23 Kasım 1963’te, aynı gün gerçekleşen Kennedy suikastinin gölgesinde kalması sebebiyle iki kez yayınlanan ilk bölümünün üzerinden tam 52 sene geçen Doctor Who, en uzun bilim kurgu dizisi olma unvanını taşıyor.

1989 ile 2005 yılları arasında ara vermiş olsa da bir sinema filmiyle izleyicilerini yalnız bırakmayan dizi, son yıllarda ülkemizde de popülerlik kazanmaya başladı. Ancak etrafımda ve internette birçok kişide gördüğüm Doctor Who’ya önyargılı yaklaşan ya da yalnızca plastik mankenlerin dünyayı ele geçirmeye çalıştığı bir bölümü izleyip ne kadar saçma diyerek diziyi kötüleyenler için biraz da bu yazım.

Evet, gerçekten de plastik mankenlerin dünyayı ele geçirmeye çalıştığı bir bölüm vardı, Klasik Seri’de (1963-1989) çok daha kötüleri vardı. Ama nasıl bir insanı ilk görüşte tanıyamazsanız, aynı şey burada da geçerlidir. Aşağıda en iyi örneklerinden bazılarını göreceğiniz, Doctor’u tanıtma ve anlatma gayesi dizinin en önemli hedeflerinden ve en etkileyici anlatıma sahip ögelerinden biridir.

Önyargısız ve keyifli okumalar dilerim.

“Bu kahramanı yarattıklarında, işleri düzeltmesi için ona bir silah değil bir tornavida verdiler. Ona bir tank ya da savaş gemisi değil, yardım isteyebileceğiniz bir telefon kulübesi verdiler. Ona süper güçler, sivri kulaklar ya da ölüm ışını gibi şeyler değil, fazladan bir kalp verdiler. Ona iki tane kalp verdiler. Bu olağanüstü bir şeydir; Doctor gibi bir kahramana ihtiyacımızın olmayacağı bir gün bile gelmeyecek.”

Doctor Who’nun ne kadar önemli olduğu hakkında konuşan, başsenarist Steven Moffat’tan bir alıntı bu. Doctor Who gibi bir bilim kurgu dizisinde derin, felsefi konuşmalar geçmeyeceğini düşünebilirsiniz. Ancak işte tam da bu özellik, bilim kurguyu özel yapan şeydir; ancak hayal edebileceğimiz uzak diyarlarda, geçmişte ve gelecekte, olayları en uç noktalarda anlatarak, izleyicilerin büyülenmesini sağlayan yazarların, bazen derin, felsefi ya da zarif cümleler ortaya koymaları kimseyi şaşırtmayacaktır. Ve Doctor Who da farklı değildir. Dalek, Cybermen ve Weeping Angels gibi türlü türlü yaratıklarla dolu olsa da, derinlerde bir yerde insan olmanın ne anlama geldiğini anlatan bir dizidir. Bu yazı, Doctor Who yazarlarının kaleminden çıkan en güzel örneklerden bazılarını içeriyor, ancak daha bunlar gibi onlarcası olduğuna eminim.

Okurken şiddetle dinlemeniz tavsiye edilir:

10. Night Terrors

10- night terrors

“Kızıl yıldızlar, sessiz yıldızlar ve ateş içindeki okyanuslar gibi dalgalanan nebulalar,
cam imparatorluklar ve saf düşünceden oluşmuş medeniyetler ve bütün,
korkunç, muhteşem imkânsızlıklar evreni, gördüm hepsini.
Bu gözleri görüyor musun? Bunlar ihtiyar gözler.
Sana tek bir şey söyleyebilirim Alex…
Canavarlar gerçek.”

–Doctor

Ani bir hareketle hazırlıksız söylenen bu sözler, “Night Terrors” bölümünde geçen bu alıntı, kesinlikle Doctor’un birine “Yardım etmek için buradayım” demesinin en güzel şekillerinden biridir.

