Sacral Çakra, Sankritçe’de Svadhisthana olarak geçiyor ve “bireyin kendi merkezi” anlamına geliyor. Testisler ve yumurtalıklarla ilgileniyor genellikle ve göbeğin ortasıyla sakrumun üst kısmında yer alıyor. İlişkiler, şiddet, bağımlılıklar bu departmanın işleri. Endokrin bezi olarak adrenalin, içsel eylem olarak hissetme, dışsal eylem olarak üreme, mental yön olarakta yaratıcılık ve duygusal eylem olarakta mutluluk gibi çok kritik olayları kapsayan enerji tekerleğine bakalım bir.

Bu teknik bilgilerden sonra biraz kendimize dönelim. Entelektüel olarak konuşmak ne işimize yarıyor (?) Zihinsel olarak söylediğimiz, anladığımızı sandığımız kelimelerin anlamlarını idrak ettik mi? Hayır. Aa, ikinci çakra yaratıcılıkmış, mutluluk duygusu ve neşeymiş. Nasıl oturdu içimizde? Sadece zihinsel bir bilgi olarak mı? İçsel konuşmalardaki yeri ne oldu. Dirençlerden geçip de bizde bir “anlayış” idrak haline geldi mi? İşte konu burada başlıyor çünkü farkındalığımız yerlerde. Modern insan, genelde entelektüel olarak işliyor her şeyi. Batı komple böyle değil mi? Evreni ve bedeni, yaratılışı, ilişkileri sadece zihinle anlamaya çalışan bir ayaklı beyin.

İki tane merkez aktif çalışıyor, birisi zihin birisi de beden, fizik merkezi ve cinsel merkez. Tüm uyarılar bunlardan geliyor. Cinsel merkezimizle ilgili gözlemlerimiz var mı? Birileri yazmış, yukarıdaki teknik bilgileri, peki bu bedeni almış varlıklar olarak bizim farkındalığımız nerede? Bedenimizdeki olayları nasıl fark edeceğiz? Doğu bu anlam arayışlarına yönelik birçok yol geliştirmiş kendi içinde. Buda şöyle demiş “Gözleri açıkken göremeyenler, gözlerini kapadığında da göremezler.” Buda neyi görmekten bahsetmiş acaba?

İkinci çakra ya da adına ne derseniz deyin, cinsel enerjilerimizin merkezi. Cinsel enerji denilen şey yaratım gücüdür, potansiyelidir ve doğada nötr bir halde bulunur. Biz bunu bayağı bir negatife çalıştırdık ve egomuz bu alana çöreklendi. Bütün kosmos bu yaratıcı enerjiyi kullanır. Eril ve dişil prensipler oldukça derin bir yaratma kavramını içeren cinsel enerjidir. Mesela “Kelamla” “Sözle” yaratırsınız değil mi? Ne kadar güçülüdür kelam. Ol, dedi ve oldu. Katolik kilisesinin bütün perdelemelerine ve değiştirmelerine ve diğer tüm etkilerine rağmen Yuhanna incilinde şöyle geçer:

Başlangıçta Söz vardı. Söz Tanrı’yla birlikteydi ve Söz Tanrı’ydı. Başlangıçta O, Tanrı’yla birlikteydi. Her şey O’nun aracılığıyla var oldu, var olan hiçbir şey O’nsuz olmadı. Yaşam O’ndaydı ve yaşam insanların ışığıydı.

Vedik yazılarda, felsefede yaratılış sesine OM ya da AUM denilmiş. Bir ses ve titreşim hali. Fiziksel, kuantum, Tesla konularına girmeyeceğim pek bilgim de yok zaten fakat manasını, özünü yakalamaya çalışacağız birlikte. Cinsellik; yaratım, söz, kelam ve var olma halidir. Cinsel merkezimizin enerjisi yaratım için kullanılır ve bizler bu enerjiyi nasıl kullanacağımızı bilmiyoruz. Babalar bu bilgiyi saklamış. Kadim Tao uygulamalarında Yin Yoga tam da bu enerjiyi kullanma ve yükseltme için uygulanıyor. Yükseltme? Evet, diğer enerji kanallarından geçirip daha da yukarıya ta taç çakraya kadar çıkarma. Tao’da şöyle bir şey okumuştum ve küt diye düşmüştü içeri, “Siz, cinsel ilişkideki hazzı sadece bel seviyesinde tutarsınız. Oysa bu enerjiyi yukarı çıkarmayı başarsanız tüm vücut ve varlığında hissedeceği çok daha derin bir hal yaşanır.

