Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu

Geçtiğimiz Mayıs ayında katledilen yaşam savunucuları sevgili Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu cinayeti unutulmasın, davayı takip edelim diye düşünürken, katil Ali Yumaç’ın Alanya L Tipi Kapalı Cezaevi’nde intihar ettiği haberi geldi. Koğuş arkadaşları kahvaltıya gitmişken eşofman lastiğiyle kendisini boğduğu söylendi. Cinayetin, açıklanacağı beklenen sırları da böylece katille birlikte mezara gönderildi.

Neden böyle bir akıl yürüttüğümüzü cinayet günü olan 10 Mayıs’tan bugüne kadar geçen süreyi incelediğimizde daha iyi anlarız. Katil, cinayetten hemen sonra yakalanıp mermer ocağının ismini, azmettiricinin eşgalini, lakabını (çirkin), aldığı parayı ve kalan miktarı itiraf etmesine rağmen soruşturma fazla ilerlemedi. Dahası Alİ Yumaç’ın karısının üzerinde çıkan mektupta ikinci bir mermer ocağının isminin geçmesi ve söz verdikleri parayı karısına ödemezlerse mahkemede hepsini ihbar edeceğini net bir şekilde ifade etmesi, cinayetin organizasyonunun daha büyük olduğunu gösteriyordu. Fakat bu konuda da herhangi bir ilerleme olmadı. Katilin itiraflarını mahkemede yapacağını söyleyip de geçen beş aya rağmen mahkemeye çıkamadan intihar etmesi ister istemez şüpheli kılıyor bu ani ölümü. Ali Yumaç’ın kısa bir süre önce Elmalı Cezaevi’nden, Alanya L Tipi Cezaevi’ne nakledildiğini de söyleyelim.

Olayın ve faillerinin neredeyse her şeyiyle ortada olduğu bir durumda bile azmettiricilerin hiçbir şekilde yakalanamaması, soruşturmanın zerrece ilerlememesi insanın adalet duygusunu acımasızca örseliyor. Gözümüzün içine baka baka boşuna adalet beklemeyin diyorlar. Ali Ulvi ve Aysin Büyüknohutçu’nun çocuklarını düşünün bir de, sabır ve güç diliyorum onlar için.

Birhan Erkutlu ve Tuğba Günal

Birhan ve Tuğba 14 yıl önce yerleştikleri Alakır Vadisi’nde geri dönüşümlü malzemeden yaptıkları yuva dedikleri evlerinde ekolojik bir yaşam sürdürüyorlar. Fakat onların bu mütevazi yaşam alanı, HES’ lere karşı mücadele ettikleri için sayısız tehdit ve saldırıya maruz kaldı.

İki yıl önce evlerinin hemen yakınında korkutma amaçlı ateş açılması kendilerinin şikayetine rağmen, onlar avcıdır denilerek bir soruşturmaya uğramadı. Daha sonra Birhan ve Tuğba’nın kendi ifadeleriyle “11 Ağustos 2016 günü saat 17.00 sıralarında Metamar/Dedegöl Enerji şirketine ait Kürce HES’in bekçisi Şaban Akkay bizleri tehdit ederek ‘Ayaklarınızı denk alın, yoksa bacaklarınızı kırarız’ deyince biz yine savcılığa suç duyurusunda bulunduk. Davaya bakan Kumluca 2’nci Asliye Ceza Mahkemesi, geçen hafta Şaban Akkay’a, Birhan Erkutlu’yu tehdit etmek suçundan 5 ay hapis cezası verdi. Bekçinin daha önceden de kasıtlı suçtan ertelenmiş cezası olduğu için hapis cezası ertelenmedi”.

Bu gelişmeler üzerine 21 Eylül Perşembeyi Cuma’ya bağlayan gece saat 01.00 de Birhan ve Tuğba’nın yaşam alanlarına iki el silah sıkıldı ve Altınyaka Jandarma Karakolu’na suç duyurusunda bulunuldu. HES şirketinin yöneticilerinden birinin, Birhan ve Tuğba’nın yaşam alanının tam karşısında bir arazi alıp ortamı kışkırtmaya çalıştığını da belirtelim.
Antalya’da tüm canlıların yaşam alanlarını savunmak için barışçıl ve demokratik yöntemlerle mücadele veren insanlara bu denli fütursuzca saldırılmasının sebebi ne ola ki diye düşündüğümüzde; gözümüzün önüne sermayedarların iştahını kabartıp, gözünü döndüren, doğal güzellikler geliyor. Ve bu gözü dönmüşlükle cinayet dahil her şeyi yapabilecek hale geliyorlar. Bu cüretkarlığı nereden aldıklarını hepimiz çok iyi biliyoruz tabii.

Bütün bu ve benzeri yaşanan olaylar çok iyi gösteriyor ki diğer canlıların yaşam alanlarını ve kendi yaşam hakkımızı ancak kendimiz koruyabiliriz. Bunun yolu da her yerde yürüttüğümüz mücadeleleri bir koordinasyon etrafında toplayarak sermaye barbarlığının karşısına daha güçlü çıkmaktan geçiyor. Arkadaşlarımız, yalnız oldukları yerlerde ve tehditlere rağmen korkmadılar, gitmiyoruz buradayız dediler. Bize de öldürülen arkadaşlarımızın anısına saygıyla sahip çıkmak ve tehdit edilen arkadaşlarımızı savunmak görevi düşüyor.

Önceki İçerikMutant kelebekler: Genlerin değiştirilmesiyle gelen renk ve desen
Sonraki İçerikEğitim Sen: “Araştırma üniversiteleri, neyi, nasıl araştıracak?”
Avatar
1970 yılında Yozgat Sarımbey Köyü’nde çiftçi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. İlk ve ortaokulu Sarımbey Köyü’nde okudu. Yatılı okul sınavı aracılığıyla kaydolduğu Ankara Elektronik Astsubay Hazırlama Okulu’nda askeri teknik lise eğitimini tamamladı. 1989 yılında Urfa’da astsubay olarak üç yıl çalıştı. Arkasından atandığı Çorlu’da bir yıl çalıştıktan sonra başından beri bağdaşamadığı askeriyeden firar edip cezaevi sürecinden sonra ordudan ayrıldı. Çeşitli yerel televizyon kanallarında çalışmasının ardından ise 1994 yılında kitapçılıkta karar kıldı. Halen 2000 yılında açtığı Kitapkurdu Sahaf’ı çalıştırmaktadır. Erol Malçok’un sırasıyla İnsancıl, Evrensel Kültür, Aporia, Gaia dergilerinde, Bir Gün Gazetesi, Radikal İki ve Bianet’te yazıları yayınlandı.