Yeşil Yol çalışmaları tekrar başladı, projeye karşı açılan davaya bilirkişi raporu girdi ama karar çıkmadı.

Karadeniz Bölgesi’nde 8 ilin yaylalarını birbirine bağlayacak 2 bin 600 kilometre uzunluğundaki Yeşil Yol Projesi’ne karşı doğal yapıyı korumak amacıyla açılan dava dosyasına bilirkişi raporu girdi. Orman sınırı üzerindeki çayır ve meraların ekolojik açıdan büyük öneminin olduğunu vurgulayan bilirkişi, sağlıklı mera ekositeminin dağ alanlarındaki toprak ve su kaynaklarının sigortası olduğuna dikkat çekti ve yol yapımının durdurulması gerektiğini belirtti. Ancak Yeşil Yol projesi çalışmaları 1 Haziran’da tekrar başladı.

Davanın avukatlarından İbrahim Demirci bir an önce durdurma kararı verilmesi gerektiğini belirterek uyarıyor: “Bu davalarda korunmak istenen doğadır. Orman kesilip yıkıldıktan, meralar dozerle yarıldıktan sonra verilecek kararın bir anlamı olmayacağını haykırıyoruz. Acilen ve derhal davalardaki taleplerimize yanıt bekliyoruz: Yargının Fırtına vadisine, Kaçkar dağlarına vaki tecavüzleri def etmesini istiyoruz. “Dozerler hızlı, yargı çok yavaş.” Bölge sakinleri Rize Çamlıhemşin’de Ayder Yaylası, Aşağı Kavron, Yukarı Kavron, Samistal Yaylası arasında ve Kış Sporları Merkezi’ne yeni yol ve yol genişletme projesine izin verilmesine ve Doğu Karadeniz Turizm Master Planı kapsamında belirlenen “Turizm Yolu Güzergâhı’na Samistal Yaylası-Yukarı Kavron 8 buçuk kilometre uzunluğundaki turizm yolu bağlantısı yapılmasına karşı dava açtı. Bölge sakinleri söz konusu yaylaların hem doğal sit alanı hem de Kaçkar Dağları Milli Parkı içinde yer aldığını anımsatarak yol çalışmalarının tamamlanmasıyla artacak turizm talebi karşısında yaylalarda doğal yaşam alanlarını tahrip edeceğini ve çevrenin kirleneceğini belirtti. Önerilen yol güzergâhıyla mera alanlarının 2’ye bölündüğünü belirten bölge sakinleri, bu yüzden yaban hayatın zarar göreceğine de dikkat çekti.

‘Doğa bunu affetmez’

Ancak dava sonucu belli olmadan Yeşil Yol İnşaat çalışmalarına 1 Haziran’da tekrar başlandı. Gazetemize konuşan İbrahim Demirci “Bilirkişiler dava konusu projelerde; neden ve hangi kapsamda kamu yararı olmadığını, planlama ilke ve esaslarına aykırılığı açık bir şekilde, bilimsel veriler ve değerlendirmelerle izah ettiler. Üstün kamu yararının; bölgenin, hiçbir inşai faaliyete konu olmaksızın mutlak surette korunması gerektiğini bildirdiler raporlarında… Bu raporlar, halihazırda 3-4 aydır yargıçların önünde ve tozlu raflardan indirileceği günü bekliyoruz. Tüm bu çalışmaların, projelerin durdurulması için yargının elinde yeterinden fazla bilgi/belge ve delil mevcut. Merayı/yaylaları parçalayan, ormanı yok eden, tulumun sesini boğan, horanın ahengini bozan yol çalışmalarının hukuka aykırılığı gün gibi aşikârken; yargıçların, karar vermekte bu denli tereddüt etmesini kabul edebilmiş değiliz. Yaylalarda yol çalışmaları başladı… Dozerler hızlı, yargı çok yavaş!. Geç gelen adalete, bizler adalet desek bile, doğanın bunu affetmeyeceğini biliyoruz.”

“Heyelan olur”

Davaya giren bilirkişi raporunda da bölgeye ilişkin çarpıcı ifadeler yer aldı. Raporda Fırtına havzası ve büyük bölümü bu havza içerisinden yer alan Kaçkar Dağları Milli Parkı özellikleri nedeniyle Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) tarafından dünyada korunması gereken 200 ekolojik bölge arasına alındığı anımsatılarak Avrupa’da da acil korunması gereken 100 ormandan biri olarak belirlendiğine dikkat çekildi. Bilirkişi raporda özetle şu ifadelerde bulundu: “- Bilimsel incelemeler neticesinde dava konusu alanda ve elbette ki benzeri diğer hassas alanlarda ekosistemi parçalamakta olan başta yol faaliyetlerine izin verilmemesi; bu değerlendirme itibarıyla da bu alanda yol yapımının durdurulması gerekmektedir. – Dava konusu işlem jeolojik açıdan incelendiğinde, bölgenin yüksek topoğrafik kotlarda olması, yüksek yağış alması, donma-çözülme olgusunun sık sık tekrarlanması sonucu kayaçlarda ileri derecede bozunmaların olması, yamaç eğimininin yüksek olmasının yol güzergâhı boyunca yapılacak kazılarda yer yer heyelanların meydana gelmesine sebep olabileceği tespit edilmiştir. Ayrıca yol güzergâhının buzul gölleri havzasına yakın olması jeolojik miras olarak korunması gereken buzul oluşum alanlarının bütünlüğüne zarar verecektir.”

Haber: Hazal Ocak / Cumhuriyet
07.06.2018

Alıntı