LGBTİ ve seçim: “Sen yoksan hakların da yok” başlıklı yazısı LGBTİ’lerin seçim sürecindeki durumunu özetliyor. Bu konuyu daha iyi anlamak için Trans Danışma Derneği Yönetim Kurulu Üyesi, LGBTİ hakları savunucusu ve 7 Haziran seçimlerinde 6’ıncı sıradan HDP Eskişehir milletvekili adayı Barış Sulu ile konuştuk.

Yeşim Özbirinci: AA’ya verdiğiniz demece göre; milletvekili seçilmeseniz bile adaylığınızın gelecek dönemlerde diğer LGBTİ’leri cesaretlendirip onların yollarını açacağını belirtmiştiniz.

Radikal’den Serdar Korucu’nun sorularını yanıtlarken de “Kim bilir erken seçimle daha da hızla Meclis’e giren bir LGBTİ milletvekilimiz olur” açıklamasını yapmıştınız.

Tekrar seçim sürecinde siz ve sizin dışınızda aday başvurusu yapan da yok. Facebook’taki kişisel hesabınız üzerinde şu açıklamayı yazmıştınız.

T24’ten Michelle Demishevich’in haberine göre; toplum eşcinsel vekile hazır değil söylemi için “LGBTİ bireylerinin güçlenmemesi için uydurulmuş bir yalan olduğunu” ifade etmiştiniz. Yine kişisel facebook hesabınızda bir yazışma sırasında yorum olarak “Ülke hazır değilmiş” diye not düşmüştünüz.

Seçim öncesi ve sonrası söylediklerinizi karşılaştırdığımızda şunu sormak istiyorum: Umutlarınız kırılıp, fikirleriniz mi değişti? Bu süreci nasıl yorumluyorsunuz?

Barış Sulu: Öncelikle bu süreci, çok güzel toparlamışsın. Böyle bir bütün olarak bakınca daha da bir anlam kazanıyor. Tahmin edersin ki bunun yanıtı çok uzun olacak. Söyleyeceklerim sadece LGBTİ kişileri ilgilendirmiyor; tüm hak savunucularının bu konulara kulak kabartması lazım.

Birincisi; insanların cesaretlendirilmesi konusunda beceriksiz bir toplumuz. Teşekkür, rica ve tebrik etmeyi çok öğrenememişiz. Bunlara bakınca çok minik kelimeler ama o kadar da büyük anlamları var ki bunları duymadan yaşamaya çalışınca bir de bakmışız duyarsız kişilere dönüşmüşüz. Umudu kırık bireyler olmuşuz, gücümüzün farkına varmak zorlaşmış… Yani fikirlerim değişmedi, umudum da kırılmadı, bildiğim bir durumun sağlamasını yapmış oldum.

Bildiğim diyorum çünkü buna benzer bir durumu dört sene önce de partnerimle yaşamıştık. Evlilik için resmi olarak başvurduğumuz zaman, Aras ile yaşadığımız ayrımcılıklara maruz kaldık; açtığımız davalarda yalnız bırakılmıştık. Ancak mücadelemiz hâlâ devam ediyor, evlilik davamız sürüyor.

Ne yazık ki Türkiye’dekiler bu süreci de anlayamadılar. Ne LGBTİ örgütler ne de feminist örgütler anlamadı. Birkaç doktor, avukat, akademisyen konuyu ayrımcılık olarak nitelendirdi ve dava sonucunu merakla bekliyorlar çünkü kâğıt üzerinde kaybetsek de kazansak da kazanmış olacağız. Bu dava, bir devleti evlilik ve cinsiyet üzerinden köşeye sıkıştırmak anlamına geliyor.

Barış Sulu

Bilmeyenler için özet olsun, bizim evlilik sürecimize engel olan toplumsal cinsiyet rollerimiz yani ikimizin de performans olarak erkek görüntümüz ama resmi evraklarımızda böyle değil. Yani kimlik kartlarımız devletin doğum anında bize verdiği kimlik kartları. Birimizin mavi, birimizin pembe. Yani evlendirilmememiz bir hak ihlali. Bunun üzerine beden olarak erkek mi kadın mı olduğumuzu kanıtlamamızın istenmesi başka bir hak ihlali. Hatta bunu bir üniversite hastanesinden belgelememize rağmen evlendirilmememiz bambaşka bir hak ihlali ve beden bütünlüğümüze karşı işlenmiş bir suç. Bu süreçte suçlu çok fazla; doktor var, kraldan çok kralcı denen kişiler ve ne yazık ki kurumlar var. Çankaya Ana çocuk Sağlığı Merkezi, Mamak Sağlık Ocağı, Çankaya Belediyesi, Sağlık Bakanlığı gibi “çok resmi” kurumlar…

