ABD’li yazar Christopher Golden’ın orijinal adı Ararat olan kitabı İthaki Yayınları tarafından, Cihan Karamancı’nın Türkçe çevirisi ile Ağrı Dağı ismiyle okuyucuya sunuldu.

Christopher Golden daha çok korku romanları ile tanınsa da; fantezi, gerilim türünde de romanları kaleme almıştır. Ayrıca Mike Mignola ile birlikte yazdığı çizgi romanları da bulunmaktadır. Senaryosunu yazdığı filmler ve editörlük deneyimleriyle de tanınan yazar, Ağrı Dağı romanında hiç gelmediği ama gayet başarılı anlattığı Türkiye’yi mekan olarak seçmiş.

Ağrı Dağı, verilen ayrıntıların ustalığına bakılınca, ustaca araştırılmış çok yönlü unsurlar barındırıyor. Kitapta birbirinden farklı milletlerden, dinlerden, kültürlerden gelen insanlar bir araya toplanmış ve gerek manevi inançlarından gerekse bilimsel amaçlarından kaynaklanan bir merak ve inançla ortak bir araştırma yürütüyorlar.

Ağrı’da gerçekleşen şiddetli bir depremin yol açtığı çığ sonucu ortaya çıkan esrarengiz bir gemi…

Adam Holzer, doğa üstü varlıklara inanan bir Yahudi, nişanlısı Meryem ise Müslüman bir ailede yetişmiş ateist bir kadın. Tam bir macera tutkunu olan bu çift, gezileriyle ilgili kitap yazıyorlar, videolar çekip takipçileri ile paylaşıyorlar. Ağrı Dağı’nda ortaya çıkan gemi kalıntısını duydukları zaman da, o geminin en eski inançlardan biri olan, Nuh’un Gemisi olma ihtimalinin üzerinde duruyorlar. Eğer o kalıntılar, Nuh’un Gemisi’ne aitse ve oraya ilk önce onlar varırsa, araştırmanın yürütücüleri olma hakkını kazanacaklar. Meryem, kitapta çok baskın ve güçlü bir karakter olarak ele alınmış. Nişanlısını bu araştırma için ikna eden de, araştırma sırasında olaylara ve kişilere yön veren de Meryem oluyor.

Adam ve Meryem daha önceki tırmanışlarında tanıştığı Feyiz ve Hakan ile gemi kalıntılarına ulaşan ilk ekip olabilmek için tüm tehlikelere ve yasaklara rağmen tırmanışa başlıyor. Feyiz ve Hakan Ağrı’da yaşayan Kürt rehberler. Birçok ekiple tırmanışa katıldıkları için Ağrı Dağı’nı karış karış biliyorlar ve çok tecrübeliler. Fakat deprem tehlikesi ve zorlu hava koşullarında bu tırmanışları onlar için de tehlikeli. Meryem ve Adam, dağa tırmanma yasağı olduğu için, başka bir ekip olmayacağını düşünüyor ve bu yasağı fırsata çevirmek istiyorlar. Ancak onlar gibi gemiye ilk ulaşmak isteyen başka ekipler de aynı zamanda yola çıkıyor. Bu yüzden hızlı olmak zorunda kalıyorlar. Mücadele daha bu esnada devreye giriyor.

Feyiz ve Hakan’ın tecrübesi, Adam ve Meryem’in isteği diğer ekipleri geçmeleri ve gemiye ilk ulaşan olmalarını sağlıyor. Araştırma hakkını elde ettikten sonra Türk yetkiler ve yurt dışındaki araştırmacıların gönderdikleri arkeologlar, din adamları, akademisyenler de bu maceraya dahil oluyor. Yeni katılan ekip arkadaşları da farklı inanç ve kültürleriyle ekibe çeşitlilik katıyor. Bu çeşitlilik, konuya farklı bakış açıları ve yorumları da beraberinde getiriyor. Her karakterin olayların gelişmesinde katkısı olsa da Meryem’in baskınlığı hissediliyor.

Meryem ve Adam, tüm aşamaları kayıt altına alıyor. Takipçilerinin de bu konuya merakla yaklaşacaklarını ve ele geçirilen bilgilerin yıllardır inanılan ama açıklanamayan bir hikayeyi aydınlatacağına inanıyorlar.

Günlerce ulaştıkları geminin içinde hava koşullarıyla, hastalıklarla, gerginliklerle başa çıkıyorlar. Ama oradaki ekibin yalnız olmadıklarını ve büyük bir kötülükle karşı karşıya olduklarını anlamasıyla araştırmaları bambaşka bir yola giriyor.

Gemide buldukları bir tabut, bu kalıntının Nuh’un Gemisi olup olmadığını aydınlatmaya yaklaştıkları en önemli bulgu… Tabutta karşılaştıkları şey ise boynuzları olan bir yaratık…

Araştırmanın tatmin edici bir sonuca ulaşmasını isteyen bu ekip, çok önemli gördükleri ama isim koyamadıkları bu yaratığın onlar için kilit noktası olduğuna inanıyor ve incelemek istiyorlar. Fakat attıkları bu adım, büyük bir kötülüğün dışarı salınmasına, içlerine karışmasına sebep oluyor.

İblis’in ekibe bulaşmasıyla baş edemeyecekleri kadar büyük bir savaş başlıyor. Nuh’un Gemisi efsanesini aydınlatmak için çıktıkları Ağrı Dağı, korkunç hikayelerle anılacak bir yere dönüşüyor.

Ağrı Dağı, yazarın kafasını kurcalayan ve hayal gücünü zorlayan bir efsaneden yola çıkılarak yazılmış bir korku romanı… Kitapta yalnızca korku unsuları değil; aşktan yola çıkan çekişmeler, mesleki inanç, bolca dini ve kültürel öge yer alıyor. Yer yer siyasi göndermeler de mevcut.

Birçok noktayı aynı bünyede buluşturan Ağrı Dağı, farklı fikirler ile bir bilinmezin sorgulanmasını adım adım işliyor. Dini korku unsurlarını ağırlıkla içinde barındıran kitap, sağlam bir araştırmanın ve derin bir hayal gücünün ürünü.