Türkiye’yi bütünüyle ilgilendiren konular hakkında haber yapan yayın kuruluşlarına sansür, çalışanlarına soruşturmalar ard arda geliyor. Bu durum adeta basın özgürlüğü denilenin, Türkiye’den kaçak yollarla Avrupa’ya gittiğini düşündürüyor.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Terör ve Örgütlü Suçlar Bürosu, Özgür Gündem gazetesinin eş genel yayın yönetmenleri dahil 19 çalışanı hakkında “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle soruşturma başlattı. Nokta Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni ile Sorumlu Yazı İşleri Müdürü, kapak haberi ile “halkı hükûmete karşı silahlı isyana tahrik ettikleri” gerekçesiyle tutuklandı.

Bazı “uzak” yerlerde sokağa çıkma yasakları var. Biz o civarlardan pek haber alamıyoruz. Çünkü ana akım medya uzaklardan bizlere sadece “terör örgütüne yapılan operasyonları”, “ölü ele geçirilen teröristleri” veya yapılan “yolları” gösteriyor. Ana akım olmayan ve gerçekleri “yurdu bölmeden” haberleştirmeye devam eden medyalar da kapalı.

Bakınız; Dicle Haber Ajansı ve  adıyla yaşayasıca Özgür Gündem kapatıldılar; Sendika.org ise 8 kere engellendi ve yine de pes etmeyerek adres çubuğunda ufak bir değişiklikle haber vermeye devam etti. Jiyan, direnisteyiz.org, Jinha, Nokta Dergisi gibi pek çok basın kuruluşu kısıtlandı. Kısıtlamalara rağmen hâlâ pek çok gazete haberinde kaynak olarak DİHA görebilirsiniz. Engellemelerin sonu gelmeyeceği gibi basını yıldırmadığı da ortada. Ancak bu baskıcı, zorba ve agresif tutum ile nereye gidiyoruz?

Evet, buralarda bir basın özgürlüğü olacaktı, olmalıydı. Siz görebiliyor musunuz? Belki sarayın muhteşem pırıltısı nedeniyle gözümüzden kaçmıştır ya da acaba basın özgürlüğünü yanlış mı tanımladık? Neydi sahi, basın özgürlüğü?

Elektronik, basılı medya veya basın vasıtasıyla görüş ve düşüncelerini açıklayabilme ve yayabilme hakkı, şeklinde tanımlayabileceğimiz basın özgürlüğü ve kısıtlanma şekilleri ülkelere göre değişkenlik gösterir. Türkiye’de basın; hem sansüre maruz kalıyor, hem de otosansür mecburiyetinde hissettiriliyor. Biraz daha yüksek bir irade ve ideal çizgisine sahip olanlar otosansüre değil direkt yasal sansüre maruz kalırken, iradesi ve idealleri düşük seyredenler nabza göre şerbet vererek piyasada tutunuyor. Buna da otosansür deniliyor.

Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü‘nün 2015 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi‘ne göre Türkiye 180 ülke arasında 149’uncu. 

Bu şartlar altında basın özgürlüğünden söz etmek pek de mümkün değil. Ama önemli bir nokta var, nabza göre şerbet vermek çok kısa vadeli bir davranış ve asla çözüm değil. Yılmamak, pes etmemek inadına mücadele etmek gerek. Kapanmak, batmak ve üzülmek pahasına. Bir gün sevinmek için, ebedi özgürlük için değmez mi dersiniz?