Deliliğin iltifat kabul edilmesi gereken bir dünyada yaşadığımızı düşünüyorum. Zira, bakışlarını sınırlı açıların biraz dışına çıkarmış herkese en az bir kere yapıştırılmıştır bu etiket. Üstelik sadece bizim çağımızda da değil. Tarihe adını kazımış, buluşlarını kullandığımız, yazdıklarından alıntılar yaptığımız, resme hiç ilgimiz olmasa da tablolarını görünce ona ait olduğunu anladığımız insanları düşünün. Her biri kendi çağları için birer deliydi. İpe sapa gelmez şeylerin peşinden koşuyor, sanki başka bir gerçeklikte yaşıyorlardı. Pek de umurlarında değildi aslında etrafındakilerin onlara hayali bir deli gömleği giydirmesi. Bu insanların deli olmasından rahatsız olanlar, “Sen delisin!” diyen insanların ta kendileriydi. Rahatsız oluyorlardı, çünkü aralarında “farklı” istemiyorlardı. Sürüde marjinalliğe yer yok! Kimmiş o marjinal? Ben değilim. Siz öyle misiniz?

Bu dünya medeniyetinin adı marka olmuş nadide insanlarını bir kenara bırakırsak, her birimiz kendi hayatımız için birer sanatçıyız, icatçıyız. Kendi yaşamımızı tasarlıyor, besteliyor, çizip boyuyoruz. Yaşamak eyleminin bir sanat, bir üretim olduğunu fark ettiğinizde dikkat! Marjinalliğe bir kala… İp nerede kopuyor?  Yaşam tablonuzu çizerken sonsuz ihtimalde bir serbestliğe sahip olduğunuzu fark ettiğinizde… Yani hayatını şöyle yaşamalısın, şunları yapmamalısın gibi sınırların hayali olduğunu fark ettiğinizde… Tıpkı kuralların hayali olduğunu fark edip kendini gerçekleştiren fütüristler, kübistler, ne bileyim daha bir çokları gibi… Kilisenin karşısına geçip, “Dünya yuvarlaktır!” diyen Galileo gibi… Diyorum ki, hepimiz kendi hayatlarımızın Galileo’suyuz bence. Bence mi? “Benceyse sorun yok.” derler. “Sen kenarda düşün. Yeter ki harekete geçme!” Hayır efendim, bir gidiniz lütfen. İşte tuvalim, işte fırçam. Hayatımı boyayacağım müsaadenizle. İşte o an yapıştırıverirler etiketi. “O zaten hep deliydi biraz.”

Nereden geldik buralara? Bize her gün bayramdı. Oradan geldik. Mesela deli olmanın bir faydası da bu olsa gerek. Kaç gün bayram yapabileceğinizi siz seçebiliyorsunuz. Benim dünyam, benim gerçekliğim. Hop, şuraya da bir bayram çizelim!

Şimdi bunların hepsi çok güzel de bir pürüz var. En nihayetinde, “İnsan sosyal bir hayvandır.” derken Aristo çok da yanılmamış. İnsan istiyor ki kendi gibi deliler görsün. Tanışsın, kaynaşsın. Deliler ve kendini deli hissedenler, psychedelic çok güzel gelsenize?

Psychedelic müziğin sınır çizmeyen ritmini bu kez Attaleia Müzik Festivali ile yaşayacağız. Hem de Antalya, Köprülü Kanyon’da! Ne zaman mı? Tam “bayram”dan sonraya kondurduğumuz bayramda. Peki bu çiçeği burnunda festivalin organizatörleriyle kısa bir sohbete ne dersiniz?

Etkinlik sayfasında “Bu bir Psychedelic Forces etkinliğidir.” yazıyor. Öncelikle, nasıl bir oluşumdur bu Psychedelic Forces bize biraz bahseder misiniz? Daha önce gerçekleştirdiği etkinlikler var mı?

Özen Turan: Psychedelic Forces’ın ilk organizasyonu Attaleia Psytrance Gathering’dir. Üç yıl önce Uzak Doğu’ya yaptığım geziden sonra yaşadığım bir aydınlanmanın sonucudur. Tek çıktığım bu yolculukta benim gibi aynı yolda olan insanlarla birleşerek Attaleia Festival’in oluşturduğu kompozisyonun ve hayalin ışık işçilerini oluşturuyoruz. Bizler, bu yaktığımız ışığı ve enerjiyi dünyanın her yerinde yakmak için bir araya gelen işçileriz. Bu konunun genelinde, zihnimize düşen hayalin Psychedelic Forces ile gerçekleşebileceğine inandığımız içindir bu yola çıkışımız.

Bu festivali yapma kararı nasıl alındı? Nereden doğdu?

Seyfullah Kalay: Ülkemizde yıllardır psychedelic buluşmalar, partiler halihazırda yapılıyor ama bana göre bu coğrafya ve kültürel birikim psychedelic müzikle dünyaya yeterince tanıtılmıyor. Bizim sahip olduğumuz kültürel miras zenginliğine sahip olmayan ama festivallerini dünyaya tanıtan, isimlerini duyuran ülkeleri gördükçe bizim bu konuda çok yetersiz ve çok geride kaldığımız düşüncesindeyim.

Geçen sene bu festival kompozisyonunu düşünürken ve planlarken festivalin yapılacağı coğrafyanın iklimi, bölgenin tarihi ve kültürel alt yapısı ilk önceliğimiz oldu. Bu doğrultuda festival ismini seçtik ve bu yola çıktık.