Mark Gatiss’in kullandığı imgeler göz alıcı bir biçimde renklidir; ateş içindeki okyanuslar benzetmesi ile uzayda bir yerlerde kızıl kızıl parlayan bir yıldızın var olduğu fikri, Matt Smith’in güzel bir şekilde ilettiği sözlere tutku katmaktadır. Evrenin coşkun şiddetiyle dingin hassasiyeti arasında zıtlık yaratan sözlerdir bunlar,  – “korkunç” ve “muhteşem”i bir araya getirirler – ve Doctor’un geçmişini anımsatan bir cümleyle taçlandırılmışlardır: “Bunlar ihtiyar gözler” dizesinin saflığı Doctor’un papyon takan genç bir adam değil, yüzlerce yıldır yaşamakta olan kadim bir varlık olduğunu hatırlatır.

9. Frontios

9-frontios

“Ve bir gün olur da birileri, bu gezegenin iyiliği için herhangi bir şey yapıp yapmadığımı sorarlarsa, onlara bir yaz bulutu gibi gelip gittiğimi söylersiniz.” – Doctor

Beşinci Doctor kendisinden önceki iki Doctor’dan daha sakin ve sessizdi. Bu replik, tam da onun Doctor’unu özetlemektedir.

Yaklaşan Fırtına olarak isimlendirilmeden çok önceleri, Doctor bir yaz bulutuydu. Ve bu oldukça yerinde bir benzetmeydi; göklerde pek bir şeye sebebiyet vermeden yalnız bir şekilde dolaşırdı, ama durduğunda, her şey biraz karanlığa gömülürdü.  Bu replik, hem Doctor’un ziyaretlerinin ne kadar da gelip geçici olduğuna hem de dünya üzerinde yarattığı etkilere atıflarda bulunmaktadır. Bazıları için zarif ve güzeldir, bazıları içinse hiç istenmeyen biridir.

8. Rose

EPISODE THREE Picture Shows: The Doctor (CHRISTOPHER ECCELSTON). CHRISTOPHER ECCLESTON plays The Doctor in this new series coming soon to BBC ONE with BILLIE PIPER as Rose Tyler. Travelling through time and space, the Doctor and Rose come face to face with a number of new and exciting monsters, Warning: Use of this copyright image is subject to Terms of Use of BBC Digital Picture Service. In particular, this image may only be used during the publicity period for the purpose of publicising 'Doctor Who' and provided the BBC is credited. Any use of this image on the internet or for any other purpose whatsoever, including advertising or other commercial uses, requires the prior written approval of the BBC.

“Sizler çocuk iken, size ilk kez dünyanın döndüğünü söylediklerinde inanamazsınız çünkü her şey olması gerektiği yerdedir. Ama ben hissedebiliyorum. Dünyanın dönüşünü. Ayaklarımızın altındaki zemin, saatte 1.000 mil hızında dönüyor. Tüm gezegen güneşin etrafında saatte 100 bin km hızında hareket ediyor. Bunu hissedebiliyorum. Boşluğa düşüyoruz, sen ve ben. Bu küçücük dünyanın kabuğuna yapışmışız. Eğer bırakırsak…İşte bu benim.” – Doctor

Dokuzuncu Doctor, Christopher Eccleston, duygusal bir tip değildir aslında; sırf yaşıyor diye bir Dalek’e işkence eden, karanlık bir Doctor’dur. Ancak bu dizinin tarihinde güzel bir alıntı bırakmaktan alıkoymamıştır onu. Daha ilk bölümünde kullanılan tam da bu replik, karakterini anlatmak için kullanılmıştır ve fevkalede bir şekilde yapar bunu. Bu kadar ayrıntı şeyler söylemesi, özellikle diziye yeni başlayanlara, evrenin olağanüstülüğünden duyulan heyecanı anlatmak için kullanılmıştır. Ama asıl hikaye bu kadar değildir, Russell T Davies, kendi dünyamızı hem mükemmel hem de çok tehlikeli bir yer haline getirmektedir. Doctor’un Rose’a “düştüklerini” ve Dünya’nın kabuğuna “yapıştıklarını” söylediği sahneleri düşününce, aslında bunlar hepimizin yaptığı şeylerdir ve herkesin bir şekilde farkında olduğu gerçeklere dramatik bir hava katar.