Kazanma mevzusuna gelince de, burada iki önemli kazanç var. LGBTİ kişilerin medeni hakları tanınabilir, evlenmemizin onaylanması, devletin bir trans ve bir eşcinseli evlendirmesi anlamına gelecek ve bu, heteroseksüel olmayan bir evlilik olacak. İkincisi, trans kişilerin kimlik rengini değiştirmek için saçma sapan prosedürlerden geçmek zorunda kalmamalarına vesile olabilir. Eğer kaybedersek ortaya çıkan bir sonuç da olacak. Aras’ın erkek görünmesi devlet tarafından kimlik ibraz etmeden onaylanmış olacak. Yani Aras ameliyat olmadan devlet tarafından erkek olarak kabul edilmiş olacak. Bu da, görüntüne göre kimlik istemeyebilme açısından bütün translar için bir devrim niteliği taşıyabilir.

Elbette tüm bunlar birçok kişinin bu davayı sahiplenmesiyle olabilecek şeyler. Aynen seçim sürecinde olduğu gibi ben tek başıma aday olmuş durumuna düştüm. Türkiye’de başka eşcinsel yokmuş gibi davranıldı. Buna LGBTİ’lerin ses çıkartmaması da bana göre bunu onaylamak gibi. LGBTİ derneklerinin bazıları, bana gelen tehditlere basın açıklaması yaparak ses çıkarttılar ama insan hakları örgütleri, feminist örgütler yine sınıfta kaldı. Düşünsenize 84 milyonluk bir ülkede başka eşcinsel olmayabilir mi? Bu nasıl bir tuhaflıktır? Bir insan bu kadar yalnızlaştırılabilir mi?

İşte bu noktada, kırgınlık katsayım arttı. Bir taraftan tehditler bir taraftan da ne tesadüftür ki kurucusu olduğum Trans Danışma Merkezi Derneği’nin yönetim kuruluna yurtdışından bağış almaktan, dernek defterlerinde imza atılan yerin üstünde bir paragraf boşluk bırakılmasından, böyle tuhaf şeylerden cezalar kesildi. Soruşturma açıldı ve 2013’te bizimle çalışmayan muhasebecimize bile 2013 yılından para cezası verildi.

Kısacası çevremizde kim varsa korkutulmaya çalışıldı. Devlet sistematik olarak tehdit algıladığı insanları yalnızlaştırıyor ve sosyal olarak öldürüyor. Bunu azınlıklar her iktidar döneminde yaşadılar, azınlıklarla bir türlü barışmak istemeyen zihniyetler iktidarda ve HDP de bu nedenle tehdit olarak algılanıyor. Tüm azınlıklar birleşince iktidarın sarsıldığı fark edildi. Ama ben, bu süreçte LGBTİ’ler ile barışması gereken daha büyük bir kitle olduğunu yaşayarak gördüm. Kırgınlık, umudun kırılması adlandırılabilecek bir durum değil yani. Daha ağır, devlet istediğini de elde etti. Tüm bu olanlardan dolayı, ben şu an Almanya’dayım.

barış sulu 2

Yeşim: HDP neden resmi bir açıklama yapmadı?

Barış: Bunu HDP´ye sormak daha doğru olur. Bir beklenti olması elbette güzel ancak Meclis’te sandalyesi olan hiçbir parti açıklama yapmadı. Tüm partilerin LGBTİ politikaları ile ilgili açıklama yapması gerekiyor; çünkü iyi ya da kötu, destekleyici ya da karşı çıkan LGBTİ seçmenleri var.

Yeşim: Aday olma ve adaylık süresince ne gibi tehlikeler ile karşılaştın?

