Jane Harper’ın etkileyici bu ilk romanının anlatımına geçmeden pekiştirici olması açısından önce yazardan ve romanının başarısından kısaca bahsedelim. Jane, Manchester doğumlu olmakla birlikte ailesiyle birlikte Avustralya’da yaşadığı süre zarfında Avustralya vatandaşlığı da aldı. Gençlik yıllarında ailesi ile birlikte İngiltere’ye dönüp tarih ve İngilizce eğitimleri aldı. Mezuniyeti sonrası gazeteciliğe yönelen Jane, Hull Daily Mail gazetesinde çalışmaya başladı. 2008 yılında Avustralya’ya döndükten sonra Herald Sun’da çalıştı.

Bir kısa hikâye başarısının ardından yaratıcı yazarlık eğitimi de alarak ilk romanı olan Kurak’ı edebiyat dünyasına kazandırdı. Bu eserle Jane, Basılmamış Kitap dalında Victorian Premier Edebiyat Ödülü’nü, En İyi Kitap dalında Avustralya Kitap Endüstrisi Ödülü‘nü, Indie Kitap Ödülleri‘nden hem En İyi Çıkışı hem de Yılın Kitabı ödüllerini almış, ayrıca Amazon Ocak 2017 en iyi kitabı seçilmiş ve New York Times çok satanlar listesine girmiştir.

Peki bu kadar ses getiren bu ilk roman Kurak neydi? Kurak için kısadan kestirip bir suç romanıdır demek gerçekten de haksızlık olacaktır. Başlıkta da belirtildiği gibi, sırları büyük kendisi küçük bir kasabanın bir cinayetle sınanmasıdır Kurak. Kuraktaki susuzluğu iklimin bir “arka plan” şeklinde Avustralya’nın anlatılması olarak görüyoruz. Kuraklık bütün kitap boyunca kasabanın karakterine işlemiş olsa da olaylara yön veren bir unsur olarak kullanılmamış. Daha çok sinirleri geren ve insanların sınırını zorlayan etken olarak işlenmiş. Ama her sahne sonunda susayacağınıza garanti ederim. Yazar kitap boyu bizi hem susatıp hem peşinden koşturmayı başarmış. Romanı bu kadar başarılı kılan da son sayfasına kadar bu tempoyu düşürmemiş olması zaten. Her adımda bir sonraki adımın soru işaretleri ve yeni açmazlarla sonucu sürekli gözümüzden kaçırıyor yazar.

Olaylar örgüsünü kasaba ekseninde o kadar başarılı kuruyor ki herkese takacak kulp buluyorsunuz hikâye boyunca. Belirtmeden geçemeyeceğim tek nokta sanırım karakter analizleri olacak. Şöyle ki karakterler ve kişilik özellikleri bir nebze aktarılsa da bazı önemli detaylar karakterler sahneye çıktıktan çok sonra belli edilmiş. Örneğin Karen ve Aaron karakterlerinin sarı saçlı olduklarını hikâyenin ortalarında öğreniyoruz. Bunun dışında ufak tefek detaylar hariç yazar okuyucularına çok fazla kafa karışıklığı yaşatmamış diyebiliriz.

Hikâyemize geçecek olursak Avustralya’da geçen bir olaya odaklanıyoruz yazarın kaleminden. Giriş sahnesinde yazar, Avustralya düzlüklerinin o kavurucu sıcaklığını üzerine bir de kuraklık ekleyerek bütün rahatsız ediciliği ile gelip okuyucunun yüzüne vuruyor adeta.

Roman; bir cinayet sonrası iki ceset, kavurucu sıcak ve kurt sinekleri ile karşılıyor bizi ve ardından cenazeye uzanmamızla ile de başlatıyor hikâyesini.

Aaron Falk, 20 yıl önce terk ettiği kasabası Kiewarra’ya arkadaşı Luke ve ailesinin cenazesine katılmak için geri dönmüştür. Aaron, 18 saat sonra kasabadan ayrılmayı planlasa da karısı ve çocuğunu öldürüp ardından intihar eden Luke’un bunu gerçekten neden yaptığını ya da yapıp yapmadığını öğrenmesi gerekecektir. Bu soruların peşine düşen Aaron, kendisini 20 yıl önce bu kasabadan uzaklaştıran sırları ve sorunları da ardı sıra getirmiştir. Aaron ile birlikte hem geçmişin karanlık sırlarının hem de Luke ve ailesinin izini süreceğiz roman boyunca. Uzandığı her ihtimalde bir sırra, her sırda da başka bir sonuçsuzluğa çarpan Aaron Falk’ın bu macerasını soluksuz okuyacağınıza eminim.

Bu yayını Türkçeleştirdiği için İthaki Yayınları‘na teşekkür ediyor sizlere de iyi okumalar diliyorum.