Ancak yine de en önemlisi, Doctor’un karakterini anlatan bir repliktir bu. Çünkü, o, hiçbirimizin dikkat etmediği küçük detaylara dikkat eder, onu özel yapan budur. O böyle biridir.

7. The Big Bang

7-the big bang

“Uyandığında, yalnızca kafandaki bir hikaye olacağım. Ama önemli değil. Sonuçta, hepimiz birer hikayeyiz. Ama güzel bir şey olsun, tamam mı? Çünkü güzeldi, çok güzeldi.” –Doctor

The Big Bang’in sonundaki bu duygulu ve romantik sözler, 5. Sezonun tamamını içine alır; Amy Pond’un hayal ettiği bir karakter olan Doctor vardı, bu bölümün sonuna yaklaşıyordu. Kendisini bir hikaye olarak görmesini söylemesi de bunu desteklemektedir.
Ancak bu sözlerin sadeliği olağanüstüdür. Steven Moffat bu sözleri oldukça şaaşalı bir dil kullanarak yazabilecekken, en temele indirgemeyi seçmiştir. Gerçekten de, gelecek kuşaklara aktarılan hikayeleriz, anılarız ve masallarız hepimiz. “Güzel bir hikaye olduğundan emin ol,” demek için söylenen, hayat üzerine oldukça etkileyici sözlerdir.

Bu adam, gitmeden önce tam on iki kez hayata tutunacak kadar ölmemeye gayret eden bir ırktan gelmektedir. Bu Zaman Lordu’nun ölümü kabul edip küçük bir kızın kafasında bir hikaye olmayı kabul etmesi bu yüzden olsa gerek etkileyicidir.

6. Survival

Sylvester McCoy as the Doctor seen here on location near Arundel during the filming of the Dr Who story called The Silver Nemesis. 28th June 1988 Mirrorpix/Courtesy Everett Collection

“Oralarda bir yerlerde, göğün yanıp tutuştuğu, denizlerin uyuduğu, nehirlerin rüyalar gördüğü, dumandan insanlar ve şarkılardan yapılma şehirlerle dolu dünyalar var. Bir yerlerde tehlike, bir yerlerde adaletsizlik ve bir yerlerde de soğumakta olan çaylar var. Hadi, Ace. Yapacak çok işimiz var.” –Doctor

Yedinci Doctor bir monolog ve nutuk üstadıydı. Ama gerçekten hatırlanması gereken sözleri Klasik Seri’nin final bölümünde geçen işte bu sözlerdir. “Yanıp tutuşan” ile “rüya gören” ve “uyumakta olan” sözleri, oralarda bir yerlerde birilerinin yardıma ihtiyacı olduğunu vurgulamaktadır. Tehlike ve adaletsizlikle dolu keşfedilmeyi bekleyen binlerce dünya vardır.

5. The Pyramids Of Mars

5-the pyramids of the mars

“Ben bir Zaman Lorduyum. Bunun ne anlama geldiğini bilemezsiniz. Ben bir insan değilim; ben sonsuzlukta yürürüm.” –Doctor

Tom Baker tarafından canlandırıldığı zamanki kadar hiçbir zaman Doctor’un gerçekten de bir uzaylı olduğunu hissetmemişizdir. Yetmişlerde, Dördüncü Doctor’un bu dünyadan olmadığını gösteren birçok ayrıntı vardı, ancak tam olarak bu replik, Russell T Davies’e, Doctor’a bir tanrı havası katma fikrini vermiş olmalıdır.

Zaman Lordu ünvanı yetmiyormuş gibi, “ne anlama geldiğini bilemezsiniz” cümlesi büyük bir güç taşıdığını vurgulamaktadır. “Ben sonsuzlukta yürürüm” cümlesi ise, Doctor’un zamanın başlangıcından sonuna dek seyahatlerini anlattığı gibi, onun eskimemezliğini de göstermektedir. Yanında seyahat eden tüm yol arkadaşlarından daha uzun yaşayacağının, yani sürekli kaybeden kişinin o olacağını anlatır. İşte Zaman Lordlarının taşıması gereken yük, onların laneti olan şey, çok uzun yaşıyor olmalarıydı.