Barış: Tehditler, küfürler, ağza alınmayacak fanteziler, aday adaylığımı açıkladıktan sonra başladı. Cumhurbaşkanı’nın bizzat Diyarbakır’da hedef göstermesi ile de tavan yaptı. Yandaş denilen medya organlarında algı operasyonu ile bel altı vurulmaya çalışıldı. En son, IŞİD’in dergisinde “Kürtlerle neden savaşmak zorundayız?” başlıklı bir makalede de fotoğrafım kullanıldı. “Tamam bunlar oldu da sen ne yaptın?” diye sorabilirsiniz. Ben de hukuk sistemi el verdiğince dava açmaya çalıştım ve ne yazık ki şu ana kadar sonuç alamadım. “Ülke hazır değilmiş” dediğim kısım da buydu. Bir LGBTİ hakkını aradığı zaman devreye ne yazık ki adalet kurumları giremiyor. Ne resmi olarak tanınıyorsunuz ne de sizi koruyan yasalara sahipsiniz. Seçim sürecinde de hep bunları; LGBTİ haklarının, insan haklarının olduğunu öne çıkarmaya çalıştım. Benim üzerimden nefret söyleminin karşılıksız kaldığını uygulam olarak görmüş olduk.

Yeşim: Siyasi partilerin böyle riskli durumlarda ne gibi önlemi olabilir? Siyasi Partiler ve LGBTİ örgütler ne yapmalılar?

Barış: Baskıya, nefrete, yalana karşı ses çıkartmak gerekiyor. Ne utanç vericidir ki günü modası, teknoloji ile gerçeklerin anında ısıtılıp, görülüp, inanılmaz hızla yayıp gereken tepkiyi alamamasıdır. Ayrıca, insan haklarının hiyerarşisi olmamalı ama olduğunu görüyoruz. Konu LGBTİ olunca herkes sus pus oluveriyor. Bence bu konunun irdelenmesi gerekli. Hakların hiyerarşisi her kesimde var. Belli konular öncelikli. Bir transın, eşcinselin öldürülmesi sadece LGBTİ’lerin sorunuymuş gibi davranılıyor. Sadece LGBTİ örgütlerinden açıklama yapması bekleniyor; insan hakları örgütlerinin LGBTİ cinayetleri ile ilgili bir basın açıklamasını bulmakta bile zorlanırsınız. Homofobi, transfobi, LGBTİ’lerin sorunu değil, halbuki tam da LGBTİ olmayanların sorunu.

Barış Sulu 3

Onu bırakın, LGBTİ hakları konusunda bile öncelik var. Bizim evlilik davasında LGBTİ’ler tarafından bile yalnız bırakılmamızın açıklaması budur. Biz öldürülürken medeni hakların konuşulması çok doğru değil yaklaşımı. LGBTİ hakları için sadece ve öncelikle LGBTI’lelrin sesinin çıkmasını beklemek bizi bir yere götürmüyor.

Yeşim: Siyasi partiler LGBTİ bireylerin katılımı konusunda daha mı davetkâr olmalılar? Tek neden elbette sayılamaz lakin siyasi patilere daha büyük bir iş mi düşüyor?

Barış: Elbette, bu kadar çok sosyal dışlanmayı yasayan bir gruba kulakları tıkamak yerine, el vermek gerekiyor.

Adaylığımın açıklanması ile Türkiye’de kaç LGBTİ’nin umudu yükseldi? Bunun bir anket çalışması yada verisi elbette yok elimde ancak çok fazla kişinin umutlandığını tahmin etmek zor olmasa gerek. Siyasi partilerin bunları görmesi gerek.

Yeşim: Peki, vekil seçilmemenizin nedeni sadece toplumsal önyargılar mı? Toplumdaki bu önyargı nasıl kırılabilir?

Barış: Bir kitlenin önyargısı olması fikri bana iyi gelmiyor. Böyle şeyler olmamalı yani buna faşizm demek yanlış olmaz o zaman. Düşünsenize, bu cümleyi irdelersek LGBTİ’ler toplumun parçası değilmiş gibi olmuyor mu? Ama gayet de toplumun içindeyiz, başka toplumdan ithal edilmedik ya da transfer ile ülkeye gelmedik ya da ayrı okullarda okumadık, farklı sokaklarda yürümedik, toplumun içinde olmak için illa heteroseksüel mi olmak gerekiyor? Önyargı dediğiniz bireyin kendisinin halledebileceği bir durum. Konuşmak, diyalog sağlamak, temas etmek, iletişim kurmak önyargıları kırabilecek ilaçlar.