Burak’ı tanıyıp da sevmeyen birine rastlamadım. Bir tek devlet sevmedi onu bir de şirketler. Öyle ya sonuçta devletin şirketlerle el ele yaptığı her türlü kötülüğe karşı sesini yükselten, devleti ve şirketleri rahatsız eden biri idi.

Bu yüzden Burak’ı terör davasına bile katmıştı devlet. Gezi direnişi sırasında gaz bombaları yüzünden ölen hayvanlar için yaptığı eylem yüzünden.

Ayrıca Burak bir anti-militaristti. Anti-militariste terörist yakıştırması yapan, en cahil devlet olma ödülünü hiçbir devlete bırakmamışlardı. (2012’de anarşistleri ‘örgüt’ olarak yargılamaya kalkarak tüm dünyayı kendine güldürmüştü aynı devlet)

Hakkında birden fazla bomboş ama can sıkan dava vardı.
Askere gitmeyi reddettiği ve savaşların bir parçası olmadığı için devlet tarafından ‘sosyal ölüm’e mahkum edilmişti.
Sigortalı olarak çalışması yasak.
Tüm banka hesapları blokeli/hacizli
Seyahat ettiğinde hakkında tutanak tutuluyor.
Bir otelde kaldığında gece 3’te polis/jandarma gelip hakkında tutanak tutuyordu.

Burak sosyal manada zaten devlet tarafından öldürülmüştü. Hayatı ise gittikçe zor hale geliyordu. Bu kadar fazla sorunla mücadele ederken hayvanlar ve zulüm görenlerin hakkı için mücadele ediyordu. Birçok insan sadece kendi derdindeyken…

Şimdi devlet mutludur. Şimdi orman ve hayvan düşmanı şirketler memnundur. Artık katliamlarınıza, cinayetlerinize karşı ses çıkaranlar bir kişi daha azaldı. Bu dünya zaten bizim değil bizleri sömürenlerin dünyasıdır.

Sömürenler ne ölmemize izin verir ne kurtulmamıza. Sömürü bir düzendir. Ses çıkmaması gerekir sömürülenlerden ki sömürenler zulmüne devam edip lüks yaşamlarını sürdürebilsin. Şirketler ve devlet zevk-i sefa içinde yaşarken bizler ölmeye ve sömürülmeye devam ediyoruz. Burak, bu rezil dünyaya çok çok fazla bir yürekti. Her manada…