4. The Time Of The Doctor

4-the time of the doctor

“Düşün bir, hepimiz değişiyoruz. Hayatlarımız boyunca birçok farklı insan haline geliyoruz. Ama bu sorun değil, bu güzel, eskiden olduğun tüm insanları hatırladığın sürece devam etmelisin. Bunun bir anını bile unutmayacağım, yemin ederim. Doctor’un ben olduğum zamanı, sonsuza dek hatırlayacağım.” –Doctor

On Birinci Doctor’un son anlarında söylediği bu sözler, onun da bizim gibi olduğu fikri, yani herkesin hayatları boyunca farklı kişiler olması– Moffat tarafından zekice ve harikulade bir şekilde yazılmış. Eğer “Ben, Doctor olduğum zamanı..” şeklinde yazılsaydı, Matt Smith canlandırdığı karakterin tüm etkileyici ve garip hareketlerini kendine atfetmiş olurdu. Ama “Doctor’un ben olduğum zamanı…” herkesin, tarih ve mitoloji üzerinde çok sıkı bir şekilde çalışarak bu karaktere verdiği özelliklerin bir oyuncu tarafından canlandırılması anlamına geliyor.

3. An Unearthly Child

3- an unearthly child

“Dördüncü Boyut’ta seyyahlar olmanın nasıl bir şey olduğunu düşündün mü hiç? Düşündün mü? Sürgüne yollanmayı? Susan ve ben gezegenimizden kovulduk, ne bir koruma ne bir dost. Ama, ama bir gün geri döneceğiz. Evet, bir gün.” –Doctor

İlk Doctor’un ilk bölümünde söylediği, dizinin gelecek elli senesini özetleyen bir replik bu. İnanılmaz. İlerdeki yıllarda çok daha ön plana çıkan yalnızlık fikrine rağmen nasıl gezdiğini anlatmak için kullandığı “seyyah” kelimesi ve “bir gün” deyişiyle daima gelecek için umutlu olması, bir gözü daima ufukta olan bir karakter için doğru seçimler olsa gerek.

2. The Family Of Blood

Doctor Who TV series starring Christopher Eccleston, David Tennant, Matt Smith, Billie Piper, Karen Gillan, Freema Agyeman, Catherine Tate, Alex Kingston, Jenna Coleman, Paul Kasey, Nicholas Briggs, Arthur Darvill, Noel Clarke, John Barrowman - dvdbash.com

“Onu gördüm,
Ateş ve buz içinde
Öfke dolu,
Güneşin kalbindeki karanlığa benziyor
Bir fırtınayı andırıyor
Geçmişten gelip geleceğe yürüyor.
Zamanın merkezinde ışık saçıp,
evrenin dönüşünü görebiliyor.”
– Tim Latimer

Paul Cornell’in iki bölümlük Aile hikayesi bir şaheserdir, acımasızlık ve kibarlık, savaş ve barış ve insan olmak ile uzaylı olmanın ne anlama geldiği üzerine mükemmel bir hikayedir.

Ve Timothy’nin bu sözlerinde, Doctor’un “zamanın merkezinde” olup, “evrenin dönüşünü” seyrederek bir tanrıya benzediğini fark ederiz.

1. Vincent And The Doctor

Harbor in Penzance, Cornwall.

Bana kalırsa, iyi şeyler ve kötü şeyler toplamıdır hayat. Elbette, karşı gelemez iyi şeyler daima kötü şeylere, ama ne var biliyor musun, aynı şekilde, kötü şeyler de daima iyi şeyleri kirletip getiremez onları önemsiz hale.” –Doctor

Richard Curtis tarafından yazılan bu parça, oldukça sade ve moral verici sözlerden oluşur. İzleyicinin omuzuna atılan bir kol gibidir. Hayatta hem “iyi şeyler” den hem de “kötü şeyler” bulunur, ancak önemli olan bu iyi şeylere odaklanmaktır. Bu fikri anlatmak için şaşaalı kelimeler ve ağdalı bir dil kullanmak gerekmez, hepimizin hak vereceği  dosdoğru bir sözdür bu, ve Curtis de bu şekilde ifade etmeyi tercih etmiştir.

Kaynak: What Culture