Konumuz elementler. Periyodik tabloyu açın bakalım gençler eski günlere gidelim. Orbitallerine de bakalım sistemin. 1s2 2s2   şeklinde gidiyordu değil mi? Maddeyi elementlerle oluşturan bu yapıların yanında bizi ne oluşturdu? Farklı farklı uygarlıklarda “insan“ “elementler“ ile açıklandı değil mi? Hatta bunlara merhale olarak da bakıldı. Bizde de benzerleri var. İçeriye buyurun efenim “insana“ bakacağız.

Antik Yunan filozoflarından Aristo’nun “Evrene dörtlü ritm hakimdir. Canlı cansız her şeyin yapısı dört ana elementten oluşmuştur. Bunlar ateş, hava, toprak, su’ dur” fikri de bunlardan biridir. Hippokrat bu dört elementi insan vücuduna uyarlamış ve geliştirmiştir. Bu elementler şu anda anladığımızdan öte bir anlam taşımaktadır. Örneğin “su” sadece içtiğimiz su değildir. Su doğada ve insan vücudunda hem maddesel fonksiyon ve görüntüsü ile hem de enerjetik anlamda buharlaşan, toprağı yumuşatan, sıcaklığı dengeleyen, duruma göre durgun, sakin veya sel oluşturabilecek kadar hırçın, kabın şeklini alabilen, sıcak ve soğuk olabilen, temizleyen özellikleriyle ele alınmıştır. Daha sonra ünlü hekim ve filozoflar tarafından geliştirilmiş, İbn-i Sina’nın El-Kanun Fi’t-Tıb adlı eseriyle zirveye taşınmıştır. Bu eser Batı tıp okullarında 16. yüzyıl sonlarına kadar 600 yıl boyunca ders kitabı olarak okutulmuştur. Humoral patoloji olarak isimlendirilen bu sistem İslam coğrafyasında ahlat-ı erbaa (dört ahlat – dört latif sıvı – dört sıvı – dört usare) adını almış Osmanlı tıbbının temellerini oluşturmuş, teşhis ve tedaviler bu teorinin usullerine göre yapılmıştır.

Bu işin fiziksel şifa kısmı. Biraz daha derinlere inelim, okültizme bakalım gördüğümüz kadarıyla da ezoterizme bakalım. Günlük insan ne yapacak bu element bilgisiyle? Biz genellikle bir sorun olduğunda anlarız ne yapmamız gerektiğini. Boğazımız ağrır, boğazımıza bakarız, karnımız ağrır ona bakarız ya da doktora gideriz. Bir şekilde fiziksel tezahür etmiş olana bakarız. Tamam, peki psikoloji? Düşünceler? Ya da enerjiler? Tükettiğimiz, yediklerimiz… Artık insanın bir bütün olduğunu ve etrafıyla olan uyumuna sağlık denildiğini biliyoruz. Kişinin bedenen bir şeyi yoksa ve etrafıyla ilgili bir sorunu varsa bu sağlığını olumlu etkilemez. Kadim uygarlıklar insanları böyle “tedavi“ etmiş ve dengeli hale getirmiş. Tabii ki buradaki baba konu insanın nasıl uyumlu hale geldiği ve uyumun neden bozulduğudur? Fakat konumuz elementler ile ne yapacağımız. Peki, haydi bakalım.

Henüz fiziksel bir rahatsızlık haline gelmemiş bir rahatsızlığı fark etmek olayımız. İNK’yı ilk okuduğum ve İlahi Nizam ve Kainat sentez günlerine gittiğim zaman da bende çok ciddi yer bulan bir kısmı vardı şöyle:

“Bir insanı teşkil ve idare eden varlığın da o insan bedeniyle, karşılıklı bir organizatör-organizma durumu vardır. Her organizmaya yukarıdan, yanlardan, aşağılardan bir sürü tali ve yan tesirler de gelir: Bu tesirler içinde, hem o organizasyonun vazifesini kolaylaştırıcı müspet tesirler vardır, hem de onun güçlenmesi, ‘görgü ve tecrübe’lerinin artması, ‘inkişaf’ ve ‘tekâmül’ etmesi için, aksine sarsıcı, bozucu ve hatta yıkıcı menfî tesirler vardır ki, bunlar o organizmanın sınav (Sınavlar), deneyim ve ‘gözlem’ tatbikatlarının meydana gelmelerine neden olurlar. Bütün bu tâli tesirler o organizmanın yetişmesi için idrakli veya otomatik olarak çalışan bir sürü, vazifeli varlıktan gelir. Yüksek kâinat mekanizmasına bağlı bu vazifeliler, varlıkların, beden hayatlarındaki vazifelerinde başarı kazanmalarını sağlayacak cehit ve gayretleri göstermelerine zemin hazırlamak için, –tekâmül malzemeleri olarak– gerektiğinde şartlarını ağırlaştırıcı, güçleştirici ve bazen de imkânsızlaştırıcı bir sürü olayı önlerine sürerler. “