Attaleia Festival bu yıl ilk kez yapılacak. Ancak geçen aylarda bir Ağva’da outdoor, bir de yakın zamanda indoor olmak üzere iki pre event yaptınız.  Bir değerlendirme yapacak olursanız, sizce bu etkinlikler nasıl geçti? Tecrübe ettiğiniz neler oldu?

Seyfullah Kalay: Aslında bu yıl ocak ayında, yaptığımız, Psychedelic Forces adına Attaleia organizasyonlarının doğduğu ve şu an ki ekibin birleştiği ilk etkinlik Sarsala Koyu Psytrance buluşmasıdır. (Mart ayında Sarsala Koyu’nda düzenlenen etkinliğin bizimle alakası bulunmamaktadır.) Ayrıca Sarsala buluşması benim ilk psychedelic etkinlik tecrübemdir. Daha önce şamanik buluşmalar ve çeşitli kamplar düzenlesem de hayal ettiğim ve aradığım enerji ile ruhu ilk kez Sarsala’da yansıtmaya çalıştım.

Ağva’da gerçekleşen etkinliğin enerjisi hepimizi büyüledi. Katılım beklentimizin çok üstündeydi ve aldığımız dönütlerin hepsi olumlu yöndeydi. Durumun böyle olması bizi ayrı bir cesaretlendirdi. Beraberinde, festivale daha sağlam adımlarla hazırlanmamıza vesile boyutunda bize çok güzel bir tecrübe de oldu.

Indoor partiyi acele bir şekilde organize edip gerçekleştirdiğimizi itiraf etmeliyim. Fakat kısa süre içerisinde ulaştığımız kitle ve partinin enerjisi hala içimde. Etkinlikten sonra, “Neden daha önceden planlamadık?” sorusunu kendime sormadım değil.

Malum, festival yapmak büyük bir işbirliğini gerektiriyor. Bu noktada size yardımcı olan ekipler/ insanlar var mı?

Seyfullah Kalay: Başta dekorları ile bizi yalnız bırakmayan Ayata Festival, bizi hem maddi olarak hem de ekipman olarak destekleyen fakat gizli kalmayı tercih eden bir dostumuz ile saymakla bitmez kocaman bir gönüllü ekibimiz var.

Peki festivalde bizi nasıl bir müzik tarzı bekleyecek? Ağırlıklı şu diyebilir misin, yoksa herkes için bir şeyler olacak mı dersin? Line up’ ta kimler var?

Dj Ozi Soulfly: İki sahnemiz olduğunu belirterek sorularınıza cevap vermeye başlayayım. Özellikle ağırlık verdiğimiz bir müzik tarzı yok.  Psychedelic müzik ile beraber Chill&Techno sahnede alternatif elektronik müzik tarzlarından soundlar da etkinlikte ruhlarımızı doyuracak.

Line up’ta uluslararası boyutlarda tanınan prodüktörlerden Talamasca , Tropical Bleyage , E-mov , Nirmal bizlerle olacak. Bunlarla beraber Türkiye’nin önde gelen ve sevilen sayılı prodüktörleri ve dj’leri de bu etkinlikte bizlerle beraber olacaklar.

Söylemeden geçemeyeceğim yer seçiminiz bir harika. Merak edilen bir konuysa festivalin tam bayram sonrası, hafta içi olması. Tarih seçimlerinde mekanın etkisi var mı? Neden festivali hafta içi yapmayı tercih ettiniz?

Seyfullah Kalay: Önceki sorularda da dediğim gibi bu kompozisyonun olmazsa olmazları yer, mekan ve kültürel miras. Bu yüzden mekandan ve yerden taviz veremezsin. Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve bayram tatili dolayısıyla iki tarih arasına sıkışmak zorunda kaldık. Bu katılımcı sayısını elbette etkileyecek ama başladığımız projeden taviz verme lüksümüz yok.

Peki Attaleia Festivali her yıl yapılmayı planlıyor musunuz veya sadece bu yıla dair mi planlarınız?

Seyfullah Kalay: Evet planlıyoruz. Kağıt üzerinde olan bu planımızı Sarsala buluşmamızdan sonra aktif hale getirdik. Bu sene olduğu gibi outdoor etkinlikler ve belli şehirlerde düzenli olarak pre eventler yapacağız. Attaleia Psytrance Festival’i haziran ayında aynı lokasyonda bir klasik haline getirme hedefimiz var. Bir de projemizi yetiştirirsek önümüzdeki yıl Ukrayna’da uluslararası bir outdoor etkinlik yapmayı planlıyoruz.

Katılımcılara festivalle ilgili söylemek istedikleriniz var mı?

Umut Buğra Mızrak: Katılımcıların enerjisi festivalin en önemli kriteri. Onlara inanılmaz bir deneyim yaşatacağımızdan yana şüpheleri olmasın.

Son bir soru, psychedelic kelimesi size ne ifade ediyor? “Psychedelic bir etkinlik yapıyorum, çünkü…” cümlesini nasıl tamamlardınız?

Seyfullah Kalay: Psychedelic bir etkinlik yapıyoruz çünkü yıllar önce şamanik kamplarla başlayan ve oluşan başta benim, şimdi ise ekip olarak ortak hayalimizi ve hedeflerimizi kitlelere ve dünyaya ulaştırmak için çıktığımız yol psychedelic sahnenin kendisidir.