olan Deleuze’un aktarmaya çalıştığı fikirlerin doğanın bir parçası olan Banyan ağacında bulunabileceğini söylemek elbette cüretkar olarak nitelenebilecek bir fikirdir. Oysaki imgelerin imgeleri, göstergelerin göstergeleri beslediği çağımızda Deleuz’un özellikle altını çizdiği “oluş”a bir gönderme olarak da okunabilir. Hatta bu gönderme yakın zamanda yaşama veda eden Ursula’ya da çıkacaktır.

Anlatmaya hangisiyle başlayacağımı tam olarak kestiremesem de önceliği, Deleuze’den ve Ursula’dan çok daha eskilere dayanan Banyan ağacına vermek istiyorum. Banyan ağacı, Hindistan’a özgü, bir yerde Budist düşünceyi de beslemiş bir ağaç. Bir tür incir ağacı olan Banyan ağacını özel kılan köklerinin havada olmasıdır. Ağaç dalları, toprağa doğru gelişerek yeni bir gövde oluştururlar ve bir ağaçtan bir orman olabilecek kadar büyüyebilirler.

Banyan Ağacı ve Deleuze

Deleuze, kendi felsefesini oluştururken İlkçağ felsefecileri, Descartes, Nietzsche, Spinoza gibi düşünürlerin kavramlarından yararlanarak kendi bakışını yaratmıştır. Bu, tıpkı Banyan ağacının dallarından gövdelenen yeni bir ağaç oluşmasına benzetilebilir. Tıpkı her filozofun da yeni bir kök/ağaç olarak Banyan Ağacı dalı olabileceği gibi.

Banyan Ağacı ölümsüzlüğü simgeler ve yaşam ağacı olarak da adlandırılır. Aslında sanatın ve edebiyatın oluş savlarından birinin ölüm ve ölümsüzlük olduğunu düşünerek bile Deleuze bir köprü kurulabilir. Bu köprünün Deleuze tarafına geçildiğinde orada felsefeyi ve dünyayı algılamamızı belirleyen kavramlara dair yeni bir soluk bulunur. Bu soluk, farklılıklara ve çeşitliliğe olanak tanır. Deleuze, yeni gövdelenmiş bir dal olarak insan düşüncesinin gelişmesinde tıpkı sıcak ve bunaltıcı bir havada serinlemek için kaçılan bir ağaç gölgesidir.

Aynı zamanda Deleuze’un anlatmaya çalıştıklarının cisimlenmiş halinin de Banyan Ağacı’nda bulunabileceğini akla getirmek mümkündür. Bir Banyan Ağacı/Ormanına bakmak, Deleuze’un felsefesinde, organik olarak anlatmaya çalıştığı düşüncenin dile gelmiş haline bakma etkisi yaratabilir.

Dalların Kökleşmesi

Baker’in çevirisiyle Deleuze’in söylediği, “Kuşkusuz, bu şu ya da bu kavramı oturup imal etmeye benzemez –sanki şu ya da bu kavramı bir filozof oturup, hadi imal edeyim diye işe kalkışması saçmalıktır… Tıpkı bir ressamın, günün birinde hadi şöyle şöyle, böyle böyle bir resim yapayım demesinin saçma olacağı gibi… Bir zorunluluk olması gerekir… Başka türlü, ortada hiçbir şey yoktur.”**

Eminim ki o koca gövdeli Banyan Ağacı da şuradan buraya inip kökleneyim dememektedir. Ama onun tohumlanmasına yardımcı olan hayvanlar, düşüncelerin kendiliklerinin zaruriliğinin beslenmesidir.

Aynı zamanda kökleri havada olan bu ağaç, bildiğimiz toprağın içinde kökleri gelişen ağaç imgesini de ters yüz eder. Bu biçimiyle de Deleuze hatırlatmaktadır. Bu hatırlatma Deleuze’un üstünde durduğu yapıbozumudur. Statükonun yani mevcut düşünce biçimlerinin artık katılaşarak oluştuğu görünür hale gelmiş yapıların bireyi zapettiği o yerden çıkmasını olanaklı kılan bir kapıdır.

Banyan Ağacı Statükonun Da Bir Resmini Sunabilir

Banyan Ağacı çevresindeki yapıları içine alarak kaybedecek kadar büyüyebilir. Tayvan’da terk edilmiş tuz madenleri ele geçirişi, turistik bir öğe olarak ziyaretçilere sunulmuştur. Bu da tıpkı yine oluş’un katılaşmış, statik halini hatırlatır. https://gaiadergi.com/banyan-agaclari-terk-edilmis-tuz-ambarlarini-kusatiyor/

“Tolkien da aynı şeyi yaptı; bir yüzük buldu, o zamandan beri kaybetmeye çalışıp durduğumuz bir yüzük…”*** der Ursula sadece Tolkien’in yüzüğü değil, kendisinin Mülksüzler’deki duvarı da kaybetmeye çalıştığımız bir şey olarak varlığını sürdürmektedir.

Kadınlar, Rüyalar ve Ejderhalar kitabında ejderhalardan neden korkulur? diye soran Ursula’nın ejderhalarına Deleuze’in gözlüğü ile bakılırsa orada, insanın yaratıcı yanı, hayal gücü görülecektir. Aslında tüm imkanda biraz oradadır. Bu nedenle statükonun artık kalıplaştırdığı bakış, o dirimi bir ejderha imgesiyle hatırlayarak bir ürküntüye kapılır.

Banyan’ın, ezberletilen doğruyu -havada köklenerek, bilinen ağaç imgesinin tersine çevirerek- sarsmasında dirimi görmek mümkünken, katılaşıp, bir yapıyı yutmasında da statükoyu görmek de mümkündür. Deleuze’un düşüncede açtığı imkana Mülksüzlerin odoculuğuyla yaklaşılabileceği gibi Banyan ağacı imgesinden Deleuze ve Ursula’ya doğru yol almak ya da tam tersi yani Deleuze ve Ursula’dan bakıp, Banyan ağacının imgesine ulaşılabilir.

Deleuze’un felsefesine dalmak ya da Ursula’nın okuruna miras bıraktığı yapıtlarının düş dünyasında dolaşmak, bir yerde ikisi de bir Banyan ağaç/ormanında tatlı bir uykuya dalıp, güzel düşler görmek gibi.

*http://www.sanatteorisi.com/sanatteorisi.asp?sayfa=Makaleler&icerik=Goster&id=2709

***Ursala K. L. Guin. Kadınlar Rüyalar Ejderhalar. Hazırlayanalar: Deniz Erksan, Bülent Somay, Müge Gürsoy Sökmen. Metis Yayınları. Altıncı Basım 2013, İstanbul.