Kısaca şöyle diyor, kişiye hastalığı biz veriyoruz, hastalık onda nasıl gelişecek, hastalık geldiğinde mevcut ekonomik durumu ne, şifa bulmak için gideceği doktorun durum ne gibi her şey sistemin kontrolü altındadır. Şimdi, kime ne diyeceğiz? Sadece nedenini almak ve daha gelmeden önce engellemek için bir çaba sarf edebilirim değil mi? Çünkü diyor ki babalar ve abiler “bunlar o organizmanın sınav (Sınavlar), deneyim ve ‘gözlemidir’”. Biz bedenle özdeşleştiğimiz ve sadece beden olarak var olduğumuzu düşündüğümüz için bir şeyi beden dışında gözlemek nedir bize çok yabancı geliyor. Bakın mesela kanserden kurtulanlara, hayatları değişiyor, sevgi pıtırcığı oluyorlar, az yiyorlar, çok seviyorlar, daha fazla paylaşıyorlar (genel olarak). Peki, yukarısı bizi hareket ettirmek ve bu kavramları yaşamamız için acı ve/veya hastalık vermesine gerek var mı? Hiç gerek yok. Istırap olmadan da öğrenebiliriz.

Öğrenelim. Kanser olmamıza gerek yok. Gerek yok derken, eğer varlık hayat planında böyle bir deneyim yaşaması gerekiyorsa o zaman başka tabii ki. Ben tekamül sürecinde öğrenmemizi ve gelişmemizi sağlayacak etkilerin daha az ıstıraplı olmasından bahsediyorum. İşte tam da burada elementler dediğimiz “ince“ tesirler gündeme geliyor. Dört elementimiz var sık sık üzerine makara yapılan ama bağlı olduğu sistemlerin de o kadar derin olduğu. Güneyin Suları, Kuzeyin Havası, Batının Toprağı ve Doğunun Ateşi. Bu dört elementin dengesini ve ifadesini kullanırız bir fikri hareket ettirirken. Kısaca dört elementi de yazmak istiyorum.

Şöyle ki; Öfke ve gurur, yukarıya doğru yükselen ateş elementinden oluşmaktadır, bu  ateş öfke ve gurur ile adam (ateş gibi) havaya yükselir.

Su ise zevklerin ve şehvetin doğduğu yayıldığı elementtir ve su için her türlü zevk veren  şeyin artışını sağlayan element tanımı yapılabilir. Su yeteneği ile keyifli şeylerin artışını  sağlayarak kendi içinde zevk unsurunu gizlemektedir.

Ciddiyetsizlik ve sürekli şakalaşarak yapılan alaycı sözler övünme ve boş konuşmalar ise hava elementinden kaynaklanmaktadır; hava gibi onların da bir maddeleri yoktur, Ciddiyetsizlik, lakaitsizlik sefahat ve boş yere övünmek bu gibi karakteristik özelliklerin  temeli rüzgar elementinden gelmektedir

Ve tembellik ile melankolik tutumlar ise toprak elementinden kaynaklanmaktadır. Bu  toprağın ağırlığıyla karakterize edilebilir .

Elementlerle ilgili bu girişler basamak gibi tadımlık ifadeler, siz de kendinizde bunları gözleyip dengeyi bulmak için sorular sormaya başlayabilirsiniz. Bu, benim elementim buymuş demek değil, içsel olanı nasıl arayacağınızı ve ifade edeceğinizin de ortak lisanıdır bir yerde. Başlıktaki iki toprak ise, beni topraklayan iki şeyi ifade ediyor : ) Tabii ki, buradaki bilgiler “dış” bilgiler, iç bilgileri daha derinleri sizin aramanız ya da sormanız gerekiyor dostlar. Bu arada söylemeliyim ki elementler ile burçlar arasında da sıkı bağlar vardır.

Kapak Görseli

Beşinci Elementi koymadan gidemezdim 🙂