Bu konuda yol uzun. Kısa yolunu bilmiyorum, bu sıkıntıyı daha önce yaşayanlar bunun yolunu bulmuşlar. Tao‘da bu var, kundalinide bu var. Kendinize uygun olanı bir yolu tutturup ya da okumaya başlayıp kendi üzerinizdeki farkındalıkları arttırabilirsiniz.

Değinmek istediğim diğer bir konu bu çakranın olayı olan “Şiddet“. Yazılarda ara sıra çıkan ve cinsel göndermeli lafların altındaki itici güç buradan geliyor ve hayatınızdaki şiddeti gözlemlerseniz birçok bilgi verecektir size varlığınız. Bu psikolojik şiddet de olabilir, cinsel şiddet de olabilir. Biliyorsunuz, BDSM diye bir dünya var. Bunun içinde birçok şey var, en temelinde bir duygu ve merhamet ifadesi olan sadizm ve mazoşizm bulunur. Oldukça derin, tahrik edici, hızlı yükseltici ve bir o kadar da yıkıcı bir alan. Bu konuda çok fazla gözlem biriktirmişliğim vardır. Oldukça albenili gibi gözükse de dostlar, sonrasında olan şey şu “içinizdeki dişi” gidiyor.

Ne demek bu dişinin gitmesi? Dişi demek, merhamet, bilgelik ve içsel dinginlik demektir. Daha çok tatmin olmak istersiniz, anlık bir şeyler olur ama daha sonra daha fazlasını, farklısını, pembesini, morunu isterseniz ve daha fazla tatminsizlik gelir çünkü dişi giderek uzaklaşır. Daha da yükseltmek için daha fazla şiddet çıkarırsınız sizi yükseltir ama her yükselmede dişi gider. Sonrası… Eh işte sonrasında dostlar eğer şanslıysanız size birisi dokunur ve bilgiyi verir. Tek atış kalmıştır, ego ıslah edilemez seviyelerdedir ve deli gibi almak ister, şiddet çıkar, dışarıda çok neşeliymiş gibi olabilirsiniz ama şiddet vardır içinizde. Sonra aldığınız bilgiyi uygulamaya başlarken ego der ki “Hayır, ben öyle düşünmüyorum” hayvanı, fizik bedeni başka türlü kullanmak için direnç oluşturur, size tatmin olmadığınızı aslında şunları yapmanız gerektiğini söyler. Negatif duygular ikinci çakraya çökmüştür artık. Her olayın içinde o negatif imajlar gelir. Nasıl temiz ve merhamet duyguları sana gelir artık? Çok sıkı bir uygulama ile. Ne kadar çok ego o kadar çok bilgi. Çünkü egonun negatif derinliğini çözecek pozitif derinlik lazım.

Çok ama çok önemli bir konu çünkü kalbi mühürlüyor, kabul etme ve sevgi çıkmasını kısıtlıyor. Bu konuda herhangi bir gözleminiz, yorumunuz ya da takıldığınız şey varsa bana sormaktan çekinmeyin. Çekinecek bir şey de kalmadı zaten, okul kapanıyor. İşleri yoluna koyup bilgileri inceletme vaktindeyiz.

Evet dostlar, babalar, eriller, dişiller. Cinsel enerjinize bir bakın bakalım. Onu temizleyelim, onu çağıralım. İçeride bir ton iş oluyor, birlikte bakalım, onların suyundan bir tas içelim.

Görseller SoulBirdArt’tan Roberta Orpwood’dan alınmıştır.