Konuk Yazar: Atlas Arslan

Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali, geçen yıllarda Devlet Opera ve Bale Salonu’nda açılış törenini  gerçekleştirirken bu yıl 23. yılında  karantinada “evde kaldık” diyerek online platformda kapılarını açtı. 

Dünyanın dört bir yanından 1301 kadın yönetmen filmleriyle Uçan Süpürge’ye başvurdu ve bu rekor başvuru içinden seçilen 31 ülkeden 76 film seçkildi. Uzun metraj, belgeseller, kısa filmler ve canlandırma filmleriyle kadın yönetmen ve yapımcılar bu yıl da süpürgede buluştu. 

Bu yıl festival kısa filmlerinde öne çıkanlardan bir tanesi de ilk kısa filmiyle festivale katılan Sinem Kanat’ın Gece Sürüşü oldu. 2016 yılında festivale gönüllü olarak katılan ve 19.yılında festivalin birçok alanına katkı sunanlardan biriydi Sinem, dört yıl sonra festivale kısa filmiyle katıldı. İşte tam burada 23 yıllık festivalin kadınlarla büyüdüğünü bir kez daha görüyoruz.

Gece Sürüşü; korsan bir taksicinin farklı ruh hallerini, duygu geçişlerini, içsel karmaşasını taksinin içine sıkışan farklı yüzlerini anlatıyor. Zaman zaman önyargıları sorgulatıyor. Birçoğumuzun her yere sinen kimlik çıkmazlarını bu kısa filmde bir direksiyon başında izliyoruz.

Sinem Kanat Kim?

Ankara doğumlu Sinem Kanat, Ankara Sanat Tiyatrosu’nda iki yıl eğitim gördü ve oyunlar sergiledi. Ardından Bahçeşehir Üniversitesi sinema bölümünde okumaya başladı. Kanada, İngiltere ve çeşitli ülkelerde dil eğitimi görürken o esnada yönetmen asistanlığına başladı. Emin Alper’in “Kız Kardeşler”, Özkan Yılmaz’ın “Soluk”, Cansel Karacan’ın “Annemin Sinemaları” gibi çeşitli filmlerde çalışan Sinem’in yönetmenliğini ve yapımcılığını yaptığı ilk kısa film Gece Sürüşü oldu.

Gece Sürüşü filminin çıkışını ona bu filmi yaptıran duyguyu sorduğumda Sinem şunları anlatıyor: “Bir Ankaralı olarak İstanbul’da sıkça karşılaştığım ve ilgimi çeken durumlardan biri de taksicilerin ilginç muhabbetleriydi. Üniversite 3. sınıftayken okul ödevi olarak bir kısa film çekmemiz istendiğinde öncelikle kendimi zorlamak istedim. Tek mekanda geçecek ve gece çekilecek bir film olmasında karar kıldım ve  aklıma bir korsan taksi şoförünün hikayesi geldi.”

Filmde önyargılar, kimlik, yalnızlık, sıkışmışlık iç içe geçmiş ve bir taksinin içinde seyirciye sunulmuş. Sen yönetmeni ve yapımcısı olarak bu psikolojik geçişleri nasıl değerlendiriyorsun?

“Bireyin yalnızlaşması, kendini bir yere bir kimliğe ait hissetmemesi ve bu konudaki arayışı çağımızın sorunlarından biri aslında. Ana karakterime de bu sorunların vücut bulmuş hali diyebilirim. Sürekli değişen ruh hali, müşterileriyle kurduğu ilişki ve onlara yaşattığı rahatsızlığı izleyicinin de deneyimlemesini istedim. Rahatsız edici birinin bile sonradan rahatsız edilen birine dönüşmesi de önyargılarımızın hayatımızı nasıl ele geçirdiğinin ve ellerimizle yarattığımız döngülere kendimizi nasıl hapsettiğimizin ufak bir yansıması belki de…”

Yıllar sonra Uçan Süpürge’de ilk filminle yer almak sana ne hissettirdi?

19.Uçan Süpürge Kadın Filmleri Festivali 2016 yılında, ben henüz üniversiteye yeni başlamışken ilk kez gönüllü olarak yer aldığım bir festivaldi. Bu sebeple bende ki yeri çok ayrı. Şimdi 23. yılında kısa filmimle yeniden katılmış olmak ve kadın yönetmenleri ve yapımcıları destekleyen bu platformda yönetmen olarak yer almak çok güzel bir duygu…

Bundan sonraki projelerde yer vereceğin, vermek istediğin tema ve fikirler neler?

Sonraki projemde daha çok tutkulu olduğum alanlardan yararlanmayı düşünüyorum. Tiyatronun bende çok önemli bir yeri var ve annemin anılarından yola çıkarak iki güçlü kadın karakter çevresinde ilerleyen bir anlatı üzerine yoğunlaşacağım. Samimi, hayatın içinden bir hikaye olmasına uğraşacağım.